İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Bir Hadis-i Kutsi’den eğer hiç günah işlemeyen bir kavim olsaydık Allah’ın bizi bu yüzden helâk edeceğini ve yerimize işlediği günahtan sonra tövbe eden bir kavim yaratacağını öğreniyoruz. Bu kaynaktan ve bütün İslâm kaynaklarından asıl öğrendiğimiz ise Müslüman olmanın bizi hangi mecraya soktuğudur. Müslüman olmak bizi kıldan ince kılıçtan keskin sırat-ı müstakime sevk ediyor. Yani kelime-i şahadet getirmek kendimizi sırat-ı müstakim içinde hazır bulmak anlamına gelmiyor. Müslüman olduğumuz zaman sadece Allah bizi kaldırabileceğimiz bir yükün altına sokuyor. Nankör tabiatlı olanlar yükün kaldırılamayacak kadar ağır olduğunu sanarak hatalarına bir yenisini ekliyor.
Müslüman olmak putperestlikten kurtulmaktan ibaret değil. Din gününün geleceğine inanmak dünyada geçirdiğimiz her saniyede yapıp ettiklerimizin hepsinin hesabını vereceğimizi kabullenmeğe varır. Müslüman ömrünü Allah’ın rahmetinin gazabını aştığını bilerek geçirir. Din günü mizan günüdür. Din gününde terazinin bir kefesinde işlediğimiz günahlar, diğerinde ise sevaplarımız yer alacaktır. Cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceğimizi ağır basan tarafın belirleyeceğini ümit ediyoruz. Âdem’in yaratılışından itibaren binlerce yıldır yalnızca Allah’tan ümit etmek İslâm’ı canlı ve diri tuttu. Yeryüzünde kavrayışı helâl ile haram arasındaki farka odaklanmış tek Müslüman kaldıysa İslâm’ın canlılığından ve diriliğinden söz etmemiz mümkündür. Gerçi günümüzde tablonun Müslümanlar açısından pek parlak olmadığını kabule mecburuz. Ters giden neydi? Mesele sapmanın hangi şartlarda doğduğunu bilip bilmeyişimizden çıktı.
Vukuatın şuuruna biz Müslümanlar hiçbir çağda yabancı kalmadık. Devlet idaresinin İslâm’la barışık olmadığı dönemlerde Cuma namazının rekâtlarını dört, iki, dört, dört iki sırasıyla kıldık. Bunun anlamı şuydu: Gönlümüz devletin İslâm’la zıt gitmesini kaldırmadığı için, sanki öyleymiş, resmiyet İslâm’la uyumluymuş gibi dört rekât sünnetin ardından Cuma’nın iki rekât farzını kılıyorduk. Diğer yandan resmi anlayışın İslâm ile barışık olmadığını da inkâr edemediğimiz için Müslüman olarak görevimizden kaçmıyor, sanki Cuma gününde değilmişiz gibi her günkü öğle namazını eda ediyorduk. Ezel ve ebediyet biz Müslümanların her zaman zihninin dâhilindedir. Ezelde Allah’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine “Belâ” cevabını verenlerden olduğumuzu unutmamayı şeref bilenlerdeniz. Şerefsizlikten uzak durmakla öğünürüz.
Antik Yunan kültürü dünya hayatına dair öğrendiği her şeyi götürebildiği kadar ileri götürerek dünyadaki diğer kavimlerin ilgisini çekti. İlgisi çekilen kültürlerden en dikkate değer olanı Antik Roma’ya aitti. Roma Yunan’la öyle içli dışlı oldu ki, Antik Çağ denince hem Yunan, hem de Roma anlaşıldı. Yunanlıların Zeus’u tören düşkünü Roma’da Jüpiter olarak anıldı. Oysa Yunanlılar tanrılarının birçoğunu, belki de hepsini Antik Mısır’dan kopyalamıştı. Yunanlılar devir aldıkları her şeyi kendi kültürleri içinde mezcetmeği çok iyi bildiklerinden aradan binlerce yıl geçmesine rağmen karşımızda capcanlı bir Yunan mitologyası var. Antik çağda bir Yunan filozofunun itibar kazanması için onun Doğu’ya (bilhassa Mısır’a) seyahat etmesi ve bir bilgeden el alması şarttı. Platon’un Sokrates’ten ziyade Kur’an-ı Kerîm’de adı geçmeyen Yeremya peygamberin tilmizi olduğu söylenir.
Yunan medeniyeti sadece Romalıların hayretine ve hayranlığına sebep olmadı. Roma Yunan topraklarını ele geçirdikten sonra köle Yunanlılar efendilerinin hocası oldular. Bu dönemden itibaren Yunanlıların temas ettikleri her kültürü kendi kafalarına göre ıslah ettiklerini görüyoruz. Müslümanlar da bu ıslah edilenler arasındaydı. Antik Yunanlıların gücü dünya hayatının sırlarını çözmüş olmalarında gizliydi. Bugün bile gençler tıp fakültesinden mezun olurken Hipokrat yemini ediyor. Yunanlılar günlük hayatın toplum lehine işlemesi uğruna sayılamayacak kadar başarı gösterdi. Başarı saymak zorunda bırakıldığımız şeyler bugün içinde bulunduğumuz felâketi doğurdu. Antik Yunanlılar gibi modernler de yeni tanıdıkları toprakları önce fethediyor, arkasından kolonize ediyorlardı. Modern medeniyet ampirizmin, deneyciliğin rasyonalizmi alt etmesi sonucunda doğmuştur. Avrupalılar “büyük keşifler” adını verdikleri seyahatleri sonunda müstemlekeciliğe ulaştı. Başından beri müstemlekeciliğin emperyalizmi doğuracağını biliyorlardı. Metropoldeki açları doyurmak için periferidekileri aç bırakmanın övünülecek bir şey olmadığı apaçık olduğundan akademik anlamda bir post-kolonyalizm yalanını uydurdular. Oysa bütün Avrupa devletleri halen müstemlekeciliğe sımsıkı yapışmış olarak yaşıyor ve Gazze’nin felâkete uğramasına destek oluyorlar.
Antik Yunan’ın düştüğü hata bugün bütün dünyanın paçasından sarkıyor. Eski Yunanlıların sonsuzluk fikriyle araları iyi değildi. Onlara göre dünya sınırlıydı. Sonsuzluktan söz edebilmek için sınıra ulaşmak şarttı. Sonsuzluk dünyanın sınırına ulaşabildiğiniz zaman karşınıza çıkacaktı. Bu kavrayış tarzı pozitivizmin mihverinde yer alıyor. İlerlemeci, evrimci pozitivistler insanlığın “henüz” bilginin tamamına varamadığına; insanlık bir yandan evrimleştikçe ve bundan dolayı ilerledikçe bütünleşmenin bir gün gerçekleşeceğine iman ediyorlardı. “İman ediyorlar” dedim zira pozitivizmin mucidi Auguste Comte kendi sevgilisine tapınılan bir din de icat etmişti. Batı kambur üstüne kambur ilâve ederek acısını çektiğimiz medeniyeti günümüze taşıdı. Kamburlardan kaç tanesi Batı’ya mahsus idi? Hiçbiri.
İsmet Özel, 24 Zilhicce 1447 (10 Haziran 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


