GÖKTEN PARA YAĞMADI, YAĞMAYACAK
İSMET ÖZEL
.

Bir takım insanların diğer birçok insana yakıştırmağa çalıştıkları düzenle Yaratıcı’nın yaratılanlar lehine yani Allah’ın tüm kâinat lehine tesis ettiği düzenin birbirine uymadıklarının bilincine varmamız lâzım. Bu bilince açılan yolda yürümemizi ancak bizim İslâm, İman, İhsan sıralamasına tâbi olmamız mümkün kılacaktır. İslâm barış dinidir denildiği zaman barış kelimesiyle sadece “çatışmanın yokluğu” anlamını çıkarmamız hatadır. Barışın bize helâl ile haramın birbirinden kesinlikle farklı tutulduğu düzeni gösterdiği hatırdan çıkarmamalıdır. Yani İslâm demekle Müslümanların emniyette bulundukları sahayı işaret etmiş oluruz. Nitekim mü’min elinden, dilinden emin olunan kişidir.  

Aristoteles’ten bu yana insanlık varoluşu dört parçaya ayırmış: Toprak, ateş, hava, su. Dinler insanın balçıktan, cinlerin ise ateşten yaratıldıkları düşüncesiyle bir evren tasavvur etmişler. Ancak bu unsurlardan toprağa ve ateşe baktığımızda sadece varlığın yapısına ilişkin unsurları görüyoruz. Oysa varlıklar nefes alıp vererek ve kendilerine bir gidiş istikameti bularak hayata dâhil olabiliyorlar. Yani hava ve su olmaksızın canlanmak mümkün değil. Dikkate değer husus şu ki varlık sırf mevcudiyeti itibariyle anlamlı değil. Anlam ahlâkla birlikte doğuyor. Hangi ahlak? Hayatta kalabilme ahlakı… Bilim adamları yiyip içmeden insanın hayatta kalamayacağını düşünerek toplu yaşamanın sırrının toplayıcılıkta ve avcılıkta saklı olduğunu düşünmüşler. İnsanların daha sonra tarımla ve zanaatla meşgul oldukları kanaatine varmışlar. Bu kanaatlerin halen geçerli oldukları şüphelidir. Geçmişte hayatın nasıl aktığı hususunda ürettiğimiz tasavvurların Göbekli Tepe’nin keşfiyle baştan ayağa değişmesi gerekiyordu. Aradan yıllar geçmesine rağmen böyle bir değişimin gerçekleştiğine tanık olmadık. Tanık olduğumuz fiilen hayatın akışını sağlayan uygulamalardır. İslâm’ın on beş yüzyıldır dünyadaki mevcudiyetini korumasına rağmen para kullanan bir şehir hayvanı olmaktan çıkamadık.

İslâm insanların para kullanan birer şehir hayvanı olmalarının önüne geçmek için var oldu. Kelime-i Tevhid bir hükmün iki yakasını bir araya getirdiği için vahdet dininin en esaslı şiarıdır. Hükmün ilk yakasında La ilahe illallah yani Allah’tan başka tapılacak olmadığı beyanı vardır. Bu beyan dolayısıyla Kitaplı dinler veya İbrahimî dinler dediğimiz Hıristiyanlık ve Yahudilikle iştirak halinde olduğumuz bazılarınca farz edilir. Ancak bu beyan ikincisiyle birleşmediği takdirde dengeyi tutturamaz ve ayakta duramaz. İkinci yaka Muhammedün Resulullah’ı yani Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu beyan eder. Allah’ın elçisi akşam evine dönerken üzerini yoklar ve eğer üzerinde kalmış bir veya birkaç metelik fark ederse o parayı tasadduk eder evine tertemiz öylece girerdi. 

Aranızda Resulullah ’ın bu sünnetini bugünün şartlarında uygulamamızın imkânsız olduğunu söyleyenlerin olduğunu ve mazeretlerinin geçerli olduğunu biliyorum. Fakat insanların modern çağda bir mali hiyerarşiden dolayı acı çektiklerini umursamadıklarına hayret etmekten kendimi alamıyorum. İktisat teorisinde bir işçiye ne miktarda yevmiye verilmesi hususunun münakaşa edildiği bilinir. Her işçiye ertesi gün işbaşı yapacak miktarda ücret verilmelidir. O miktarın azını verirseniz kendini beslemeğe yetmeyecek para için çalışmayı işçi reddedecektir. Eğer işçi ihtiyacının üstünde bir para alırsa ya aldığı alkolün tesiriyle veya koynuna girdiği fahişenin yatağında sızıp kalacak, yani istenilen zamanda işbaşı yapmayacaktır.

İblis kendini şeytanlaştıran ilkeye olan bağlılığını gevşetmedi ve kendi ordusuna birçok insanı ilâve etti. İnsanların toplu yaşama uğruna türettikleri uzlaşmayı bir kontrol mekanizmasına çevirdi. Dünya Sistemi şeytani ilkeyle işliyor. Gücü sermayenin teraküm ve temerküzünde saklı mali hiyerarşi mafevkin madun olanı denetlemesi suretiyle işliyor. En kısa sürede en çok kâr edenin başı çektiği sistemde sermayenin dünya nimetlerini olduğu kadar bütün insani duyguları tahrip ettiği gerçeğini gölgelemek için sanat faaliyetlerine ve hayır kurumlarına yatırım yaptığını görüyoruz. Kapitalizmin canı nakdî sermayenin hızlıca el değiştirmesine sıkı sıkıya bağlıdır. 1929 buhranının atlatılmasında en büyük rolü olan J. M. Keynes parasını biriktirmiş ve merkezi kılmış zümreye şu tavsiyede bulunmuştu: “Canınızı tehlikeye atacağınıza banka hesabınızı tehlikeye atın”. Kapitalizm canını çalışanların yoksulluk sınırında tutulmasına borçludur. Eğer küçük harcamalar vuku bulmazsa bütün büyük yatırımlar kısa sürede yerle yeksan olacaktır. Dünya Sistemi kendine yeten her insani birimden tedirgin oluyor. Sistem’in nefes alması ancak her muhalif unsurun Sistem’in bir köşesine ilişmesiyle mümkün oluyor. Kolonyalizm ömrünü “Coca-Colonialisme” şekline bürünerek uzattı. Türkeli’nde Pepsi-Cola 1964’te arz-ı endam etti; ama o sırada gerek Pepsi-Cola, gerekse Coca-Cola sadece Moskova’da değil, Mekke’de de cayır cayır satılıyordu.

İsmet Özel, 27 Rebiülevvel 1448 (9 Eylül 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.