İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Eğer başlığa “deryanın derinliği” yerine “denizin derinliği” ibaresini yazmış olaydım anlatmak istediğim hususta bir anlam kayması doğmazdı. Ben yine de derya kelimesini seçtim. Çünkü derya kelimesi neyi kast ettiğim bakımından bir tereddüt doğurmuyor. Oysa “deniz” kelimesi Türkçeyi Latin alfabesiyle yazmağa mecbur oluşumuz yüzünden ortaya çıkmış bir zorlu deyiş türü. Türk yazısı kullandığımız dönemde hem deniz, hem de domuz kelimesi “sağır kef” adını verdiğimiz bir harf yardımıyla yazılırdı. Türk yazısında deniz kelimesinin “n” harfi, domuz kelimesinin “m” harfi yoktu. Yani Latin alfabesiyle okuyup yazdığımız zaman Türkçenin kendine mahsus edasını, kıvraklığını, dostluğunu da terk etmiş olduk. Bugün Türk toprakları içinde sahilde bir mekân olmamasına rağmen Denizli adını verdiğimiz bir vilâyet var. Bir yalı beldesi olmayan bir yere bu adın verilmesiyle bir hata mı işlenmiş? Hayır, çünkü Denizli vilâyeti adını Pamukkale ve sair sulak sahalar sebebiyle almış. Sahillere çok uzak yerlerde yaşayan Türklerin dilinde deniz demek suyu istenenden daha fazla demektir.
Türkçeyi Türk yazısıyla değil de Latin alfabesiyle okuyup yazmağı basit bir biçim meselesi olarak görenler büyük bir hata içine düşmüşlerdir. Ülkemizde Latin alfabesinin baskınlığı Türk düşmanlarının en güçlü silâhıdır. Daha işin başında Kur’an harflerini terk etmekle bizatihi Kur’an-ı Kerim’i itibarsızlaştırma gayesi güdüldüğü bu eylemin yürütücüleri tarafından açıkça ilân edilmiştir. Şimdiye kadar Latin alfabesinin Türkçenin başına açtığı belaları zikredenler olmuştur; ama Latin yazısının bize neye mal olduğuna, bu ters yazı yüzünden neleri feda ettiğimize dokunan pek olmamış, Latin harfleriyle okuyup yazmanın gayri millî özelliğine temas etmek kimsenin aklına gelmemiştir.
Uzak-Doğu denilen sahada Çinliler, Japonlar, Koreliler kendi yazılarından vazgeçmeği hâlâ hiç düşünmüyor. Greklerin, Rusların, Gürcülerin, Ermenilerin, İsraillilerin ve daha birçok kavmin yazılarından hiçbir şikâyeti yok. Almanlar Alman yazısını Hitler diktatörlüğü sırasında terk ettiler ve fakat Almancada dilin telaffuzu gereği hâlâ umlaut var, eszett denilen bir harf var. Dahası Latin alfabesi dışında bir yazı türü denememiş kavimler bile gerek duydukları yerde alfabelerine yeni bir harf eklemekten geri durmamışlardır. El yazısında p ve r harflerini Fransız bir türlü, Alman ve İngiliz başka bir türlü yazar; ama bu harfleri bir Türkün nasıl yazacağı, Fransızları mı, Almanları mı taklit edeceği kurala bağlanmamıştır.
Hangi limana varacağını bilmeyen bir kaptanın denizin derinliği hakkındaki bilgisi hiç kimsenin, hiçbir işine yaramayacaktır. Latin alfabesine mahkûm oluşumuz bizi varılacak limandan mahrum etti. Eğitim gördüğüm yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nde iki tür bayram vardı: Ramazan ve Kurban bayramlarına dinî bayramlar derdik. 29 Ekim’de, 23 Nisan’da ve 19 Mayıs’ta millî bayramları kutlardık. 27 Mayıs’ı da uzun yıllar millî bayram olarak kutladık. Hatta bu günü 30 Ağustos Zafer bayramıyla eş tutanlar çoktu. Dil devrimi adını verdikleri hareket de bizi bize düşman etti. Türkçeyi savunmanın ne anlama geldiğini bilmeyen insanlarla iç içe yaşıyoruz.
Millî düşmanımız millî hedefin kendisidir. Bu bakımdan benim dikkatimi celbeden bir şeyden bahsedeceğim: Türkeli’nde “pet şişe” üretimi 12 Eylül 1980'den sonra başladı. Andığım tarihte pet şişenin zararları gün gibi ortadaydı. Paşabahçe tesisleri ülkemizin cam eşya ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyordu. Dahası dünya piyasasında bir ayna açığı tespit edilmişti. Yani devlet elindeki imkânları halkın lehine kullanmaktan kaçındığını her fırsatta tebarüz ettiriyor. Bir zaman ülkemizde en çok satan gazeteyi çıkaranlar bugün terörist sayılıyor. Cumhuriyet ilânından sonra vuku bulan çarpıklıklar saymakla tükenmez. Gözümüzü varacağımız limandan deryanın derinliğine kaydırmayı kahramanlık sayanlar daha yüksek bir makama, daha büyük bir servete kavuşmada hiç zorluk çekmiyor. Yani şimdilik millîleşmemiz yeryüzü heveslerine ayarlı dalgalarla gidip gelen bir gemide bulunuşumuza sabitlenmiş görünüyor. Modernleşmenin bizi sardığı bu kefeni yırtıp çıkmanın bir veya birçok ihtimali elbette var. Her şeyden önce kendi ölçülerimizin neler olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Modernlik bir başkasına özenerek iyiye vasıl olamayacağımızı bize göstermiş olmalıydı. Bakmakla ustalığa erişilseydi kedilerin kasap olmaları gerekirdi. Hiçbir millet başarıya bir diğerine bakarak ermemiştir.
İsmet Özel, 20 Rebiülevvel 1448 (2 Eylül 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


