BİSİKLET ARABAYA KOŞULMAZ
İSMET ÖZEL
.

Modernlik tarihi öyle aşamalardan geçti ki insan hayatında atın yerini bisikletin alacağını ciddiyetle düşünenler vardı. Onların ciddiyetten ne anladığını merak etmekte haklıyız. Kur'an-ı Kerim'de övülen ehlileştirilmiş bir organizmanın yerini insandaki denge duygusunun ustalıkla kullanılmasıyla elverişli hale getirilmiş mekanik bir yapının alacağını düşünmek ciddiyetle ne kadar bağdaşır? Nazilerin Fransız elleriyle inşa edilmiş Maginot Hattı’yla uğraşacaklarına söz konusu hattı Hollanda üzerinden bisikletli birliklerle arkadan çevirerek Fransa’yı işgal etmiş olmaları ne bir daha Naziler, ne de başka ordular tarafından yeniden uygulandı. Yenilik ne kadar hayret uyandırıcı olursa olsun insan hayatına çabucak yerleşivermez. Giderek kırılan rekorların insan hayatında hiç yeri yoktur. Yeniliğin insan hayatına yerleşmesi için yeni karşılaşılan şeyin insan heveslerindeki bir şeye, bir koy beş al ilkesine tetabuk etmesi şarttır.

Mutlak monarşinin yıkılıp onun yerini cumhuriyetin almasına yol açan ve 1789-1799 yıllarında gerçekleşen ihtilâl bütün Avrupa’yı derinden sarstı. Çok kan dökülmesine sebep olmasına rağmen bu sarsıntı toplumsal ve siyasal yapıyı kökten değiştirmedi. Fransızların aristokrasiyi yeniden iş başına getirmeyi öngören bir restorasyon dönemi yaşadıklarını, Fransa tarihinde Cumhuriyetlerin bir boya markasına konu olacak şekilde gelip geçtiğini ve halen yürürlükte olan beşinci cumhuriyetin yerini almak üzere Jean-Luc Mélenchon’un 2017 kampanyası sırasında Altıncı Cumhuriyeti kabul etme prosedürünün başlatıldığını biliyoruz. 1789’un Fransız ihtilâlcileri düşman olarak aristokrasiyi ve onun müttefiki ruhban sınıfını görüyordu. Aristokrasinin Avrupa’da yönetici sınıf olarak yer sahibi olmaları yüzyıllar almıştı. Bugün kütüphanelerde XIII. ve XIV. Hıristiyan yüzyıllarında aristokrat çocukların terbiye edilmesine dönük yazılmış yığınlarca kitap bulursunuz. Aristokrasiye mensup olmak Beethoven’in zannettiği gibi doğumla ele geçmiş bir şey değil, hak edilmiş bir şeydi.

Fransa’da otokratların yönetimi yerini cumhuriyetçilerin yönetimine bırakmadı. Cumhuriyetten çok daha ilginç bir deneyim yaşadı Fransa. Karşımıza işgal ettiği topraklar dolayısıyla Napolyon Bonapart adında bir imparator ve onun yönetimi altında bir Fransız İmparatorluğu çıktı. Napolyon işgal ettiği topraklara Fransızların ihtilâlle kazandıkları vatandaşlık haklarını ikrar eden Fransız Medeni Kanunu’nu diğer adıyla “Code Napoléon” u götürdü. Neydi Napolyon Kanunu’nun aslı esası? Napolyon Bonapart Papa’nın elindeki imparatorluk tacını onun elinden kendi ellerine aldı ve böylece dinin kutsadığı değil, halkın kutsadığı imparator olma vasfı edindi. Napolyon Korsikalı bir avukatın oğluydu. Ona bir soyluluk geçmişi uydurma çabalarına rağmen bir aristokrat değildi. Fransızlar içlerine aristokrasiyi değil, muzaffer kumandanı sindirmişlerdi. Çok geçmeden Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine Napolyon Bonapart’ın ağabeyinin oğlu katıldı. Yeğen Napolyon hayret verici bir çoğunlukla seçimi kazandı. Seçimi bir plebisit takip etti. Yeğen Napolyon’un Fransız halkına tevcih ettiği sual şuydu: Benim şahsımda imparatorluğun ihya edilmesini kabul ediyor musunuz? Bu suale ezici bir çoğunlukla evet cevabı alınınca Napolyon’un yeğeni III. Napolyon namıyla tahta geçti. Bu döneme Fransızlar “İkinci İmparatorluk-Deuxième Empire” adını verdiler. Ne var ki İkinci İmparatorluk Dünya Sistemi zaviyesinden Fransız ekonomisinin Britanya ekonomisinin bir alt basamağına yerleşmesiyle sonuçlandı.       

Aristokrasi bugün her zamankinden daha güçlüdür. Britanya’da düşünce hürriyetinin kırmızı çizgisi kraliyet ailesidir. O ülkede her toplum tabusunu çiğneyebilir; ama asla cumhuriyetçi olamazsınız. Hiç kimse yakın veya uzak gelecekte bir Norveç Cumhuriyeti veya İsveç, Danimarka yahut Belçika Cumhuriyeti kurulacağından bahsetmiyor. Hepimiz Avrupa’nın siyasi teamülünü hazmetmiş durumdayız. Savaşı kaybeden aristokrasisiyle birlikte müstemlekesini de kaybediyor. Bir dönem Bismarck Avrupa’nın en güçlü siyasetçisiydi. İşte bu dönemde Uzak Asya’da Bismarck Takım Adaları vardı. Bu takımadalar Almanya’nın I. Cihan Harbi’nin mağlubu sayılması sebebiyle diğer Alman müstemlekeleri ile birlikte tarihin çöplüğüne gönderildi. Birinci Cihan Harbi patlak verdiğinde Afrika’nın hem Atlantik Okyanusu’na bakan, hem de Hint Okyanusu’na bakan yakasında geniş Alman müstemlekeleri vardı. İtalya müstemlekelerini II. Dünya Savaşı sonuna kadar elinde tuttu. Mussolini’yi başbakanlığa tayin edenin İtalyan Kralı olduğunu hatırdan çıkarmayalım. İspanya’da 1936 seçimlerini cumhuriyetçiler kazanınca kralcılar Fas’tan harekete geçerek kanlı iç savaşı başlattılar. İç savaşın galipleri kralcılardı. Kralın İspanya’ya dönüşü General Franko’nun ölümü sonrasıdır.

Sarahaten gördüğünüz gibi –Gerçekten görebiliyor musunuz?- bisikletleri arabaya koşmak mümkün değil. Batılı hayat tarzı arabaya koşulmuş atların yerini otomobillere bıraktı. Bu hadise gerçekleşmeden altı yüz yıl önce Türkler Küçük Asya veya Anatolia olarak adlandırılan toprakların karakterini kökten değiştirdi. Bu kökten değişim dünya hayatının olgunlaşma yönünde geçirdiği değişiklikleri hesaba katarak vuku buldu. Büyük İskender döneminde başlayan Helenizm ve Romalılaşma sırasında yürürlüğe giren değişimlere geçerlilik tanındığı için Türk hâkimiyeti altındaki topraklar kolayca Türk vatanı haline getirildi. Bu değişimin hakkından Bizans feodalitesinin yaygınlaşmadan boğulmasıyla gelindi. Atlı arabayla kurulan ticaret ağı iptal edildi. Türkler en hızlı ulaşımın at sırtında yapıldığı bir şebekeyi harekete geçirdiler. Türklerin at sırtında neleri başarabileceğinden korkanlar Türklere ilki 1947-48, ikincisi 1962-63 yıllarında uygulanan iki at katliamı yaşattı. Ne zaman akarsularımızın kıymetini kavrayabilirsek, işte o zaman atlarımızı geri almağı başarabileceğiz. Akarsularımıza ve atlarımıza vurguda bulunmanın anlamı ne? Anlamı mekanizma yerine organizmaya yaslanmada buluyoruz. Millet olarak dilin, lisanın, lügatin organik gücünün bilincine vardığımız zaman dünya hayatının bizi iğfal etme korkusunu üzerimizden atacağız. Bu sebepten ötürü İstiklâl Marşı “Korkma!” uyarısıyla başlıyor: Korkma Allah bizimledir!

İsmet Özel, 6 Rebiülevvel 1448 (19 Ağustos 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.