UĞRAŞIP DİDİNMEK
İSMET ÖZEL
.

İnsan hakkındaki düşüncelerin en sapkını ve en saptırıcısı insanın kendi kaderini yarattığı düşüncesidir. Modernlik bu sapkınlığın üzerinde vücut buldu. Âyet meali bize insanın istiğnaya uğrarsa mutlaka azacağını söylüyor. Zaman içinde önce Avrupa, sonra Avrupa’nın bulaştığı bütün dünya ilerleme ve evrim düşüncesine iyi gözle baktı. Veya hâkim sınıflar eliyle bakmağa zorlandı. İnsanlığın nurlu ufuklara doğru ilerlediği düşüncesi avutucuydu. Evrim fikri ilerlemeyi fikr-i sabit haline getirdi. İnsanlık olarak bozuk ve sakat olanı geride bırakıyor, adeta arınarak yürüyorduk. Irkçılık ve toplumlar arasındaki hiyerarşik sıralama ilerlemeğe de, evrime de sağlam bir zemin temin ediyordu. İlerlemeğe ve evrime evet diyenler gerek ırkçılığa, gerekse ilerlemiş-geri kalmış toplum ayrımına hayır demekte zorlanıyorlardı.

Hıristiyanlık Yunan felsefesiyle tanışınca Kilise bünyesinde aklı başında bir kimsenin asla kabul edemeyeceği “teslis” oluştu. Hem Katolikler, hem de Ortodokslar 1+1+1= 1 biçimlenmesinde uzlaştılar. Sonradan bu uzlaşıya Protestanlar da katıldı. Üçlemeye inanan Hıristiyan kafasında önce aksakallı bir Yaratıcı Tanrı vardı. Sonra bu güneşten yeni bir güneş: Kurtarıcı Oğul doğdu. Kurtarıcı Oğul’un herkim tarafından ise, her ne sebeple ise çarmıha gerilmesinden ötürü dünyanın sahipsiz bırakılmasına engel olmak üzere bir Tesellici Ruh ’un ortaya çıkması kaçınılmazdı. İşte size Hıristiyan monoteizmi. Ne Yaratıcı Tanrı, ne Kurtarıcı Oğul, ne de Tesellici Ruh kendi başına Tanrı sayılıyordu. Tek Tanrı ile ancak bu üçü bir araya gelince tanışabiliyorduk. Hazreti Meryem’e Hıristiyanların yakıştırdıkları isim ise “Tanrı Doğuran Kadın” oldu.

Eğer haça saygınlık atfedenlerin hepsini Hıristiyanlık dini içinde sayacak olursak bu dinin takipçi sayısı en yüksek olanların Katolikler olduğunu görürüz. Hıristiyan mezhepler içinde Katoliklerin sayısı diğerlerinden fazladır, çünkü “Büyük Keşifler” sırasında denizcilikte en ileri olanlar İberik yarımadası sakinleri, yani Katolik Portekizliler ve Katolik İspanyollardı. Giderek Katolik kilisesi “Tordesillas” Anlaşmasıyla belli bir boylamın doğusunu Portekiz’e, batısını İspanya’ya bırakmıştı. Bütün Latin Amerika’da İspanyolca konuşulmasına rağmen Brezilya’da Portekizce konuşulmasının sebebi budur. Katoliklerde ruhban sınıfı gövdede en geniş yeri işgal eder. Tuhaflık Katoliklerin Helenistik tavırlarından doğuyor. Büyük İskender’in başlattığı Helenizm Yunan Kültürü’nün temas ettiği farklı kültürlerden etkilenerek yaygınlaşmasına matuftur. Bu bakımdan Yunanlıları medeni, Türkleri barbar görenler isabetli bir yorumda bulunuyorlar. Çünkü Grekler dışlarındaki kültürlerle uzlaşmadan, Türkler ise bu bakımdan sekterlikten yanadırlar. İslâm’ın içinde kötülük, dışında iyilik yoktur diyenler Türklerdir. Grekler temas ettikleri her kültürle uzlaştılar. Bizans yüksek tabakası başlangıçta Latince-Grekçe karması bir dil konuşuyordu. Ortodoksluğun da katkısıyla Bizans’ın dili çok geçmeden Grekçe oldu. Biz Türkler onlara hâlâ Rum: Romalı diyoruz.

Antik Çağ'ın yüceltilmesiyle uç veren modernlik hareket zemini olarak Roma’yı değil, Yunan’ı seçti. Olimpiyatların sloganını hatırlayın: “Citius, Altius, Fortius” yani “Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü”. Olimpiyatların şiar olarak benimsediği sözler size Hıristiyanların XV. ve XVI. yüzyıllarında kapitalizmin benimsediği istikameti düşündürmüyor mu? Rekabetin kahretmek anlamı kazanmasıyla kapitalizm Dünya Sistemi biçimine yaklaştıkça kârlı çıkacağını anladı. Dünya Sistemi’nde talimatlar merkezden çevreye kazançlar çevreden merkeze doğru hareket ediyordu. Mali sermaye işgalciydi. İşgal ettiği alanda muhtemel rakiplerine hayat hakkı tanımıyordu. Kapitalizm Türk düşmanlığı sayesinde gürbüzleşti. Başlangıçta yani XX. Hıristiyan yüzyılının ilk çeyreğine kadar Türklerden daha hızlı, Türklerden daha yüksekte, Türklerden daha güçlü olmak Avrupalıyı tatmin ediyordu. I. Cihan Harbi sonunda başlattığımız İstiklâl Harbi yedi düvelin Türklerin yularlanmağa hiç gelmeyeceklerini anlamalarına yetti. O halde ne yapacaklardı?

Medeniyet veya Dünya Sistemi Türklere Türklerin ilk bakışta fark edemeyecekleri yularlar hazırladı. Bu yularlara inkılaplar adı vermekten geri durmadık. Devletin tavrı her dönemde hep inkılâplardan yanaydı. Halkın “Atatürk’ü Koruma Kanunu” diye adlandırdığı metin meclisten 25 Temmuz 1951’de Cumhuriyet Halk Parti’sinin değil, Demokrat Parti’nin oylarıyla geçti. Sakarya Meydan Muharebesi Türkleri vatanlarından mahrum etmeğe Batı’nın gücünün yetmeyeceğini gösterince Avrupa XV. ve XVI. Hıristiyan yüzyılının ruhuna geri döndü. Madem Türkler tarih sahnesinden silinemiyordu, o halde Dünya Sistemi gemisinin dümeninden uzak tutulmalıydı. Bugün Türkeli hudutları dâhilinde Türklük aleyhine alınan kararlara destek vermeğe hazır milyonlarca kimse var. Onların dışında kalanlar ne uğruna uğraşıp didineceğini bilmeyenlerdir.

İsmet Özel, 1 Safer 1448 (15 Temmuz 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.