İSMET ÖZEL KİTAPLARI
İslâmiyet ortaya dinin Âdem aleyhisselâmın yaratılışıyla başladığı iddiasıyla Hıristiyan takviminin VII. asrında çıktı. Yani İslâm’ı Muhammed aleyhisselâm Arap Yarımadası’nda Yahudilerin ve Hıristiyanların yaşamakta olduğu sırada tebliğe başladı. Bu tebliğin dayanağı vahiy kabul ediliyor ve Kur’an yeryüzünde yaşayan bütün nev’-i beşere belagati bakımından meydan okuyordu. Buna binaen Müslüman olmanın tarihin doğru tarafında yer almak anlamına geldiğini ileri sürüyoruz. Beşeriyete mensup olan kimse ilk bakışta dünyada olmaması istenilen şeylerin olduğu, olması istenilen şeylerin ise olmadığı izlenimini edinir. Bir beşer, sadece bir beşer kalmakta ısrar edenler tarihin yanlış tarafında kalma tercihinde bulunmuşlardır. Yanlıştan duyulan rahatsızlık Müslüman olmağa giden yolu açar.
Açılan yolun üç merhalesi vardır: İslâm, iman, ihsan. İslâm’ı gereğince takip edenlere Allah iman nasip eder. Sadakatin mü’mince tezahürü kişinin ihsana erdiğinin göstergesidir. Sadece günümüzde değil, bütün İslâm tarihinde Müslümanlar sözünü ettiğim sıralamayı umursamadan yaşadıkları için bu umursamazlığın cezasını çektiler. Mü’minler bu türden bir cezayı hak etmiş değillerdi. Hak etmedikleri için Allah onlara güzel günler tattırdı. Yüzyıllar boyu Müslümanlar tattıklarıyla avundu. Avunmağı seçmiş olmaları onların felâket üstüne felâkete uğramalarına sebep oldu. Muhammed aleyhisselâm günlerden bir gün ufka bakıp: “Kardeşlerimi özlüyorum!” dedi. Bunun üzerine ashabı: “Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sordu. Bu sual üzerine peygamberlerin sonuncusu “Hayır” karşılığını verdi: “Sizler benim ashabımsınız, benim kardeşlerim beni görmedikleri halde benim açtığım yoldan yürüyenlerdir”. Eğer Muhammed ümmeti Allah’a hesap vermenin haşyetinden uzaklaşmışsa Rasulullah’a kardeş olmanın heyecanına da yabancı kalacaktır. Bilinmeli ki, İslâm Müslümanların eline verilmiş sihirli değnektir. Elimizdekinin kıymetini bilmeden kâfirlerin önümüzde geri adım atmasını bekleyemeyiz.
Allah eşyanın adını öğrettiği Âdem aleyhisselâma secde etmelerini meleklere emretti. Bu emre uymayan kimdi? İblis. Demek ki Allah’ın emrine itaatsizlik etmek şeytanlaşmanın başlangıcıdır. Allah’ın emrine uymak ise ilme secde edildiğinin göstergesidir. İlmi XVII. Hıristiyan asrında Avrupa’da icat edilen bilimle birbirine karıştırmanın modernliğe mahsus bir hata olduğunu hatırdan çıkarmayalım. İşe ilme secde eden melekleri taklit ederek başlamalıyız. O zaman İslâm’ın elimizdeki sihirli değnek olduğunu kavrayabileceğiz.
Belki “sihirli değnek” ibaresini kullanarak meseleyi özünden koparıyoruz. Yakından bakmağı başarabilirsek Müslüman'ın bizatihi bir sihirli varlık olduğunu kavrayabiliriz. Şeksiz şüphesiz kelime-i şahadet getiren kimse yakından bakmak için büyütece ihtiyaç duymayacaktır. Çünkü bu kimse kendini bilmenin Rabbini bilme anlamı taşıdığından haberdardır. Rabbini bilen kişi er meydanına çıktığı zaman duasını belli sayıda düşman öldürmeden Allah’ın canını almaması yolunda eder. Bu dua yüzyıllar boyunca Müslümanları muzaffer kılmıştır. Er meydanına çıkan Müslümanlar dünya hâkimiyeti hesaplarına daldıkları zaman ya bu duada bulunmayı ihmal ettiler veya bu duayı muhtevasız bıraktılar. Lakaydi ümmet-i Muhammed’in sancağını gönderden indirdi. Yükselen mali değerlerin veya geçerli gündelik paranın sancağıydı.
Meclis-i Mebusan’ın üzerine yemin ettiği Misak-ı Millî ilkeleri daha İstiklâl Harbi’nin en parlak günleri yaşanırken ihlâl edildi. Tahsil gören insanlar devletin kabul ettiği sınırları Misâk-ı Millî zannediyor. Bu zanna bir zamanlar ben de kapıldım. Türkeli’nde tahsil görmenin dâhilinde Türk vatanının Selânik’ten Varna’ya uzanan hattı içine aldığı, Batum’un, Kerkük’ün, Musul’un Halep’in Türk toprağı sayılması gerektiği anlayışı yok. Türk olmanın sihri kuşanmak anlamına geldiğini bilmiyoruz. Bu fikri halka mal etmek isteyene söz hakkı tanımak Türkeli’nde yaşayanların aklının ucundan bile geçmiyor. Demek ki Türklerin en acil işi iç barışı sağlamaktır. Neyin Türk’e yaraşmadığını önce tespit etmeli ve tespitimizin halk tarafından benimsendiğini dünyaya duyurmalıyız. Dünyanın dediğimize kulak vermeyeceğini bilerek işe başlamalıyız. Dünyalılar henüz bizim Diyar-ı Rûm’u Dar-ül İslâm kıldığımız gerçeğine bile yabancı kalarak berhayat olmağa çabalıyor. Milâdın 1935'inci yılında Batı dünyası Hıristiyan fanatizminden bilim fanatizmine kaçmanın fayda vermediğini anlamış olmalıydı. Onların anlayışsızlığının sebebini henüz keşfedemedim. Keşfettiğim şey şeytanın faaliyet sahasını günden güne genişlettiğidir. Buna karşılık keşfettiğim şeyler arasında Avrupa’da doğmuş bulunan bilimin ilmin yerini tutmadığını fark ettiğimizde İslâm’ın da faaliyet sahasını genişleteceği de var.
İsmet Özel, 13 Rebiülevvel 1448 (26 Ağustos 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


