POZİTİVİZM VE SOSYOLOGİ
İSMET ÖZEL
.

Batı düşüncesinde pozitivist felsefenin ve batılı bilim anlayışında sosyologi olarak adlandırılan bilgi dalının başlangıcında aynı Fransız aydını yer alıyor: Auguste Comte. Yani hem pozitivizm, hem de sosyologi belasını başımıza saran aynı kimsedir. Pozitivizme ve sosyologiye bela adını takarak tekrara mı düştüm? Avrupa’nın XVII. yüzyılında doğan bilim zaten başlı başına belâ değil miydi? Evet, öyle idi. Birçok konuda tekrara düşmekten başka çaremiz yok. Avrupa’da doğan bilim insan zihninin noksanlığını tamlık gibi göstermekten öte yanlışın ancak yeni bir yanlışla takviye edilebileceğine inanmanın mahsulüdür. Kurt Gödel 1931 yılında iki teoremle bir sistemin kendi ayakları üzerinde duramayacağı ve kendini ancak sistem dışında bir dayanağın yardımıyla kabule mazhar kılabileceğini gösterdi. Meselenin sırrı değerler dizisine güvende saklıydı. Yani matematiğin doğruluğunu matematiğin ispat yöntemleri değil, bu işe ilgi duyanların matematikle gelen doğruluğa inanmaları sağlıyordu. 

Böylece bir yanlışlar silsilesinin otokratik köleliğine dalmanın keyfine çattık. Maddenin bir iç, bir de dış özelliği olduğu fikri hepimize sevimli geldi. Bilimsel çalışmaları önce fizik sahasına hasrettik. Fizik bize maddenin dış özelliklerini öğretiyordu. Elimizin altında özne ile nesneyi birbirinden ayırmamızı kolaylaştıran Descartes felsefesi gibi bir hazine vardı. Descartes’ın Batı düşüncesinde matematikçilik ve mantıkçılık şöhreti olduğunu hatırda tutmamız lâzım. Fizik çalışmalarının getirdiği kolaylık yanında daha büyük zorluklar getirmesine aldırmadık. Aldırmaz tavrımız bir aldanış çevrimi yarattı. Hemen kimyaya, maddenin iç özelliklerini keşfe yöneldik. Artık su iki hidrojen bir oksijen atomundan oluşmuş bir maddeydi. Kimya bilenler sabunun açık formülünü de biliyordu. Nasıl bir bilgi idi bu? XX. Hıristiyan yüzyılında akademik makamını kimyagerliğe borçlu Michael Polanyi bilim çalışmalarının doğruluğuna deneyleri ancak şahsen yapanların ulaşabildiği tezini savunan Şahsi Bilgi (Personal Knowledge) başlıklı bir kitap yayınladı. İnsan zihni dönüp dolaşıp Avrupa bilimi doğmadan önceki seviyesine gelmişti.

İnsanlık tarihi içinde bu hep böyle olageldi. Antik Yunan’da Pisagor ve taraftarları hayatın sırrının sayılarda gizli olduğu yolundaki kendi tezlerini yanlışlayanı öldürmekten geri durmadı. Hatalar sır kabul edildi ve yola devam edildi. Kimya biyologinin, biyologi ruh biliminin yolunu açtı. Her aşamada tutulan yolun yanlışlığına parmak basanlar çıktı; ama hiçbir şey bilimi yolundan döndüremedi. R. D. Laing ve David Cooper ruh bilimi alanında hasta olanın birey değil, toplum olduğu görüşünü cesaretle savundu. Ivan Illich tıbbın başımıza açtığı belâları bir bir sıraladı ve insan hızını aşan her şeyin insan aleyhine olduğunu gösterdi.

Bizi, biz insanları bir yanlışın başımıza açtığı belâlardan yeni bir yanlışa kapılmamız kurtaramaz. Bilâkis böylece giderilmesi öncekinden daha zor bir güçlükle mücadele etmemize sürükler. Avrupalılar gök cisimlerini meleklerin hareket ettirdiğine inanıyorlardı. Bunun böyle olmadığını Kant’ın devrim diye adlandırdığı Kopernik bakış açısı Avrupalılara gösterince bu sefer Avrupalılar meleklerin hiç olmadığı fikrine kapıldılar. Aynı şey muhafızlığını Auguste Comte’un üstlendiği pozitivizm ve sosyologi için de geçerli. Comte bilimsel görüşü temize çekmek gayesiyle pozitivizmi önerdi. Pozitivizme göre vakıayı ve özü birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Bir vakıanın görünüşteki sebebi dışında bir de özdeki sebebi olamazdı. Beş duyumuz yoluyla öğrendiklerimizi isabetli saymak zorundaydık. Comte görüşlerinin yerinde olduğuna öylesine inanıyordu ki sevgilisine tapınmayı bir vecibe haline getirdiği bir din de uydurmuştu. Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu, giderek Tanrı’nın ta kendisi olduğuna inanan milyonların sevgilisinin kutsiyetine inanmakta hiç zorluk çekmeyeceklerine inanıyor olsa gerekti. Oysa bu dine rağbet eden kimse çıkmadı.

Ne var ki sosyologi hem okumuşlar, hem de akademi nazarında çok rağbet gördü. Yıllar içinde talebeler orta öğrenimden itibaren sosyologi öğrenir oldu. Her ne kadar benimsenen felsefeye göre değişse de sosyologi deneye dayalı bilimlerle sosyal bilimler arasındaki farkı kapatmış gibi görünüyordu. Yani toplum olaylarını tekrar üretme gücüne sahip olmasak bile insan davranışlarının dinamiğini kavrayarak gelecekte insanları neyin beklediğini açıklayabilirdik. Hayır, bu yaklaşımın hiçbir dayanağı yoktur. Yeryüzünde Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasını tasdik edecek küçük bir zümre dahi yaşadığına ihtimal vermiyorum. Biz Müslümanlar değil atom bombası, sıradan bombalamayla bile bir yöre halkının mahvedilmesi yaklaşımına karşıyız. Hiçbir insanın ihtida hakkının yok edilmesine razı değiliz. Türk okçuları oklarını nişan alarak fırlatmaz, içlerinden “Yanlışsam, yıldır”  diye dua ederlerdi.

İsmet Özel, 19 Rebiülahir 1448 (30 Eylül 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.