ARŞIN BİZDE; AMA ÖLÇÜYÜ HANGİMİZ ALACAK?
İSMET ÖZEL
.

Dünyada âdil olarak dağıtılan şeyin akıl olduğu söylenir. Bu iddiayı kanıtlamak için şöyle bir hikâye anlatılır: Sahip olunan bütün akılları bir yere toplamışlar ve insanlara en beğendikleri aklı seçip almalarını söylemişler. Sonuç ne olmuş? İnsanların hepsi sadece kendi öz akıllarını beğenip almışlar. Akıl dediğimiz şeyi bir şahsa mahsus mu saymamız gerekir; yoksa her kavmin, her milletin, her kültürün, her dinin kendine mahsus bir akla sahip olduğundan mı söz etmemiz yerinde olur? Antik çağın Greklerinin tümünü birer Eflatun, birer Aristoteles saymanın akıl dışılığını fark etmek için zeki olmamıza gerek yok. Yine de Eflatun’un kendisini bir erkek ve bir Grek olarak yaratması sebebiyle Tanrı’ya minnet duyduğunu hesap dışı tutamayız. İçlerinden Aydınlanma tavrının en olgun meyvesini bir Immanuel Kant’ı çıkarmış Almanlar nasıl oldu da ömürlerinin bir kısmını, üstelik heyecan dolu bir kısmını “Heil Hitler!” selâmlamasıyla geçirdi?

Yalnız fertlerin değil, milletlerin de bir aklı olduğunu tarihe bir göz attığımızda hesaba katmak zorunda kalıyoruz. Toplumlardaki değişmeler yaygın ve yerleşik aklın sıkı bir eleştiriye tâbi tutulmasıyla gerçekleşir. Dinler bu eleştiriyi toplumu oluşturan kimseleri birbirine bağlayan gizli irtibatlar yoluyla yürürlüğe koyar. Modernleşme irtibatları daha gizli ve daha çeşitli hale getirmiştir. İrtibatlardaki gizlilik ve çeşitlilik sürülere mahsus ruh durumunu canlandırmıştır. İdeologilerin dinin yerini tutar hale gelmesiyle iki dünya savaşı arasında Sovyet gerçeğine bel bağlayanlar dünya ihtilalinin elinin kulağında olduğuna, İtalyanlar Roma İmparatorluğunun dirileceğine, Almanlar bin yıllık hayat sahasına kavuşacaklarına inandı.

Türk milletinin ideologi bağlamında inanç konusu edeceği herhangi dünyevî bir şey yoktu. Çünkü Türkler tarih sahnesine bir dünyevî kazanç vesilesiyle değil, Allah’ın askerleri olarak çıkmışlardı. Savaş meydanlarında aldıkları yenilgiler Osmanlı idarecilerini toplumu yükseltmenin yolunun orduyu yeniden tanzim etmekten geçtiği fikrinde sabitledi. Oğlan devşirilerek Hıristiyan çocuklarını harp sahasına sürmek uygulamasına son verildi. Eski talim usulü yerine Nizâm-ı Cedid, Asakir-i Mansure-i Muhammedîye kondu. Ne var ki, Türk köylüsünün orduyu Peygamber Ocağı olarak bilmesi işlerin hal yoluna konmasını kolaylaştırmadı, zorlaştırdı. Gele gele Türkeli’nin geldiği yer esrarlı bir alandır. Bugün ülkemiz her yönden el yordamıyla yönetiliyor.            

Muasırlaşma, modernleşme, çağdaşlaşma adına milletçe insanlığa anlaşılmaz bir dille hitap etme cüretinde bulunduk ve bunun her birimizi hayretlere düşüren cevabını aldık… Vaktin vardığımız noktasında Türkler tarihten öğrenecek her şeyi öğrenmiş oldu mu? Hayır, Türklük dost ve düşman herhangi bir milletin şuuru olarak henüz hayatiyet bulmadı. Milletlerin hiçbiri henüz hitabımızın muhtevasına ulaşabilmiş değil. Milletlerin her biri ayı gösteren Türklerin işaret parmağına hâlâ korku ile bakıyor. İnkılaplar yüzünden İslâm saati kullanmadığımız için akşam ezanıyla beraber yeni günün başladığını hiç kimse, namaz kılanlar bile bilmiyor. Bu yüzden yeryüzündeki hiçbir millet artık gökyüzündeki ayın çıkış yolunu aydınlattığından haberdar değil.

Türk milleti Batılılaşma sebebiyle tüyler ürpertici bir dönüşüm geçirdi. Ülkemizde yerleşik değerlerin tamamı III. Selim saltanatından günümüze kadar alt üst oldu. Türk milletinden başka dünyada çocuk yaştakilerin akranlarını öldürüyor olmasından tedirgin olan bir başka toplum bulunduğunu sanmıyorum. Yani biz Türkler dünyadaki bütün diğer toplumlardan farklı bir başkalaşım geçirdik. Biz Türkler tarih sahnesine başımıza kara şapka takmadığımız, Frenkler gibi yazıyı ters taraftan yazmadığımız için çıktık. Haçlı Seferleri sonrasında Avrupalıları kendi kıtalarına geri tıkan Araplardan çok Türklerdi. Tarihlere dikkat edin: Hıristiyan takvimine göre 1071 Bizans ordusunun Türk akınlarının engelleyicisi olmaktan çıktıkları yıldır. İlk Haçlı Seferi’nin Papa’nın “Tanrı böyle istiyor” gerekçesiyle gerçekleştirildiği zaman ise Türklerin Küçük Asya’da kök salmağa başlamasından 24 yıl sonrasına, 1095’e denk gelir. Türkler I. Cihan Harbi sonrasında mağlup sayılmalarına rağmen Müttefiklerin dayatmalarına boyun eğmeyen yegâne millettir. İstiklâl Harbi’nin başlatılmış olması Türklerin diz çöktürdükleri gücün önünde diz çökmeyeceklerinin delilidir. Misâk-ı Millî metninin tayin ettiği sahada Türkeli’nin Gaza Beylikleri ve İstiklâl Harbi vesilesiyle iki kez vatanlaştırılması bir fantazya değildir. Ya nedir? Bilen varsa beri gelsin…      

İsmet Özel, 9 Şaban 1447 (28 Ocak 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.