İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Kuşlar, ayılar, goriller, maymunlar iki ayakları üzerinde durabiliyor; fakat dik duruş dediğimiz zaman onların bu durumlarını kast etmiyoruz. Dik durmak insana mahsus bir şey. Giderek Türklerin dik durmaktan bahsedişlerinin fizikî bir görünüşü değil, ahlâkî bir tavrı tebarüz ettirmek için olduğundan haberdarız. İnsan varlık sebebini dışa vurmak gayesiyle dik durur. Omurgasıdır insanı dik tutan. Mecazi anlamıyla da omurgasızlık kaypaklığı simgeler. Biz insanlar karakterimizden kaypaklığı niçin uzak tutma dileğindeyiz? Kaypak biri olarak anılmaktan niçin korkuyoruz? Çünkü toplum hayatı adını verdiğimiz şey kaypaklıkla korkaklık arasındaki çizgiyi çok ince çekmiştir. İnsanoğlu korkak olarak bilinmekten ne kadar korkuyorsa kaypak olarak bilinmekten de o kadar korkuyor.
Aristoteles insanı “siyasi hayvan” (zoon politikon) diye tanımladı. Oysa hocası Eflatun insana kürksüz ve iki ayağı üzerinde yürüyen hayvan yakıştırmasını münasip görmüştü. Bu benzetme üzerine Eflatun’u küçümseyen Diogenes ele geçirdiği bir horozun bütün tüylerini bağırta bağırta yolduktan sonra Sinop sokaklarına salmış ve “İşte Eflatun’un insanı!” demişti. İnsanla canlılar, bilhassa memeliler arasındaki benzerlikler onun da türlerden bir tür olduğu ihtimalini güçlü kılıyordu. Evet, insana hayvanlık yakıştıracaktık; ama nasıl bir hayvandı bu? İnsanın ne cins hayvan olduğu fikri Batılıları hep meşgul etti. Neticede, Avrupa kültürünü yücelten kimseler Charles Darwin’le rahat bir nefes aldı. Evet, insan adıyla överek andığımız varlık maymunlarla ortak atalara sahip bir hayvan türünden ötede bir şey değildi.
İnsanı yıkmak yıkıcılığı taçlandırmaktan başka sonuç vermez. Modern bilim XVII. Hıristiyan asrından itibaren hep bu sonucu gözeterek ilerledi (!). Eğer Kopernik haklıysa yerküre kâinatın merkezinde değildir. Dolayısıyla insanı “âlem-i sagir” (küçük âlem) saymakla saçmalamış oluruz. Darwin’e hak verenler maymunlarla ortak ataları olan hayvanın saçmalamasında bir tuhaflık görmeyecektir. Zaten insanın davranışlarına bilinçaltının yön verdiğini iddia eden Freud tam olarak kendimize gelemeyeceğimizi, yani ömrümüzün hiçbir safhasında aklımızı başımıza alamayacağımızı göstermiştir. Batı kültürü aklımızı başımızdan uzaklaştırdıkça hepimizi Batı kültürünün hegemonyası altına soktu. Şimdinin dünyası bu hegemonyayı saadet sayanlarla, bu hegemonyanın felaket getirdiğine inanan insanlarla dopdolu. Tuhaflık şuradadır ki, Batı hegemonyasının felaketinden haberdar olanlar omurgalı bir hayat arayışında değiller.
Agâh olmamız dünya hayatında omurga sahibi olmaya aday olanların sadece Müslümanlar, yani dünyayı ahiretin tarlası sayanlar olduğunu da bilmemizi gerektiriyor. Aklımızdan çıkarmayalım: İnsanlara dik duruşu omurgaları sağlayacaktır. Hayır demeği bilmeyenler ise dik durabilmez. Müslümanlar neye hayır diyecektir? Müslümanlar neye hayır demektedirler? İlk hesap vereceğimiz namazda kıyama durduğumuzda Fatiha suresi okuyoruz. Ne diyoruz? Allah’tan bizi doğru yola iletmesini diliyoruz. Doğru yolu tutturmanın ancak hem Yahudilerin ve hem de Hıristiyanların hatalarından sıyrılmakla mümkün olacağını ikrar ediyoruz. Müslüman için İbranî-Hıristiyan kültürün tertip edip işlettiği Dünya Sistemi ile savaşmak itikadî bir hadisedir. Muhammed ümmeti Türklerin dik duruşuna muhtaçtır.
Yahudi-Hıristiyan ittifakı miladın on dördüncü yüzyılında İtalyan şehir devletlerinin metropol (merkez) rolü üstlendiği bir Dünya Sistemi ihdas etti. Dünya Sistemi demek talimatların metropolden çevreye (periferiye) kârların ve değerlerin periferiden metropole aktığı düzen demekti. Avrupa’dan Çin’e ve Hindistan’a ulaşan ticaret yolları Türklerin hâkimiyeti altına girince ders kitaplarında Büyük Keşifler adıyla geçen dönem açıldı. Nakliyat alanında Hollandalıların gösterdiği başarı Alçak Ülke insanlarının dünyanın hamalları unvanı kazanmalarıyla sınırlı kalmadı. Hollanda XVII. Hıristiyan asrında en büyük sermayenin toplandığı ülke durumuna yükseldi. Böylece Dünya Sistemi’nin metropolü İtalyan şehir devletlerinden Hollanda’ya taşındı. Avrupalılar tarafından keşfedilen topraklar Avrupalılar tarafından müstemlekeleştirildi. Köle ticaretinin yol açtığı büyük mali birikim Britanya topraklarında Sanayi Devrimi’ni mümkün kıldı. Ticaret ve sanayi kol kola ortaya üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk çıkardı. Bu Avrupa ve ABD’nin ikisi dışında kalan bütün dünyayı haraca kesmesi demekti. Yeni Çağ boyunca yerküre üzerinde kapitalistlere haraç vermeden ayakta kalabilen yerler Türk hâkimiyeti altındaki topraklardı. Türklerin hâkim olduğu alanda dik duruş göstermenin imkânı var mıydı?
İsmet Özel, 30 Şaban 1447 (18 Şubat 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


