SHOW BUSINESS
İSMET ÖZEL
.

Çocuk yaşta şiir yazmağa çabaladığım ve altından kalkmağa çalıştığım bu işin piyasayla, ne türden olursa olsun piyasayla bağının kesinlikle olmadığına, ebediyete kadar olamayacağına inandığım için ABD’de başını müziğin, tiyatronun ve sinemanın çektiği sanat faaliyetlerine “show business” adının verildiğini öğrendiğim zaman hayretlere düşmüştüm. Gerçi ABD’de seçim sonucu resmi olarak benimsenmiş İngilizcede “business” denince meslek anlaşılıyordu; ama sanatın gösteriyle böylece alâkalandırılması bana hep haysiyet kırıcı göründü. Türkeli neşriyatında meşguliyeti sanat olaylarıyla sınırlı, benim de bir şiirimin yayınlandığı “Gösteri” adlı bir dergi yer aldığını bilirsiniz. Dergiye niçin bu adın verildiğini buna karar verenler düşünsün. Benim kafa yorduğum husus dünyanın aldığı bu günkü şekille “gösteri” arasındaki ilişkidir.

Göstermek mastarının Türkçede olumlu bir şeyi işaret etmediğine dikkatinizi çekmek isterim. Bunu “göstermelik” sözünden veya “gününü gösteririm” deyiminden kolayca anlayabilirsiniz. Gösterişin olduğu kadar göstermenin de yapmacıklıkla doğrudan bağı vardır. Cebinde bir metelik bile olmayan kimsenin pazara çıkması “dostlar alış verişte görsün” içindir. Türkler sahte ve yutturmağa dönük şeylerin hepsine “göstermelik” adını yakıştırır. Herkese şaşırtıcı ve itici görünmesi gereken hadise şudur: ABD tarihine bir yutturmacalar ve olupbittiler tarihi demek mecburiyeti altındasınız. Pragmatizmin katışıksız bir Amerikan görüşü oluşu dikkate değer. Amerikan kültürünün herhangi bir şekilde dünyaya tesiri olduysa bu birikmiş, tekelleşmiş, kartelleşmiş sermayenin dayatmalarıyla gerçekleşmiştir. Pax Americana’nın bayraktarlığını bilhassa II. Dünya savaşının akabinde Hollywood filmleri yapmıştır.

Bütün dünya Yeni Dünya’ya güler yüz gösterdi. Adında ancak fenni ululayan bir ibarenin bulunması halinde kabul göreceğine inandıklarından dergilerine Servet-i Fünun adını koyan şairler salim kafayla yaşanacak bir yere: Yeni Zelanda’ya göçmeyi düşünüyorlardı. Anavatanı And dağları olan patates Avrupa’da hızla yayıldı. Bir mevsim hastalık dolayısıyla patates mutfağa girmeyince “patates açlığı” yaşandı. Açlık sebebiyle birçok Avrupalı, bilhassa İrlandalılar ABD’ye göçtü. Mısır bitkisi Portekizliler tarafından bugünkü hale getirilerek Kuzey Afrika’da yetiştirildi. Biz Türkler mısırın menşeini Mısır sandığımız için ülkenin adını bitkiye taktık. Eski dünyadaki herkes Kristof Kolomb gibi yeni ayak basılan toprakları Hindistan sanıyordu. Bu yüzden Karayip Denizi’ndeki adalara Batı Hint Adaları dendi. Türkler de Yeni Kıta’dan geldiğine akıl erdiremedikleri kümes hayvanına Hintli, yani “hindi” demeği tercih etti. Domates henüz adı konmamış kıtadan, Amerika’dan Avrupa’ya bir süs bitkisi olarak geldi. Kadınlar minicik domatesleri şapkalarına takıyordu. Domates kısa süre içinde İtalya’nın güneyinde ve bugünkü Yunanistan’da mutfağın ayrılmaz parçası bitkiye dönüştü. Gelgelelim Atlantik ötesine göçmüş olanlar bu kırmızı bitkinin zehirli olduğunu sanıyordu. Zehirlenmediğini ispat edebilmek için bir şahıs halkın önünde saatlerce domates yemek zorunda kaldı.

Pax Americana yürürlükteyken bütün dünya hayranlıkla, ağzı açık halde Amerikan Rüyasına bakakaldı. Günümüzde Pax Americana’yı kimse umursamadığı halde ABD tabiiyetinde olmağı imtiyaz sayan milyarlarca insan hâlâ var. Niçin bazı insanlar Kızılderilileri ve onların yanı sıra bizonları yok etmeği millî varlığının merkezi haline getirmiş, köleliği modern çağda hortlatmış bir milletin mensubu olmağı kazanç sayıyor? Çünkü bu insanlar güçlünün haklı olduğu fikrinden bir milimetre bile sapmağı hiç aklına getirmiyor. Hepsi fırsatlar ülkesinden bir pay almağa talipler. O halde sual edelim: Güçlüyü güçlü kılan nedir? Mali güç dediğimiz şey sadece bir hayalet midir? Bu suallerin isabetli cevabını ancak Yeni Dünya’nın künhüne vararak verebiliriz. Yeni Dünya Avrupa’nın bütün dünyayı gasp etmesinin bir türevidir.

Avrupa dünyayı kendi müstemlekesi haline getirerek gasp etti. Sadece Türk hâkimiyetindeki topraklar müstemlekeleşme belâsından salim kalabildi. Türk topraklarını müstemleke haline getiremeyişlerine Avrupalılar burunlarının dibindeki mesele oluşu sebebiyle “Şark Meselesi” adını taktı. Viyana’nın doğusu Avrupalılara göre şark sayılıyordu. Batılılar şark meselesini çözdüklerine inandıkları için İngiliz ve Fransız donanmaları 1915 Hıristiyan yılında Çanakkale önlerine geldi. Niçin Batılılar şark meselesini çözdüklerine inanmışlardı? Çünkü Balkan Harpleri sonunda Osmanlı Devleti bütün Balkanları kaybetmekle kalmamış Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlemişlerdi. Batılıların kafasına göre Türklerin kendi vatanlarını koruyacak halleri kalmamıştı. Akıllarına Türklerin Müslüman olduğu ancak yönetimleri altında tuttukları fakir Hıristiyanların iğvası sırasında geliyordu. Çanakkale Boğazı’nı fütursuzca geçecek ve İstanbul’u işgal edeceklerdi. Gerçi sonunda İstanbul’u işgal ettiler; ama ilk tecrübelerinde Çanakkale’yi geçemediler.

Türklerin Çanakkale zaferi İstiklâl Harbi’nin kıvılcımını çaktı. Bir avuç Müslüman’ın iradesinin bütün gayri-Müslim dünyanın hayallerini berhava edebileceğine inananları harekete geçirdi. Ne var ki, inkılâpların gölgesinde geçen yüzü aşkın yıl bilgi kirliliği içinde geçti. ABD’de gösteri sanatlarını ifade etmek için kullanılan “Show Business” tabiri Türkeli’nde bütün toplum ilişkilerini kapsıyor. Birer teşhirci olarak yaşadık ve yaşıyoruz vesselâm…

İsmet Özel, 11 Recep 1447 (31 Aralık 2025)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.