ÜNSİYET
İSMET ÖZEL
.

Bir “Eşcinsellikten gurur duyma” (Gay Pride) yürüyüşüne dair videoda en yaygın şiarın “Free Palestine” (Özgür Filistin) oluşu benim hem daha da karamsar olmama, hem de hayrete kapılmama sebep oldu. Durum bütün insanları açmaza sokma niyetinin bir dışa vurumuydu. Eğer şiarın yerinde olduğuna inanan biriysek, yani Filistin’in özgürleşmesi fikrindeysek kendi safımızda eşcinsellerin de (eşcinsellerin bile) bulunduğunu fark etmenin tedirginliği içine düşecektik. Eğer şiarın taşıdığı anlama muhalif isek sözün tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş ibaresini doğruladığı kanaatine varacaktık. Yeri gelmişken eşcinsellikle gurur duyulup duyulmayacağı hususuna bir göz atalım. Kültür farklılığı her bahiste olduğu gibi eşcinselliğe bakış bahsinde de meseleye damgasını vurmuştur. Dışa dönüklüğün esas alındığı Batı kültüründe “eşcinsellere özgürlük” hareketi “Helâlardan çıkalım!” sloganıyla baş gösterdi. Gittiği yerin “Gay Pride” olması bu bakımdan şaşırtıcı değil. İçe dönüklüğüyle belirginleşen Doğu kültüründe ise eşcinsellik toplum tarafından bünyede eritilmiştir.        

Ne demek bünyede erimek ve bünyede eritilmek? Eşcinselliği Doğu toplumları tabiî işleyişin bir parçası mı sayıyorlar? Hayır, böyle bir yaklaşım hiçbir çağda vaki değil. Doğu toplumları eşcinselliğe hiçbir şartta tabiî işleyiş içinde herhangi bir yer tanımamıştır. Doğu toplumlarının hiçbirinde Antik Yunanda söylendiği gibi “Mutfak için bir kadın yatak için bir erkek” ibaresi benimsenmemiştir. Yine Doğu toplumlarının hiçbir komutanı tıpkı Antik Roma’nın Sezar’ı gibi “Askerlerim lavanta kokuyor olsalar bile çok iyi dövüşürler” gibi bir vecize(!)nin mübdii olmamıştır. Osmanlı sarayında padişahların oğlancılığa heveslendirilmeleri tamamen kadınlar saltanatından duyulan tedirginlikle ilgilidir. Osmanlı sarayının bu tavrını toplumun bütün diğer katmanlarına teşmil edebilirsiniz. Doğu’da cinsiyetle ilgili her şeyin gizli tutulması esas sayılır. Müslüman toplum aşkı ve evliliği kesin çizgilerle birbirinden ayırmıştır. Evli Müslüman kadının mahremiyeti saygındır ve herkes onu el üstünde tutar. Aşk ise her çiçeğe konabilen kelebeklerin işidir. İnsan davranışlarında içe veya dışa dönük olmanın açıklayıcı özelliği sanat dışında bütün faaliyetlerde anlam taşıyabilir. Sanat ise insanın en mahrem tarafını deşerek faaliyet gösterir. Bir bestede, bir tabloda, bir romanda kendimizde saklı kalmasını istediğimiz bir şeyin kurcalandığını fark ettiğimiz zaman o esere bağlanırız. Acaba o beste, o tablo, o roman saklı kalmasını istediğimiz şeyi açığa çıkardığı için mi ilgimizi çekmiştir? Tam tersine… Sanat eseri bizim saklamak istediğimiz şeyi bizden daha iyi bir saklama biçimini keşfettiği için.

Mesele dönüp dolaşıp insanın özü hakkındaki münakaşalarda düğümleniyor. Batı kültürü insanın kaderini kendi elinde tuttuğu yanılsamasından aldığı kibirle felsefeyi ve bilimi insanın bir özü olduğu varsayımı üzerinde inşa etti. Meyvelerini Batı’da veren sanat bütün başarısını andığımız kibre karşı verdiği savaşa borçludur. Sanatta klasik dönemin kısa oluşu; ama romantizme rağbetin günümüze kadar devam etmesi bu savaş yüzündendir. Biz insanlar sanatın davranışlarımızı tedvin edici tavrını kendimize yakın bulmuyoruz. Tersine tatmin edici cevapların değil, sonuçta bizi rahatsız eden yerlere varacak bile olsa ilginç soruların yöresinde bulunmağı tercih ediyoruz. Batı kültürü bir şekil bulma safhasındayken aristokrasi ve ruhban sınıfı sanatçıları kendi saflarında görmek istedi. Çünkü hem rahiplere, hem de soylulara dayanak sağlayan Hıristiyanlık ahlâki meseleleri çözüme ulaştırmakta yetersiz kalıyordu. Ancak ahlâka muhafızlık etmesi umulan sanat haşarılığı elden bırakmadı. Hem Baudelaire, hem de Flaubert yazdıkları yüzünden ahlâka aykırılık suçlamasıyla yargılandı.

Modern çağın Müslüman toplumlarında sanık sandalyesine oturmağa namzet olanlar hangi kademeden olurlarsa olsunlar bizatihi yöneticilerdir. Batılılaşmanın bir devlet tercihi haline gelmesinden itibaren ilmine güvenilen ulema halkı uyarmakla meşgul oldu. Öyle durumlarla karşılaşılıyordu ki devlet ve mücrim aynı safta yer alıyordu. Ulema “Şunu veya bunu yaparsan devlet seni cezalandırmayacak; fakat sen yine de haram işlemiş olacaksın” ikazında bulunmak zorunda kalıyordu. Ahlâkı hitama erdirmek gayesiyle indirilen Kur’an ve vahyin bekçiliğini yapmakla yürürlüğe konan Sünnet Türk toplumuna aydınlık yolu işaret ediyor. Türkler insan olmanın hakkını sanat eserleri vasıtasıyla verecek. Unutulmasın ki insan ulvi ile süfli arasındaki kıstaktır. Vereceğimiz hesapta neyle ünsiyet kurduğumuz esas alınacak.                

İsmet Özel, 17 Cemaziyelevvel 1448 (28 Ekim 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.