İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Siyaset literatürü sağ ve sol kavramlarını 1789 Fransız Devrimi’nin hemen öncesinde toplanan “États généraux” içindeki yerleşme tarzına borçludur. Sol tarafta Fransa’da yeni bir düzen isteyenler, sağ tarafta ise “ancien régime” yandaşları oturmuş. O zamandan itibaren devrimci görüşler solcu, muhafazakâr kabuller ise sağcı telâkki ediliyor. Buna rağmen Avrupa tarihi öylesine bükümlü seyretti ki II. Cihan Harbi öncesi Faşistler ve Nazi’ler kendilerini devrimci saydılar ve muarızlarını karşı-devrimci olarak adlandırdılar. Günümüzde de siyasi ortam bu muammanın cezasını çekiyor. Nicedir medyada Avrupa’da sağın yükselişine dair haberlerle karşılaşıyoruz. Gerçekten yükselen şeyin sağ olup olmadığını ciddiyetle sormamız, sorgulamamız gerekiyor.
Yeryüzünde birer siyasi birim imiş gibi görünen ülkelerin ve her ülkede gündelik menfaatleri bakımından birbirine kenetlenmiş sınıfların hal ve hareketlerine istikamet veren bir üst yetke var mı? Hayır, yok ve hiç olmadı. Yeryüzünde yaşayan bizler zaruretler sebebiyle birlikteyiz. Her ülkenin hudutları mecburiyet hudutlarıdır. Mecburiyet her sınıfın da uymağa icbar edildiği şeydir. Dolayısıyla her toplum, her sınıf ömrünü kendini alacaklı sayarak devam ettirir. Kendini alacaklı sayma duygusu bütün ülkeleri komşularıyla kavgalı duruma sokar. Bu bakımdan bir ada devleti olan Büyük Britanya’nın hali dikkat çekicidir. Denizlerdeki üstünlüğü sebebiyle Büyük Britanya üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurdu. Emperyalizm denilince ilk akla gelen ülke Britanya’dır. George Bernard Shaw “Britanya İrlanda’yı işgal etti. Geriye gidip Britanya’yı işgal etmekten başka iş kalmamıştı” demiştir. Sözünü tuttu 1856’da Dublin’de doğan Shaw. Yirmi yaşında Londra’ya taşındı ve şöhretle birlikte hem yayınladığı kitaplar, hem de eylemleri üzerinden büyük paralar kazandı. Kendisine 1925 yılında Nobel edebiyat ödülü verildiğinde şöyle dedi: “Ben yüzerek sahile ulaştıktan sonra bana can simidi uzatıyorsunuz. Ben sizin vereceğinizden daha çoğunu zaten kazanıyorum.” Nakdî ödülün tamamını İsveç Edebiyatının İngilizceye tercüme edilmesine matuf bir kuruluşa bağışladı.
Dönelim sağın yükselişine… Gerek I. ve gerekse II. Dünya Savaşlarının çıkışı, cereyanı olduğu kadar sonuçları da dikkati caliptir. Her iki savaş sonrasında edebiyat ve düşünce alanlarında bütün dünyayı ilgilendiren değişmeler yaşandı. Dünya sanatı I. Dünya Savaşı sonunda Dadaizm ve Sürrealizm akımlarıyla sarsıldı. Savaş aklın üstünlüğü görüşünü yerle bir ettiği için zihinler bilinçaltı yaklaşımlarına dikkat kesildi. Batı’nın paradigmasının değiştiğini, giderek tersine döndüğünü savunanlar oldu. Böylesi bir değişim gerçekleşmiş olsaydı bundan insanlık yararlanabilirdi. Batı’yı Batı yapan paradigma değişmek şöyle dursun bütün insanları kapsayacak ölçüde kökleşti. Savaşı demokrasinin totaliter rejimler karşısında kazandığı iddiası savaşın galipleri arasında SSCB’nin bulunması sebebiyle güçlü bir iddia özelliği kazanamadı. Daha korkuncu savaşın galiplerinin alnının ak olmayışıydı. II. Dünya Savaşı’nın galipleri galibiyeti hak etmediklerini sarahatle biliyordu. Savaştan hemen sonra varoluşçu felsefe dünya ölçüsünde sarsıcı bir yaygınlık gösterdi. Varoluşçuluk ferdin seçmelerinin önemine parmak basıyordu. Fert? Hangi fert? Sermayenin ferdi ezdiği görmezlikten gelinmekle kalınmadı American Way of Life kutsandı. Çıkış yolu cemaatçilikte değil Avrupa kökenli ferdiyetçilikte arandı. Avrupa kökenli ferdiyetçilik gönlünü Musa’nın, İsa’nın, Muhammed’in Tanrı’sına değil Spinoza’nın matematikçi Tanrı’sına iman etmekle avutuyordu.
Başından beri çıkış yolunun cemaatçilikte olduğunu İslâm tebliğ edegelmişti. Meleklerin, Allah’ın indirdiği kitapların, Allah’ın gönderdiği elçilerin hak olduğuna inanmak kadar Din gününün geleceğine inanmak da İslâm’ın amentüsü içindeydi. Din gününde ne olacak? Dünyada geçirdiğimiz her ânın hesabı Allah’a verilecek. İslâm’a ferdî bir girişimle kelime-i şahadet getirerek giriyoruz. Ömrümüzü üzerimizde kul hakkı olmaksızın geçirmek, Allah’ın huzuruna kul hakkı utancı taşımaksızın çıkmak istiyoruz. İslâm’da ruhban sınıfı, hahamlar zümresi olmadığı gibi bir manastır geleneği de yok. Takvimimiz Hicret’le yani Müslüman hayat tarzının tek geçerli olduğu zaman kesimiyle başlıyor. Müslüman saatinde gün 12’de yani akşam ezanının okunuşu, güneşin batışıyla bitiyor. Bugün Gregoryen takvimi kullanan Türklerin Perşembe gecesi sandıkları gece gerçekte Cuma gecesidir. Müslümanlar ancak mensup oldukları cemaatin bir ferdi olarak ferdiyetçidir. Sözün özü: Avrupa’da sağ görüşler rağbet buluyor değil, Avrupa yüzyıllar boyunca, modern zamanlar içinde işlediği suçların hesabını verme durumuna düşmekten korkuyor.
İsmet Özel, 5 Rebiülahir 1448 (16 Eylül 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


