İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Toplum hayatının sırrı ne ise insanın sırrı da odur. Bir toplumda yaşamamıza sebep olan şeyler aynı zamanda hayatta kalmamıza sebep olan şeylerdir. Fertler hayatlarını birbirleriyle uzlaşarak devam ettiriyor. Uzlaşma çok sayıda insan katında cereyan etmişse kalabalık toplum seviyesine çıkmıştır. Dolayısıyla devletlerin hayatta kalabilmek için benimsedikleri tarz her ne ise o tarz o devlete itaat eden bireylerde bire bir karşılığını bulur. Bu bakımdan Akdeniz havzasında iz bırakan unsur Roma olmuştur. Bir tek şehir hem askeri gücü (Sezar’ın “Askerlerim lavanta koksalar bile çok iyi döğüşürler” dediğini hatırda tutalım), hem de hukukî üstünlüğü sayesinde önce yakın çevresinde hükümran olmuş; sonra o kültürün o döneminde bilinen bütün toprakları ele geçirmiştir. Biz Türklerin batı denizi anlamında Akdeniz dediği suya Batılıların taktığı isim Orta Deniz’dir. Yani bilinen toprakların ortasında kalan deniz. Romalılar Akdeniz’i kuşatan bütün toprakların hâkimi idiler. Bu hâkimiyet Pax Romana (Roma Barışı) kavramını ortaya çıkardı. Roma ne yolla olursa olsun fethettiği topraklardaki kavimlerin arasında çıkan meseleleri çözme imkân ve yetkisini elinde tutuyor, gerektiğinde huysuzluk çıkaran kavmin dersini veriyordu. Türkçede “dersini vermek” tabiri de bu yüzden çıkmıştır. Yüzyıllar boyunca harc-ı âlem oyunlarda usta oyuncu kendisine meydan okuyan acemi oyuncuya dersini verir oldu.
Bu arada beynelmilel ilişkilerde neler gerçekleşti? Sınıflar arası ilişkilerde mali gücün belirleyici olduğu toplumlarda işler bir türlü, insan ilişkilerine kapitalizm öncesi yapıların yön verdiği toplumlarda işler başka bir türlü aktı. Dünya Sistemi Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını ilân etmesiyle beraber rahat bir nefes aldı. ABD’de hüküm birikmiş ve tekelleşmiş sermayenin elindeydi. Avrupa kökenli ABD’li beyazlar kapitalizmin omuzlarındaki kültür yükünü heba ederek Dünya Sistemi’ni yeniden inşa ettiler. Köleliğin hortlatılması yeniden inşa programının bir parçasıydı. Ahlâkları sebebiyle köleleşmeği reddeden Kızılderililerin soyunu kuruttular. Hem I. ve hem de II. Dünya Savaşı’nın tartışmasız galibi ABD idi. Niçin? Çünkü ABD sermayenin en çok teraküm ve temerküz ettiği toprak parçasıydı. ABD hem Amerikan Rüyası, hem Soğuk Savaş uydurmasıyla bütün dünyayı alaya aldı. Sovyet bloku ve Çin de dâhil olmak üzere dünyanın tamamı II. Dünya Savaşı sonrasında bir PAX AMERICANA sarsıntısı yaşadı.
Günümüzde hiçbir surette bir Amerikan barışından söz etmek mümkün değil. Trump İran’dan sonra sıranın Küba’ya geleceğini açıkça dillendiriyor. Grönland’ı satın almak, Kanada’yı ABD’ye ilâve etmek istediği hepimizin malumu. Bunlar gerçekleşebilir mi? Tahmin edilmesi zor. Ancak artık PAX AMERICANA çağında yaşanılmadığını çocuklar bile anlayabiliyor. Amerikan tarihine göz attığımızda ABD’nin Alaska’yı Rusya’dan Fransız nüfuzundaki toprakları Fransa’dan satın aldığını ve bugünkü yüzölçümünün yüzde kırkına yakın kısmını Meksika’nın elinden askeri müdahaleyle aldığını görüyoruz. Gördüğümüz bir başka şey de ABD’nin İran’ı dize getiremediğidir. Dize gelmek şöyle dursun İran çatışma ortamından gururunu koruyarak ayrıldı. ABD İran’a karşı savaşta niçin istediği sonucu alamadı? Çünkü ABD’nin hâkim güçleri şimdiki şartlarla Şah’ın İran’dan kaçmasına yol açan şartların benzer ve giderek aynı olduğu yanılgısına düştü. Oysa şimdi 1979’dakinden çok farklı bir İran vardı.
Şah aleyhtarı ittifaklar kurmak 1950’li yıllardan itibaren hem Ayetullahlar, hem de solcular bakımından çok kolaylaşmıştı. Şahlık aleyhtarı gösterilerde Tudeh dikkati çekecek derecede aktifti. Fransız devleti Humeyni’nin Paris’teki çadırına dostça yaklaşıyordu. Sonunda Humeyni bir Air France uçağıyla Tahran’a indi. İran’daki her farklı etnik unsura Dünya Sistemi muhtariyet ve belki bağımsızlık vaat etmişti. Dünya Sistemi petrol pazarlığında şantaj tehdidiyle elini çok güçlendirmiş Şah’tan kurtulmak istiyordu. Körfez ülkeleri petrol pazarlığını kendi adlarına yapması için Şah’a vekâlet vermişlerdi. İslâm devriminden sonra her şey birdenbire başkalaştı.
Ayetullahlar önce İran’ın toprak bütünlüğünü koruyarak başarıya ulaştılar. ABD ve İsrail’in saldırıları başarıyı nimete çevirdi. İran’ın içinden bir Azerbaycan, bir Kürdistan ve biz Türklerin yabancısı olduğu bir bilmemneistan çıkması imkânsız hale gelince İran’da yaşayanların zihninde bir “vatan toprağı” fikri doğdu. Vatan toprağı fikri rejimi değiştirme fikrini boğdu. Aristokrasi kelime anlamı itibariyle “en iyilerin yönetimi” demektir. Batı Roma’nın parçalanması topraklara el koyanları “en iyiler” haline getirmişti. Topraklara el koyanlar ruhlara el koyanlarla dayanışınca Kilise ve arazi sahipleri koalisyonu her toprağı pervasızca yönetti. Feodal hiyerarşinin oyununu o toprak parçasında ticaret yapan kesim bozdu. Mahalli yetkelerin aldığı vergiye merkezî krallık el koyunca millî pazarı işletmek, yani hegemonyayı tertip etme ve uygulama işi sermayenin uhdesinde kaldı. Dünya Sistemi’nin başı kendi iç işleyişiyle derttedir. Çoktan beri dünya ticaretinin sıkıntısı Dünya Sistemi’nin sıkıntısı haline geldi.
İsmet Özel, 9 Muharrem 1448 (24 Haziran 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


