İÇME SUYU
İSMET ÖZEL
.

Tarihin ne olduğu ve ne olmadığı hususunda yüzyıllar boyu çok söz edildi. Benim kalemim de bu bahse temastan geri durmadı. Her kim tarafından, her ne denilmiş olursa olsun tarihi galip gelenin yorumunun şekillendirdiği fikrine itiraz edilmediği besbelli. Resmî tarihe çok sayıda insanın karşı durduğunu biliyoruz; yine de resmî tarihin hasımlarından hangi birinin tercih edilebileceği tamamen belirsiz. Bu belirsizlik resmî tarihe eleştiri yöneltenlerin resmî tarihin yerini alma isteğinden doğuyor. Resmî tarih o resmiyeti temsil eden yetkenin muhafazası ve idamesi için vazgeçilmezdir. Resmiyetin incittiği kişiler hiçbir zaman devletin insanlar nazarında tuttuğu yere erişemedi. Devlet demek de zaten resmiyet demekti.

Alman idealizminin en büyük temsilcisi G. W. F. Hegel (1770-1831) Prusya’nın ideal devlet, kendi felsefesinin de ideal felsefe olduğuna inanıyordu. Giderek Oscar Wilde (1854-1900) kendisinin üstün zekâlı olduğunu, zira zihin gücünün Hegel okumağa ve anlamağa yettiğini savunuyordu. Hegel’in Prusya’yı ideal devlet olarak algılamasına onun tarihe bakışı sebep olmuştur. Hegel’in yaşadığı günlerde Almanya Avrupa’nın Büyük Britanya ile aşık atabilecek güçteki büyük devletiydi. Otto von Bismarck Avrupa’nın en güçlü siyasi siması olarak görülüyordu. Uzak-Doğu’da Bismarck Takım Adaları vardı. Müstemleke edinmede geç kalmış olmasına rağmen gerek Okyanusya’da, gerekse Afrika’nın hem Atlas Okyanusu’na, hem de Hint Okyanusu’na bakan kısmında büyük toprakları kolonileştirmişti. Bizans estetik ölçülerine uygun tarzda hazırlanmış Alman Çeşmesi’ni Sultan Ahmet Meydanı’na diktiren Alman İmparatorluğu’nun Kayser’i Türk topraklarını terk ederken “Artık bizim de bir Hindistan’ımız var” demişti. Bütün bunlardan çıkan netice şu: Hegel’in yaşadığı günlerde Prusya kendi başına tarih sahnesinin tamamını doldurabiliyordu.

Hegel’in tarih felsefesine göre tarih sahnesi tarihin hükmü demekti. Görünüşte tarih hükmünü Prusya lehine vermişti. Alman birliği Prusya’nın öncülüğünde gerçekleşti. Almanya bir imparatorluk (bir Reich) olarak varlığını mağlup ettiği Fransa’nın en gözde sarayı Versailles’da dünyaya duyurdu. Fransızlar hezimetleri sebebiyle uğradıkları hakaretin intikamını 1919’da Almanya’yı Versailles Antlaşması'yla Bismarck’ın kurduğu Avrupa düzenini yok ederek aldı. Yetke el değiştiriyor; ama yetke olarak hep yerinde kalıyordu. Buradan dikkatimizi Gramsci’nin çektiği hegemonya kavramına geçebiliriz. Kapitalizm hegemonyasını üretim araçlarının şahıs mülkiyetinde olması sebebiyle değil, mülksüzlerin mülkiyet sahiplerinin tarzlarını taklit etme hevesleri sebebiyle kuruyor ve koruyor. Modern tarih kapitalizmin alternatifinin sosyalizm olmadığını bize öğretmiş olmalıydı. Eğer kapitalizmi ölüm korkusunun olduğu kadar dünya sevgisinin ayakta tuttuğunu anlayabilir ve anlatabilirsek hem ölüm korkusundan ve hem de dünya sevgisinden nasıl kurtulabileceğimizin yolunu tutturmuş oluruz.

Yol her kavmin içme suyunu bulma yoludur. Her kavmin varoluşu ve geleceğe intikal etmesi için gerekli içme suyu ise o kavmin tarihinin kendisidir. Kullanma suyundan değil, içme suyundan söz ediyoruz. Müslüman olarak biliyoruz ki içme suyunu kirletmekten imtina etmek ancak yetim hakkı yememekle mümkün olur. Sağlık kazanmağa içme suyundan önce alkollü içeceklerin yaradığına inananlar bakımından yetim hakkının bir anlam ifade edeceğini hiç sanmıyorum. Türk milleti hâkim olduğu topraklarda sadece o halka müstemleke halkı muamelesi yapmayarak değil, yetim hakkı yeme tehlikesinden sakınmak için devlet hizmetine girmekten çekinerek, kendisi ihtiyaç içinde olmasına rağmen her evsize bir saçak altı temin ederek yüksek ahlâkın mümessili oldu. Şunu gözden kaçırmayın: Türkeli’nde kölelik kanun dışı ilân edilince İstanbul’un nüfusu birden bire iki misline çıktı. Niçin? Köle ve cariye sahipleri nüfuslarına köleleri ve cariyeleri kendi çocukları olarak kaydettirdikleri için.

Dünyaları fethetsek bile vazgeçmeyeceğimiz cennet vatan Diyar-ı Rûm iken Dar-ül İslâm haline getirdiğimiz topraklarımızdır. Tarihimiz olarak bize önceleri Alpaslan’ın, sonraları Sunuf-u Devletin siyasi manevralarını dayatıyorlar. Bu tezgâha gelmekten mümkün olduğu kadar çabuk uzaklaşmalıyız. Türklerin vatan sahibi olmaları Bizans yetkesini geriletmek suretiyle oldu. Zanaatleriyle şöhret bulan Ermeniler bu geriletme faaliyetinden istifade ettiler. Ermeni nüfusu Güney-Doğu Anadolu’ya oralara Küçük Ermenistan denilmesine sebep olacak derecede kaydı. Greklerin Yunanistan’ın bağımsızlığını ilân etmesi üzerine bu tutumu kınarcasına kendilerine “tebaa-yı sadıka” unvanını seçen, Osmanlı Devleti’nden toprak koparma hevesleri olmadığını ilân edenler yine Ermenilerdir. Bütün bunları Türklerin içme suyunun hiçbir devirde bulanmadığını, hep arı ve duru kaldığını hatırda tutabilmek adına buraya not ettim.                                   

İsmet Özel, 10 Zilhicce 1447 (27 Mayıs 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.