İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Dinsizler dinsizliklerini “tabiatı sorgulama” fikrine dayandırır. Francis Bacon (1561-1626) “Tabiatı öyle zor suallerle köşeye sıkıştırmalıyız ki,” diyordu “kendini kurtarmak için bize doğru cevabı vermek zorunda kalsın”. Dindarlar tersi düşünce içindedirler. Onlar tabiatın ahengini bozmama görüşüne sahip çıkarlar. Dindarlara göre insan yaratılmışların en şereflisi olsa bile bütün diğerleri gibi yaratılmış bir unsurdur. Dolayısıyla insana düşen yaratılışı örnek almaktır. Dindarlar yaratılışı sorgulamak yerine yaratılma hadisesinden istifade etme yolunu doğru bulurlar. Tabiata soru sormaz dindarlar, tabiattan öğrenirler.
Avrupa’da ve ABD’de yetişkinlik yaşı 70'li yıllara kadar 21 sayılırdı. Bu ülkelerde yirmi bir yaşından küçük olanların hukuken çocuk sayılması isabetlidir. Zira soğuk iklimde yaşayan insanlar sıcak iklimde yaşayanlara nispeten daha geç buluğa erer. Giderek Macaristan’da 24 yaşına ermemiş kimse çocuk sayılırdı. Yaşanılan ortamda sıcak yükseldikçe buluğa erme yaşı düşer. Mahatma Gandi evlendiği sırada kendisi ve karısı on üç yaşında imiş. Her ikisinin de o günlerde çekilmiş fotoğraflarını gördüm: Gandi’nin pala bıyıkları dikkat çekiciydi. Ansiklopedik denilebilecek bu bilgileri burada sıralamama sebep olan gözüme takılan bir videodur. Bu video İtalya’da imamlık yapan bir genç hakkındadır. Genç imam İtalyan kanunlarıyla uyuşmayan beyanlarından ötürü çıktığı ülkeye, Pakistan’a geri gönderilmiştir. Ettiği beyanlar kadınların evlenme yaşını tespitle ilgilidir. İmam kadınların evlenme yaşının buluğa erme sebebiyle belirleneceğini Kur’an âyetlerine dayanarak göstermiştir. Hadisenin buraya kadar anlattığım kısmı dramatik değil. Dramatik olan Pakistan yasalarının kadınların evlenme yaşını on sekiz saymasıdır. Drama Pakistan’ın kuruluşuyla baş gösterdi. Britanya emperyalizmi eğer Müslümanları Hindistan’dan uzaklaştırmayacak olursa bağımsızlığını kazanmış ülkenin zihni hâkimiyetinin Müslümanların eline geçeceği kesindi. Varlığını Müslüman olmağa bağlamış ülke yapısal olarak İslâm şeriatına sırt çevirmişti.
Yine mesele türeten olgunun modernlik olduğunu görüyoruz. Devletler varlık şartlarını diğer devletlerle arasındaki uzlaşma alanlarına bağlayarak ömrünü uzatmağa çabalıyor. Milletler ise iç dinamizmleri iş görmediği zaman tarih sahnesinden silineceklerini bilerek yaşıyor. 1960’lı yıllarda devrimci dalgayı yükselten gençlerin dillerine doladığı şiarlardan biri şuydu: Doktorlar bilmez, halk bilir. Bu altı boş bir şiar değildi. O kadar ki, anti-psikiyatri alanında şöhret yapmış R.D. Laing ve David Cooper tedavi ettikleri hastanın hastalığını onunla paylaşmanın işe yaradığını bizzat gösterdiler. Buradan halkın bilge, doktorların şarlatan olduğu düşüncesine varmamız isabetli olur mu? Hayır, olmaz. Halkın bilgeliği doktorluk seviyesini tutturamayacak nispette sınırlıdır. Doktorların tümünü şarlatanlıkla suçladığımız zaman da yanlış bir sonuca varırız. Ne var ki, doktorların çoğu bir yandan hastasını ameliyat ederken diğer yandan televizyona göz atma aymazlığı içindedirler. Durumun izahını dünya hayatının cazibesinde bulacağız. Kendini dünya hayatının cazibesine teslim etmemiş doktorlar elbette vardır.
Şeytanın başarısı dünya hayatını süslü gösterme becerisinde saklıdır. Müslümanlık bize dünyayı tahkir etme gücünü verdi. Dünyayı küçümsemeyenlerin İslâmiyet istikametinde bir ileri menzile ulaşması imkânsızdır. Âlemlerin rabbinin yarattığı dünyayı değil müesseselerin yarattığı dünyayı sorgulamalıyız. Şimdiye kadar ister siyasi, ister ekonomik, isterse artistik olsun bütün müesseseler insanların zaaflarına istinat ederek yükseldi. Bugünden sonra da öyle olacak. Yapay Zekâdan yararlanma becerisi gösterenler beceriksizleri kolayca kuşatacak ve mağlup olanlar yaratılışa aykırı bir hayranlık alanını yüceltecektir. Bu belâdan sıyrılmanın birçok yolu var. Bu yollardan biri dikkatimizi mensupları insan olmayan ümmetlere çevirmektir. Söz gelimi arıların, karıncaların, termitlerin hayatından öğreneceğimiz çok şey var. Bir kovanın hangi sebeple oğul verdiğini öğrenmemiz lâzım. Bu işin “Fatih Kanunnamesi” uyarınca gerçekleşmediğini biliyorum. Biz insanlar bildiğimiz şeylerle işimize gelen şeyler arasında bir ayrım yapıyor ve hemen hemen her zaman tercihimizi işimize gelen lehinde kullanıyoruz. Bu da hâkimiyet şartlarına mahkûm olduğumuz düşüncesini zihnimize perçinliyor. Ne yapıp edip zihnimizi kirden arıtmalıyız. Dibi çamur bağlamış kovadan berrak su elde etmemiz için kovayı hareketten uzak tutmamız çare değil. En küçük sarsıntıda su yeniden bulanacaktır. En iyisi çamurlu suyu kovadan dökmek, kovayı şartlamak ve berrak suyla yeniden doldurmaktır.
İsmet Özel, 22 Safer 1448 (5 Ağustos 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


