Geçen gün, yazılarına değer verdiğim ve fikirlerine saygı gösterdiğim bir meslektaşım, ölümsüz Akif’in İstiklâl Marşı'nı değiştirmemiz lâzımgeldiğini iddia ediyordu.
Millî marşımızın sözleri ve içindeki bazı telâkkiler, meslektaşımın fikrince zamana uygun değilmiş. Ezcümle (istiklâl) sözü yeni lehçemizde (bağımsızlık) olduktan sonra, millî marşımız da artık eski şekilde yaşayamazmış.
Bestesine gelince, bunu da doğru dürüst belliyebilmek için mûsikişinas olmalı imiş. Bize, daha harcıâlem bir hava lâzımmış.
Bu iddianın karşısında içim sızladı. Bağrımdan bir parça sökülüp koparılmak isteniyormuş gibi dayanılmaz bir acı duydum.
İnkılâbımızla sıkısıkı ilgili, mukaddesat mahiyeti almış bir takım şeylere dokunmamalıyız. İstiklâl Marşı bunlardan biridir. Mısralarında da, nağmelerinde de, millî mücadelenin en heyecanlı anlarının hatırası yaşar.
Akif’in ebedî mısralarını, Büyük Millet Meclisinde ilk defa okunduğu gün Hamdullah Suphi’nin ağzından dinlememiş, o günü yaşamamış olanlar bile başka türlü düşünemezler.
"Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakkın,
Kim bilir? Belki yarın; belki yarından da yakın!"
Beyti, o vakit Ankara’da, ağızdan ağıza bir müjde gibi dolaşarak, millî savaşın mutlaka zaferle neticeleneceği imanını gönüllerde kuvvetlendirmişti.
"İstiklâl" sözünü bugünkü lehçemize aykırı bulan meslekdaşa hatırlatırım ki, mahza o devrin yadigârıdır diye, Meclis, anayasada "Millet Meclisi" tâbirine hürmet etmiş ve onu değiştirmemek isabetini göstermiştir.
Varsın "istiklâl" sözü de marşımızda olduğu gibi kalsın.
O, bağımsızlık için değil, istiklâl uğrunda savaştığımız günlerin bergüzarıdır.
Unutmıyalım ki Marseyyez de bugünün ruhuna uygun olmıyan bir ihtilâl türküsüdür; fakat Fransa hâlâ onun, ölümsüz nağmelerile coşar.
İstiklâl Marşımız bir an’ane olmuştur. Ona dokunmak inkılâp tarihimize el uzatmak olur.
Akif’in coşkun güftesine, üstad Zeki’nin ağır başlı bestesi de muhakkak ki pek yakışmıştır.
İstiklâl Marşı bir marştan ziyade bir ilâhidir. Türk istiklâlini Tanrılaştırmış on sekiz milyon gönülün ilâhisi..
Ercümend Ekrem Talu, Son Posta, 13 Aralık 1945
Mehmet Akif Bey'in vasat kıymette bir manzumesi...
İlk hürriyet senesinden beri binlerce türkü ve marş çıktı, içlerinden bir çoğu notaya, müzikaya, mektebe alındı, yüz binlerce çocuk ve asker...
GÜNÜN MEVZULARI : 23 nisan 1920
Dış ve iç düşmanların, elbirliğile yaptıkları çeşid çeşid açık ve gizli suikastlarla...
Veliahd Mecit Efendi'nin bir temsilin başında çalınan İstiklâl Marşı'nı ayakta dinlemeğe çağrılması ve ikazla ayağa kaldırılması o günlerin tek konusu olmuş, çeşitli çevrelerde "Veliahd ayağa kaldırılır mı" diye yaygara başlamıştı...
Ümmetçi Bir Şair
Kendini milliyetçi sanan sağ, Mehmet Akif'i de milliyetçi bir şair olarak ölümünün ellinci yılında anmak telaşındadır.
MİLLÎ MARŞ
Geçen gün Bulgar misafirlerimizle beraber, Beylerbeyi sarayını ziyaret ettiğime çok memnun oldum.
Yaşar Çağbayır - İstiklâl Marşı'nın Tahlili
Eylül 1920 günü, ortalık ağarırken ilerleyen süvarilerimiz, yükselen güneşin tatlı ışığı altında İzmir’i bir tablo gibi gördüler. 2. Süvari Tümeni, Alsancak ve
"İttihad-ı İslâm davasını İslâmlık kadrosu içinde şiirle neşir ve telkin eden en samimi ve heyecanlı şairimiz Mehmed Âkif'tir."
Âkif'in benimsediği bir davaya ne kadar candan bağlanan bir şahsiyet olduğunu "İstiklâl Marşı"nda gösteriyor..."


