Türk milletinin manevi beraberliğini doğrudan doğruya parçalamaya muvaffak olamayanlar, bir süreden beri dine, dile, güzel sanatlara, tarihe ayrı ayrı bir tecavüz sistemi içinde, hayasız saldırışlarına devam etmektedirler. Gün geçmez ki, ırkçılık adı altında bu memleketin has evlatları olan milliyetçilere, gericilik adı altında bütün bir sağduyuyu temsil eden mukaddesat cephesindekilere dil uzatılmamış, tecavüz edilmemiş olsun.
Komünistlerin çok sinsi ve haince hazırladıkları bir planın gerçekleşmesi için, on beş yıldan beri içtimaî ve kültürel sahada yapılması istenen değişikliklere dikkat ediyor musunuz? Evet, komünizm memleketimizdeki intikal münevverini en zayıf yerinden yakalamasını bilmiştir.
“Maddi ve sosyal değişikliklerin istihsalini mi istiyorsunuz? Manevi ve ahlakî sahayı tahrip ediniz…” parolasıyla on beş yıldan beri içimizde çalışanlara hâlâ sabredecek ve onların şen’i faaliyetlerine seyirci mi kalacağız?
Bugünde, gafletteki bu münevveri avlamışlar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın bir komisyonunun içine kadar getirmişler. Farkında olmadan Türk tarih ve maneviyatının biricik armağanı saydığımız İstiklâl Marşımızı değiştirecek kadar cehil içinde bulunan komisyon azalarının bu gafletini hangi kelimelerle tavsif edelim?..
Bunlar bu komisyona tesir etmek isteyen zihniyet, birkaç istisnasiyle maneviyat katili ve milli şuurun düşmanıdırlar. İstiklâl Marşımız değişmeli öyle mi? Peki ama hangi sebeple?.. Radyolarında uçkurdan ve baldır bacaktan bahseden, gazetelerimi fikir yerine Strep Tiz kepazelikleri ile dolduran, kütüphanelerini, son yıllarda sosyalizm ve benzeri kitaplarla işgal eden bir cemiyetin bunca dert ve davası yüzüstü dururken elini cumhuriyetin ondan sonra en büyük armağanı saydığımız İstiklâl Marşı’na uzatanları takipsiz mi bırakacağız?.. Bunlarda vicdan ve muhasebe hasleti kalmamışsa, onu birinci Cumhuriyet meclisinde bize hediye eden vatanseverler arasında Gazi Mustafa Kemal, Mareşal Fevzi Çakmak, General Kazım Karabekirlerin bu marş hakkında ihtisas ve fikirlerini unutacak kadar hafıza da mı kalmamıştır?..
Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyet kelimesinden sonra en çok alkışladığı büyük kahramanlık destanı olan mısralarla gelecek nesillere istikamet çizmekteydi. Bu istikamet, hain emeller taşıyan ve bugün aramızda açıkça dolaşan, inkılabı avrat ve uçkur edebiyatı zanneden bir takım sefil seviyedeki güruhun elbette işine gelmez. İşte bu sebeple: “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” mısraına ve onun altındaki muhteşem manaya tecavüze yeltenmişlerdir.
Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
Kimdir bu çılgınlar? Millî Eğitimin halen başında bulunan sorumlu zat, istiklâlimizin sembolü sayılan İstiklâl Marşımıza tecavüz edilmesine nasıl göz yumuyorsunuz? Siz ey Maarif Şûrası azaları!.. Daha milli bir ders programı koymak ve onu tatbik etmekten aciz bir haldeyken, gençliğin manevi eğitim alanında biraz da sizin yüzünüzden yoksun bulunmakta olduğu halde, bütün bunları bir köşeye iterek davanın temelini sarsmak isteyen ve Türk ahlakına, hürriyet fikrine düşman olan bu saldırışlara hâlâ mı bîgane kalacaksınız?
Siz ey milliyetçiliği anayasanın başına almış ve “Türk milliyetçiliği maziden müstakbel nesillere doğru dokunulmaz birleştirici yegâne manevi bir müessesedir” diyen idareciler! Uyanınız!.. Bilmeyerek alet haline getirilmiş sol ağızların salyalarını akıta akıta İstiklâl Marşımız yerine yabancı melodilerinin mısralarını tekrarlamalarına mı müsaade edeceksiniz!.. Artık yeter!.. Bu memleket, milliyet ve mukaddesat düşmanlarının kafalarına hak ettiği yumruğu indirecek gençliğe maliktir.
İmzasız Yazı, Düşünen Adam, Kasım 1961, S.48
“İstiklâl Marşı marşların en büyüğüdür; ölümsüzdür..."
Çünkü en büyük hâdisenin yazdırdığı marştır, iman ve azim ordularının bütün dünyaya, bütün kâinata bu iman ve bu azmin, ebedi yankılar bırakan okuyuşudur:
Afgan devlet-i İslâmiyyesi sefîrinin Anadolu’ya gelmesi İslâm târîhinin en mes’ûd hâdiselerinden birini teşkîl eder. Garb müstevlîlerinin İslâm âlemine karşı mütemâdî savlet ve tahakkümleri yüzünden perîşân olan, dinlerinin vahdet ve izzet emreden düstûrlarına arka çevirdikleri için yekdiğerinden cüdâ düşen Müslüman milletleri arasında bugün vahdete doğru bir hareket başlamış olduğu görülüyor.
Vatandaşlığın amentüsünü ezberlemiyenler...
Son merasim günlerinden birinde bayrak çekiliyor, muzika istiklâl marşını çalıyordu. Bu marş ve bayrak çekiş karşısında yapılacak şey malûmdur:
"İstiklâl Marşı"nı kabul eden Türkiye Büyük Millet Meclisi de kültür ve heyecan bakımından aynı yüksek seviyede idi.
Ziya Gökalp, büyük mefkûrelerin, cemiyetlerin buhranlı devirlerinde doğduğunu ve onlara yol gösterdiğini söyler. İstiklâl marşları da böyledir.
Atatürk’ün ve Mehmet Âkif’in iki meşhur sözüne dair
“Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar.” Evet, bu da Türk milletinin (topyekûn medeniyet düşmanlığına) belge gibi gösteriliyor.
Lütfü Şehsuvaroğlu: "Ankara’ya Gelişin Meyvesi veya Ardında Yatan Sır: İstiklâl Marşı"
1920 yılında teşkil olunan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne Burdur mebusu olarak katılan Mehmed Âkif bu sürede Taceddin
Bayrak, Sancak, Millî Marş
İstiklâlimizi ebediyen kazanıp Cumhuriyete kavuştuktan sonra millî ahlâkımızda bir cihet, bütün açıklığıyle göze çarpıyordu: Bayrak saygısı… Bu, pek tabiî bir neticeydi. Çünkü İstiklâl Harbi neydi? Bayrağımızın İstiklâli, hür ve müstakil topraklarımız üstünde dalga vuracak olan mukaddes Türk Remzinin hâkimiyeti için çarpışmış değil miydik?


