…Anadolu alevler içindeydi. Camilerde diri diri insanlar yakılıyordu. Çoluk-çocuk, genç-ihtiyar ayrılmıyordu. Bunlar Anadolu’yu "sözde uygarlığa açmak için" gelmiş olan yunan askerlerinin eseriydi. Klasik yunan uygarlığının mirasçıları olduklarını iddia ediyorlardı. Uygarlık, çocukları, kadınları, yaşlı nineleri camilere istif edip diri diri ateşe vermekse, Türk şairi böyle bir uygarlığa isyan etmekte haklı sayılmazmıydı: "medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"… Yunan canavarının da artık tek dişi kalmıştı, Anadolu kıyısında tutunabilecek son tırnağı da sökülmek üzereydi .
Bilal N.Şimşir, İngiliz Belgeleri ile Sakarya’dan İzmir’e 1921-1922, Milliyet Yayınları-1972
"Bütün marş metni okunmayacak, yalnız ilk iki beyit söylenecektir."
…Aslında birinci aşamada açılışı yapılan 14 halkevinin açılış töreninde de benzer disiplini görmek mümkündür.
Ankara Namazgahında Şükran Namazı
Yukarıdaki klişeye lütfen dikkatle bakınız: Millî Mücadelenin temel felsefesi olan Tekâlif-i Milliye, en ücra köyde, fedakârlığı halkın vicdanına ve imânına tescil ettirecek
"Birçok mısraları marş mıdır, dua mıdır, farkedilemez haldedir.”
Safahat yalnız kendi devrinin değil, geleceğin meselelerine de tercüman olmuştur. Namık Kemal ile açılan cemiyetçi şiir çığırını en ileri götüren;
Merhum büyük Türk ve İslam şairi Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 33. yıl dönümü olan 27 Aralık 1969’da muhterem kurucumuz Halide Nusret Zorlutuna’nın Ankara Hukuk Fakültesi konferans salonunda yaptığı konuşmayı, siz değerli okuyucularımıza da duyurmak için aşağıya alıyoruz.


