İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Çocukluğumda dilimize çokça takılan bir tabirdi: Dam üstünde saksağan / Vur beline kazmayı. Bunu münasebetsiz bir ifade karşısında veya bahse konu olan her ne ise onunla hiç ilgisi olmayan bir beyan karşısında söylerdik. Çocukluğum dediğim zaman 1950’li yılları kast ediyorum. İnanır mısınız, o yıllar her ne kadar tersi gibi görünse de Türkeli şimdikinden çok daha fitne dolu, çok daha karanlıktı. Fitne ve karanlık kimse tarafından fark edilemiyordu çünkü hangi meslekten olursa olsun herkes kendi yerini gayet tabiî ve kaçınılmaz sayıyordu. Ne demek “herkesin kendi yeri?” Sivil veya asker bürokratların tümü ve basın yerlerinin muhalefet saflarında olduğuna inanıyorlardı. O kadar ki, Demokrat Parti faaliyetlerini tasdik eden çok az sayıda bürokrat dışlanmamak için bu ayıbı gizlemek ve tavrını kendine saklamak zorunda kalıyordu.
Köylü ayağındaki çarığı fırlatıp atmış yerine ayağına “lastik” geçirmişti. Köylünün ayağındaki “lastik” deyimini hepimiz benimsemiştik. Doğu Karadeniz’deki köylünün lastiğe “demokrat” adını verdiğini ben çok sonradan öğrendim. Namaz kılanlar “mest-lastik” giyerler ve aptes alırken ayaklarını yıkamaktansa ayaklarının üstünü mesh ederlerdi. Demokrat Parti siyaseti ticaretin alanını genişletti. Bunun anlamı geçimini alış-verişten sağlayanların refahının yükselmesi ve sabit gelirlilerin dara düşmesi demekti. "Niçin Demokrat Parti’yi tutuyorsun?" sorusuna sahipsiz halkın “Milletin cebi para gördü, para!” şeklinde cevap vermesinin sebebi budur. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi bürokrasiyi ihya etti mi? Hayır. Darbe askerleri sivillerden ayırdı. Askeri darbe bürokrasiyi sivil-asker ayrımına tâbi tuttu. Askerlerin artık kendilerine mahsus personel kanunları vardı. Türkler bir banka patlamasıyla karşı karşıya kaldı. Bankalar açılan banka hesaplarını apartman dairesi lotaryasına katılmanın bileti haline getirmişti. Çalışan karı-kocanın bir maaşı ev kirasına sarf etmesinde hiç kimse bir tuhaflık bulmuyordu. Emekli ikramiyesiyle ev almak hem tabiî, hem gerekli görülüyordu.
Kapitalizmin hegemonya kurucu hayaleti Türkeli’nde bütün zihinlerin üstündeki örtüydü. Celâl İnce içinde “Amerika, Amerika Türkler dünya durdukça / Beraberdir seninle hürriyet savaşında” sözleri geçen şarkısını bedava dağıtılan bir plağa okumuştu. Emperyalizm cicim aylarını yaşıyor. Unilever gönüllüce hepimize “Memlekette Sana’dır yağların en güzeli” mısraını ezberletmişti. Buna mukabil Türkiye İşçi Partisi’nin propagandası beklenmedik derecede etkili idi. Bu etkinlik Mehmet Ali Aybar’ın “69’da başa güreşeceğiz” demesine sebep oldu. Sonuç bu öngörüyü doğrulamadı. 1969’daki genel seçimlerde millî bakiye usulünün iptali yüzünden TİP’in parlamentodaki sandalye sayısı ikiye düştü.
Manzarayı ne derecede gerçekçi ve isabetli çizmiş olursak olalım resme bakanlar bizim yüzümüze karşı “Dam üstünde saksağan / Vur beline kazmayı” diyecek ve böylece yerinde bir söz etmiş olacaklardır. Türkiye İşçi Partisi Türkeli’nde yetki ve etki sahibi çevrelerin muhtemel Sovyet hâkimiyeti sırasında “Sosyalist düşüncelerin halka yayılmasına niçin engel oldunuz?” suçlaması karşısında “Hayır, olmadık. Biz onların partileşmesinin önünü açtık. Eğer sosyalist düşünce halka yayılmadıysa bunun kabahatlisi bizzat sosyalistlerdir” savunması yapmalarını sağlamak üzere tertiplenmiştir. Gelin görün ki, olaylar hâkim çevrelerin düşündüğü biçimde akmadı. Türk halkı TİP’i çaresiz ve eli kolu bağlı bırakmadı. Bunun delili olarak TİP’in Genel Merkez işlevi görmesi için Ankara’da satın aldığı apartman dairesinin halk desteğiyle vaktinden önce ödendiğini zikredebilirim. İpin ucunun nereye kadar uzandığını kestiremiyorum. Türkeli’nde siyaset ancak icazet alınarak yapılabiliyor. İcazet kimden alınıyor? İşte orası muamma…
Muamma mı? Hiç de değil. Grek tahsil hayatında Mustafa Kemal’in iki yüzü dikkati çekiyor: Türk vatanının müdafaası söz konusu olunca öğrenciye menfi yüzü aksettiriliyor Mustafa Kemal’in. Mustafa Kemal’in müspet yüzünü ise ancak sıra gerçekleştirdiği inkılaplara gelince görüyoruz. Grekler Yunanistan’da bugün bile “Mehmet” kelimesini birine hakaret etmek veya onunla alay etmek gayesiyle kullanıyor. Müslümanın “M”sine bile tahammül edemeyen bir halkın Yunan tarihini de aynı gözle öğrettiğinden şüpheniz olmasın. Bir dönem Grekçeyi Türk topraklarında gizlice öğrenmek ve öğretmek zorunda kaldıkları yalanı Pan-Hellenik dünyada çok yaygındır. Pavlus’un gösterdiği istikamette ilerleyen Hıristiyanların domuz eti yedikleri ve biz Müslümanların sünnet olmak diye adlandırdıkları işlemden geçmedikleri bütün dünyada bilinir. Zihnindeki Grekleri Hıristiyanlaştırma takıntısıyla yaşayan Pavlus Antik Çağ’da kültürünü vücuttan hiçbir şeyi eksiltmemeye dayamış ve domuz çobanı olmakla övünen Greklere hoş görünmek için yeni bir dinin hızla yayılmasını sağlamıştır. Oysa dünyada bugün domuz eti yemeyen ve fırsat bulursa gizlice sünnet olan Petrin (Petrus yolundan giden) çok sayıda mutaassıp Hıristiyan yaşıyor.
Modernizm gerçeklerin gerektiği gibi bilinmeyişinin türettiği büyünün gölgesi altında yaşayabiliyor. Öncelikle neye dünya, neye hayat dememiz hususunda şaşkınlık içindeyiz. Çoğu zaman birini diğeri sanarak ömrümüzü tüketiyoruz. Zannlar ömrümüzü heba ediyor. Bilelim ki, imtihan sahamız dünyayla ilişkimiz dolayısıyla teşkil edilmiştir. İnsanoğlu dünyanın süsüne kanarak doğru yolu önce askıya alır ve sonunda büsbütün terk eder. Hayat ise bizi süsten haberdar etmek yerine yanımıza vecibelerden bahisle yanaşır. Ne kadar canlanırsak o kadar hayat buluyoruz. Böylece ihtiyaç içinde olmamız bizi hayırseverlikten uzaklaştırmıyor. Hayatımızı dünyayı mağlup ederek güzelleştiriyoruz.
İsmet Özel, 16 Muharrem 1448 (1 Temmuz 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


