İSMET ÖZEL KİTAPLARI
“Dünyadaki yerimiz” sözünü işittiğiniz zaman kafanızda ne beliriyor? Gelirinizin ayda veya yılda ne kadar olduğunu mu düşünüyorsunuz; yoksa o geliri hangi vesileyle ele geçirdiğinizi mi? Aklınızı toplumda hangi rütbeyi işgal ettiğinize mi yoruyorsunuz? Derdiniz dini vecibelerinizi ne ölçüde yerine getirdiğinize mi odaklanıyor? Helâl ile haram arasında fark gözetip gözetmediğinizi kendinize mesele ediyor musunuz? Bütün bu suallerin ve benzeri nice başka sualin cevabı sizi şu iki kategoriden birinin içine yerleştirecek: Ya kendinizi yüzünü dünyaya çevirmiş bir kimse olarak tasavvur edeceksiniz veya bilakis huzurunu ahiret yurdunda arayan bir kişi olduğunuz fikrine kavuşacaksınız.
Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olması insanlığı modernizmin belâları karşısında teçhiz etmek içindir. Modern insan demek yol olarak Faust yolunu tutturmuş insan demektir. Yani Avrupa kıtasında doğmuş olan modern insan dünya hâkimiyeti karşılığında ruhunu İblis’e satmış kimsedir. Şeytan’ın yolu çağdaşlıkla tahkim edilmiştir. Modern hayat dinsizin hakkından gelirse ancak imansızın geleceği fikrini acımasızca güçlendirmektedir. Hayır, din ve iman birbirinin hasmı değildir. Bilakis bu iki unsur varlık şartlarını birbirlerini güçlendirmekte bulurlar. Yine de din ve iman aynı anda doğmaz. Ayette işaret edildiği üzere insanoğlu önce âlemlerin rabbinin iradesine teslim olarak Müslüman olur. İnsan teslim oluşun gereğini yerine getirdiğinde Allah onun kalbine imanı yerleştirir. Bununla birlikte her zaman din ile imanın birbirinden kopma ihtimali söz konusudur. Çünkü İblis kıyamete kadar her mü’minin yolunda onu kendi ordusuna katma gayesiyle beklemektedir. Açıkçası Sırat-ı Müstakim din ile imanın birbirleriyle kaynaştıkları alaşım alanıdır. Bu yüzden biz Müslümanlar Allah’tan din ile imanı birbirinden ayırmaması duasında bulunuruz.
Modern çağ Kur’an-ı Kerîm’in indirilmesiyle yani ferdî mesuliyetle yani her mü’minin Muhammed ümmetinin tümünün mesuliyeti altına girmesiyle başladı. Âlemlerin Rabbi Allah’a iman edenlerin mesuliyeti kıyamete kadar devam edecek. Hepsi bu kadar mı? Değil. Biz Müslümanlar kıyametin koptuğuna kendi gözlerimizle şahit olsak bile elimizdeki son hurma fidanını toprakla buluşturmakla mükellefiz. Ne demek oluyor bu?
Bir gün gelecek Şeytan bize “İşte kıyamet koptu” diyecek. “Elindeki son hurma fidanını dikmenin kime, ne faydası olacak?” İşte o zaman biz o Şeytan’a ve ordusundaki bütün şeytanlara Allah’ın isimlerinden birinin “Hayy” olduğunu, hayatı muhafaza ve müdafaa etmeden Müslüman kalınamayacağını söyleyeceğiz. İslâmiyet Allah’ın iradesine teslim olmuş her ferde dünya işlerine müdahale alanı açmıştır. Üstelik bu alanda yer almak Müslüman’ın keyfine bırakılmamıştır. Müslüman dünya hayatında bir bozukluk görürse düzeltmek için harekete geçmekle mükelleftir. Eğer içinde bulunduğu şartlar düzeltmeyi eliyle gerçekleştirmesine müsait değilse dilini devreye sokacaktır. Sözlü müdahalede bulunmanın yolları bir şekilde tıkanmışsa kötülüğü yürürlüğe sokana kalben buğz etmelidir. Bu son zikrettiğim davranışın imanın en zayıf hali olduğu da haber verilmiştir.
“Komşuda pişer, bize de düşer” diyenler dünyada sadece Müslümanlardır. Buna mukabil komşusu açken karnını doyurup yatmış olanların tamamı gayri-Müslim’dir. Modernizm dünyadaki bütün Müslümanlara Ümmet-i Muhammed’in hayat şartlarını hesaba katmadan yaşama tarzını talim ettirdi. Gündemimizi kâfirlerin tayin etmesine aldırmayacak hale düşmüşsek imanın en zayıf halini bile umursamıyoruz demektir. Bu satırları okuyanlar arasında “Allah’tan ümit kesilmez” diyenler bulunduğunu hissediyorum. Küfre düşmekten korkanların hâlâ mevcut olması iyiye işarettir. Ne var ki, modern hayatın gidişatı küfre düşmekten korkmağı bir insan teçhizatı olmaktan çıkardı. Sermayenin bazı ellerde birikmesi hangi tâbiiyette olursa olsunlar insanların “azıcık aşım, ağrısız başım” demelerini imkânsız hale getirdi. Aşı azalan her insanın önce başı ağrıyor.
Çizdiğim resmin bir çözümsüzlük tasviri olduğu yanılgısına kapılmayın. Modernlik sebebiyle çözümsüzlüğe mahkûm olmuş değiliz. İhlâs sahiplerinin dayanışması kâfirlerin ihdas ettiği bütün dolapları tesirsiz bırakacaktır. Avrupa’da sosyalizm düşüncesine doğru adım atan kişiler ancak sırtlarında iliklenebilen giysiler giyiyorlardı. Bu en basit işlerimizde bile başkasına muhtaç olduğumuz düşüncesinin simgesiydi. Bu tavrı ihlâs sahiplerinin dayanışmasına misal olsun diye zikretmedim. İhlâs sahibi demek ilâhî olanı Allah’tan başka bir yerde aramayan kişi demektir. Bir kimseden değil, bir kişiden söz ediyoruz. Kimselerin yükselerek kişi mevkiine kavuşmasının yolunu İslâm açmıştır. Balçıktan yaratılan beşer nesnelerin adını öğrenerek helâl ile haram arasındaki farkı kavramış kişi mertebesine, insanlık seviyesine ulaşmıştır. Sürecin baştan sona yürütücüsü Allah’tan başkası değildir.
Batı kültürü milâdın 1935inci yılından itibaren Tanrı’nın kavrayış alanına geri döndüğü fikriyle meşgul oldu. Niçin yukarıdaki cümlede Allah demedim de Tanrı dedim? Çünkü Batı kültürü kendi gözündeki yükselişini Müslümanların Allah kavrayışına kasten sırt çevirerek sağlamıştı. İslâm kültürü varlıklı olmadığı halde sadaka veren kişiler hürmetine hayat taşımıştı ve taşımaktaydı. Biz Müslümanlar hâlâ afetlerden zarar görmeyen insanlar hakkında “verilmiş sadakası varmış” ibaresini kullanıyoruz. Öte yandan Fransız aydınlanmasının parlak isimlerinden Montesquieu (1689-1755) burnunun dibindeki Sünni Osmanlı’yı es geçerek Batı toplumlarının eleştirisini iki Şii İranlının eline bıraktığını biliyoruz. Batı Sünnileri görmezlikten gelme geleneğine hep sadık kalmıştır. Önce Avrupalılar, sonra Amerikalılar için Doğu ya Hint veya Çin olagelmiştir. Niçin? Çünkü üstünlüğün takvada olduğuna samimiyetle inananlar Sünnilerdir. İnsanların dikkatlerini takvaya çevirmeleri Batı’nın süslenmiş bir kabuk olduğu gerçeğini tebarüz ettirecektir.
İsmet Özel, 23 Şaban 1447 (11 Şubat 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


