VATAN BİLGİSİ

Belli aralıklarla İlber Ortaylı televizyon ekranlarına çıkarak "kamu spotu"ndan hallice konuşmalar yapıyor. Bilhassa son zamanlardaki konuşmalarında Halep'in tarihte hiçbir zaman Suriye'nin bir parçası olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuzey Suriye'yi kat'i surette "kontrol etmesi" gerektiğini vurguluyor. Hatta bizzat kendi gözlemlerine dayanarak Halep'te her zaman Türk devrinin özlendiğini, Suriye'nin diğer bölgelerine nazaran Halep minarelerinden Türk makamlarında ezan okunduğunu da dile getiriyor. Bunlar doğru olmakla birlikte İlber Ortaylı Halep’in de dahil olduğu Misak-ı Milli'yi bu bahiste hiç anmıyor. Dolayısıyla Varna’dan Selanik’e, Batum’dan Kerkük’e kadar olan Türk toprakları da hiç söz konusu edilmiyor. Devlet günü kurtarmaya çalışmaktan öte bir siyaset bilmiyor. Durum böyle olunca günü de kurtaramıyor. İsmet Özel'den öğrendiğimiz gibi doğrunun yarısı yanlışın tamamıdır demeliyiz. Doğrunun tamamını dile getirmeye gayret etmeliyiz. İkinci Dünya Savaşı sonrası ihdas edilen Pax Americana son buldu. Bundan daha önemlisi şu an bizi neyin beklediğini bilmediğimiz bir aralıktayız. Evimizde kendi hesabımızı yapmalıyız. İki harp arasında Nazım Hikmet Bolşevik taraftarı olarak Peyami Safa da Nasyonal Sosyalist Almanya taraftarı olarak birbirlerine çok kıyıcı şekilde hücum ettiler. Halbuki önceden çok yakındılar. Bugün tarihe karışmış SSCB ve Nasyonal Sosyalist Almanya taraftarlığı uğruna birbirlerine düştüler. İkisinin kafasında da evdeki hesap yani Misak-ı Milli yoktu.

Niçin kafalarında Misak-ı Milli yoktu? Bu sualin cevabı Misak-ı Milli ne idi ne oldu sualinin cevabında saklıdır. Misak-ı Milli harita olarak değil bir dibace ve altı maddeden oluşan bir metin şeklinde doğmuştur. Misak yemin demektir. Vesika kelimesi ile de aynı köktendir. Misak-ı Milli hem bir milli yemindir hem de bir milli vesikadır. Fakat bu milli vesikanın aslı ancak bundan 12 sene önce yayınlanabilmiştir. Ondan önce Misak-ı Milli’nin aslının kayıp olduğu dahi söyleniyordu. Yayınlayan da Murat Bardakçı’dır. Murat Bardakçı ara sıra gün yüzüne bazı vesikalar çıkarır. Misak-ı Milli metninin aslını yayınlarken okuma zahmetine katlanmadığı için yıllardır süregelen bir yanlış okumayı tekrar etmiştir.  Ben kendisine bu bakımdan lügatte “Telefon sistemiyle yazılı belge ve bilgilerin bir yerden bir yere ânında iletilmesini sağlayan araç, faks." şeklinde tarif edilen “belgegeçer” sıfatını uygun gördüm. Misak-ı Milli'de bir kelime var ki onu bugüne kadar birçok kişi farklı şekilde okumuştur. Kimisi “ırken” kimisi “örfen” okumuştur. Halbuki doğrusu Murat Bardakçı'nın da yayınladığı asıl vesikada gördüğümüz gibi münakaşaya mahal bırakmayacak şekilde açıktır. Kelime “irfanen”dir. Misak-ı Milli dinen, irfanen ve emelen müttehit olan bir milletten yani Türk milletinden bahsediyor. Bardakçı vesikayı okumadığı için "Günümüz Diliyle Misak-ı Milli" adıyla yayınladığı metinde eski yanlışı devam ettirerek “irfanen” yazan yerde ırk kelimesini kullanmıştır. Misak-ı Milli (1920) metninde millet tanımında ırk kelimesi geçseydi (ki başka yerde geçer) bu gene manidar olacaktı. Zira İstiklâl Marşımızda (1921) geçen ırk kelimesi ile aynı anlam dairesinde olacaktı. Fakat doğrusu vesikada gördüğümüz üzere “ırken” değil “irfanen”dir.

Misak-ı Milli Türkiye’deki yaygın kanaatin aksine Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi'nde değil İstanbul'daki son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kabul edilmiştir. O Meclis'in aldığı son mühim karardır. Bu karar üzerine İstanbul'u işgal altında tutan İngilizler işgalin şiddetini artırmış ve Meclis de tatil edilmiştir. Yani Misak-ı Milli her manada son karardır. Misak-ı Milli Hıristiyan takvimine göre 28 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da kabul edilmiştir. Bu metnin dosta düşmana tebliğ edilme tarihi 17 Şubat 1920'dir. Bu tarihler şu bakımdan çok önemli. Maraş Çete Harbimiz 23 Ocak'ta başlamıştır. Yani Misak-ı Milli kararı alınmasından 5 gün önce. Ve yine Maraş Çete Harbi 12 Şubat 1920’de Türk zaferiyle neticelenmiştir. Bu tarih de Misak-ı Milli’nin dünyaya deklarasyonundan 5 gün önceye tekabül ediyor. Yani Sakarya Meydan Muharebesi’nin provası olan Maraş Çete Harbimiz Misakı Milli’nin ortaya çıkışında ve dosta düşmana ilan edilmesinde etkili olmuştur. İşgal altındaki İstanbul’a bir “son karar” morali sağlamıştır. Urfa mücahedesi de bize başka bir hususu gösterir. Düvel-i muazzamadan sayılan Fransız kuvvetleri Urfa'da mağlup edildikten sonra çekilirken kendi isteğiyle çekiliyor görüntüsü vermek istemiş fakat Urfalılar üzerlerine olmasa da havaya kurşun sıkarak o görüntüye mâni olmuştur. Türk milletinin Urfa'da Kahramanmaraş'tan hemen sonra başlattığı cihad 20 Nisan 1920’de zaferle neticelenmiştir.  Yani Ankara'da Meclis’in açılmasından üç gün önce. Ankara'da meclis açılmadan önce Türk milleti kendi işini halletmeye kalkışmış, zaferler kazanmış ve Misak-ı Milli kabul edilmiştir. Biz İstiklâl Marşı Derneği olarak “Urfa büyümüş Türkeli olmuştur” derken edebiyat yapmıyoruz. Zira Mondros Mütarekesi’nden sonra bilhassa okur yazarlarda “düvel-i muazzama ile uzlaşmalı” tavrı yaygın bir tavır idi. Birçok cemiyet ve hatta Anadolu’da toplanan bazı kongreler düvel-i muazzamayı karşısına almamak siyaseti gütmüştür. Halbuki Şanlıurfa beş sene önce o gün için dünyanın en büyük güçleri sayılan İngiliz ve Fransız donanmalarını Çanakkale’den geçirmediğimizi de hatırlatarak bütün Türkeli’ne doğru tavrı göstermiştir. Ve bunu Ankara’da Meclis açılmadan evvel yapmıştır.

Ankara’da toplanan Birinci Meclis'te “İstanbul'daki Meclis Misak-ı Milli'yi işgal altında kabul etmiştir. Biz Ankara'da işgal altında değiliz bu sebeple Misak-ı Milli'den hiçbir taviz veremeyiz” diyen vekiller vardıysa da İstiklâl Marşı şairimiz gibi bu vekiller de tasfiye edilmiş, İkinci Meclis'te kendilerine yer tanınmamış ve Misak-ı Milli’den büyük tavizler verilmiştir. Dolayısıyla İstiklâl Marşımızdaki Cennet Vatan olarak tarif edilen Misak-ı Milli topraklarının bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları dışında kalmıştır. Lakin bugün Anıtkabir’de bir Misak-ı Milli kulesi olduğu için ülkemizdeki birçok insan hâlâ daha Misak-ı Milli sınırlarını Türkiye’nin mevcut sınırları sanır. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra İngilizler tarafından işgal edilen ilk topraklarımız Batum, İskenderun, Musul ve Boğazlardır. Bunların hiçbiri 29 Ekim 1923'te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin idaresine bırakılmamıştır. Boğazlarda hakimiyet hakkımız ancak 1936’da Montrö ile tanınmış, İskenderun ise İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Türk vatanına iltihak etmiştir. Varna’dan Selanik’e kadar olan batı topraklarımızı ise Birinci Dünya Savaşı’ndan önce kaybetmiştik. Misak-ı Milli’nin sansürlü halini esas alanlar batı topraklarımızı Misak-ı Milli dışında sayma gafletinde bulunurlar. Çünkü Misak-ı Milli’nin sansürlü hali Mondros Mütarekesi dahilinde Türk askerinin bulunduğu yerlerin Türk vatanı olduğunu söyler. Batı topraklarımızı Birinci Harp’ten önce kaybettiğimiz için Misak-ı Milli dışında tutarlar. Bunlar, Misak-ı Milli’yi cennet vatan olarak görenler değil, konjonktür gereği bir araç olarak kullanmak isteyenlerdir. Halbuki Murat Bardakçı’nın yayınladığı original vesikada da görüldüğü üzere Misak-ı Milli metninde “Mondros Mütarekesi dahil ve haricinde” ifadesi geçer. Bu sansürlenen “haricinde” ifadesi batı topraklarımız ve Kerkük şehrimiz için Misak-ı Milli’ye konmuştur. Çünkü mütareke esnasında oralarda Türk askeri bulunmuyordu fakat oralar Türk vatanının ayrılmaz parçalarıdır.

Misak-ı Milli hakkında bilgisizliğimize, Misak-ı Milli’yi politik araç olarak kullanmak isteyenlerin sansürüne, tahrifatına rağmen dışımızdakiler Türklerin milli yeminiyle sabit batı topraklarına sahip çıkacağından dün olduğu gibi bugün de korkuyor. 1997-2002 yılları arasında Bulgar Cumhurbaşkanı olan Stoyanov Rusya’nın Ukrayna müdahalesinden sonra “Türkler de Rusların Ukrayna’da yaptığı gibi Bulgaristan’daki Türkleri korumak için Kırcaali’ye asker çıkarırsa biz ne yapacağız?” diye sordu. Kırcaali’de bugün Türkler nüfusun çoğunluğudur. Namık Kemal bundan yaklaşık 150 sene önce “Vatan Yahut Silistre” dedi. Silistre bugün Bulgaristan’ın Romanya sınırında olan bir şehir. 150 senedir Türklere yapılan zulümlere rağmen bugün hâlâ Silistre’nin nüfusunun yüzde 40’ı Türk’tür. Misak-ı Milli yine Türkiye’deki yanlış kanaatin aksine bir genişleme veyahut yayılma meselesi değildir. Misak-ı Milli metninde de geçtiği üzere vatan kabul ettiğimiz bu sınırlar sulh için yapabileceğimiz fedakarlığın hadd-i azamisidir. Yani Misak-ı Milli toprakları Türk vatanının asgarisidir. Milli yeminimiz hakkındaki bilgisizliğimiz kafirlerin ekmeğine yağ sürüyor. Unutmayalım ki küfür alemi biz Misak-ı Milli’yi ilan ettiğimiz için Sevr hamlesini yapmıştır. O günden bu güne bu hamlelerinden vazgeçmiş değillerdir.

Türklere en az bir asırdır masal anlatıyorlar. Bugüne kadar Türklerin gözü kulağı kapatılsa da Türkler gözlerini yumup kulaklarını tıkasalar da "o devirler geçti" masalının masal olduğunu bugün mecburen görüyor, işitiyorlar. Dünyanın her yerinde bütün tarihi meselelerin tarihte kalmadığı, doğuda ve batıda irili ufaklı bütün kavimlerin eski hesaplarını açıkça devam ettirdikleri aşikardır. Putin Ukrayna çatışmasının bir yerinde Rusya’dan maada Romanya ve Macaristan da Ukrayna topraklarında hak iddia edebilir dedi. Zaten Macaristan bu niyetini hiçbir zaman saklamadı. Trianon'da kaybettikleri toprakları geri almak üzere hareket ediyorlar. Orban bundan üç sene önce bir Macaristan milli maçında Ukrayna ve Romanya topraklarından bazı kısımları içeren Büyük Macaristan haritalı bir atkı taktı boynuna. Yine Putin geçtiğimiz günlerde bütün istihbaratçı geçmişine rağmen yakın zamana kadar ABD ile Rusya arasındaki meseleyi ideolojik mesele sandığını dile getirdi. Halbuki bütün mesele jeopolitik imiş dedi. Yani Pax Americana’dan önce ve sonra, dün olduğu gibi bugün de dünya müstemlekeciliğin dümen suyundadır. Biz Türküz, ne müstemlekecilik yaptık ne de müstemleke olduk. Batum’la Musul’u, Halep’le Varna’yı, Selanik’le Kerkük’ü birbirine bağlayan şey nedir? Cevabı Misak-ı Milli’ye aksettiği şekilde dinen, irfanen ve emelen yekvücut olan, varlığını İslam’a borçlu olan Türk milletidir. Diyar-ı Rum’u Dar’ül İslam haline getirmek suretiyle vatanlaştırdığımız topraklardan asla vazgeçmeyeceğimize Birinci Dünya Savaşı sonrasında yemin ettik. Misak-ı Milli budur. Misak-ı Milli’yi hatırlamak millet olarak ispat-ı vücut etmemizle aynı şeydir. Bizi neyin beklediğini bilmediğimiz bu aralıkta müstemlekeciliğin dümen suyunda değil kendi milli yeminimizi hatırlayarak bir yol takip edebiliriz. Bu yol Türkeli'nin tehdit edilemez bir iç işleyişe sahip olmasını ve bütün diplomatik münasebetlerin Misak-ı Milli'nin hasıraltı edilerek değil açıkça ifade edilerek kurulmasını gerektirir.

Gökhan Göbel, 27 Recep 1447 (16 Ocak 2026)

 

"SINIF BİLİNCİ - GÜZ"

Derneğimizin hazırladığı "SINIF BİLİNCİ" kitabının "GÜZ" nüshası neşroldu.

İSTİKLÂL MARŞI NASRULLAH CAMİİ'NİN İÇİNDE DEĞİL ANCAK AVLUSUNDA OKUTULDU

Fakat bu sene Nasrullah Camii'nde sadece Mevlid-i Şerifi okuyabildik. Bunu da cami mikrofonlarının görevlilerce kapatıldığı bir ortamda yapabildik.

"RASULÜ EKREM SÖYLEDİ İŞİTEN TÜRK OLDU" Neşrolundu

İstiklâl Marşı Derneği'nin hazırladığı Türkçe’den İslâm’a Giriş serisinin üçüncü kitabı olan ve dört ciltten müteşekkil “Rasulü Ekrem Söyledi İşiten Türk Oldu” neşrolundu.

"VE'L-ASR" Neşroldu

Genel Başkanımız Şair İsmet Özel’in “Ve’l-Asr” ve “Neyi Kaybettiğini Hatırla” kitapları birlikte TİYO’nun 15. Kitabı olarak “Ve’l-Asr” adı ile neşroldu.

SINIF BİLİNCİ İKİNCİ MERHALE İKİNCİ NÜSHA NEŞROLUNDU

Sınıf Bilinci’nin İkinci Nüshası neşrolundu.

NİMET

Hıristiyan takvimiyle 2007 yılında İzmir Orman Bölge Genel Müdürü İsmail Üzmez şöyle demiş,

ELHAN-I ŞİTA

Eskiden İstanbul'a senenin ilk karı düşünce o gün matbuattaki İstanbul gazetelerinin birinci sayfasında Cenab Şehabeddin'in Elhan-ı Şıta (1897) şiiri neşredilirmiş.