İstiklal Marşına "Milli Marş" olarak Anayasada ilk kez 1982'de yer verilmiştir

İSTİKLAL MARŞININ KABUL EDİLMESİ (1 Mart 1921)

Günümüz ulusal devletlerinde bir bağımsızlık ve özgürlük simgesi niteliğini taşıyan ulusal marşların ilki parlamenter sistemin beşiği olan İngiltere'de ortaya çıkmıştı. 1740'ta yazıldığı kabul edilen marş, “Tanrı korusun iyi yürekli kralımızı" diye başlamaktadır. Fransız ihtilalinde ulusal marş olarak kabul edilen ünlü Marseillese de Yzb. Lisle tarafından "Ren ordusu için savaş şarkısı" olarak yazılmıştı. "İleri kardeşler, vatan için ileri!" dizesiyle başlıyordu, nakaratında ise savaş ve kandan söz ediliyordu:

 

"Haydi vatandaşlar sıklaştırın safları silahları kapın/Yürüyün ki şu alçaklarn kanlaryla toprağınız sulansın."

Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet için marş bestelemeye II. Mahmut döneminde başlanmıştı. Devlet hizmetine giren Giuseppe Donizetti 1829'da Mahmudiye, daha sonra da Mecidiye marşlarını bestelemişti. Ancak ilk ulusal marş girişimi İkinci Meşrutiyet döneminde yapılmıştı. 1909 Camille Saint-Seans'a bir Türk Marşı bestelettirilmişti. Fakat bu yüzden hayli tartışma başlayınca onun çalınıp söylenmesinden vazgeçilmiş ve Donizetti'nin Mecidiye Marşı "Saltanat Marşı" (Marş-ı Sultani) olarak kabul edilmişti.

Ulusal savaşın sürdürüldüğü dönemde orduya ve halka heyecan aşılamak, manevi güç kazandırmak amacıyla amaç edinilen "İstiklal'ı, yani bağımsızlığı dile getirecek bir marşın kabulüne Rıza Nur'un Milli Eğitim Bakanlığı döneminde girişilmişti. 25 Ekim 1920'de "İstiklal Marşı" adıyla şairler arasında bir yanışma açıldığı ilan edilmişti. Güftenin "ulusumuzun iç ve dış bağımsızlık uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi" belirtmesi öngörülmüştü. Yanşma için de 23 Aralığa kadar süre tanınmıştı. Seçilecek şiire "500" lira verileceği, beste için de ayrı bir yarışma açılacağı belirtilmişti.

Yarışmaya pek çok şiir gönderildiği bilinmekte, hatta bunların sayısinin "724"ü bulduğu söylenmektedir. Ancak bunlar arasında bir seçim yapılamamıştı. Bunun üzerine yeni Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, 5 Şubat 1921'de yarışmaya katılmamış olan Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'dan marş için bir şiir yazmasını istemişti. Onun yazdığı İstiklal Marşı, 17 Şubatta Hâkimiyet-i Milliye ve Sebilürreşad gazetelerinde yayımlanmıştır.

İstiklal Marşı konusu Meclisin 26 Şubat 1921 günkü oturumunda görüşülürken Akif’in şiiri bakanlıkça seçilen "7" marş arasında ele alınmıştır. Meclis herhangi bir karar vermeden önce bunların bastınlmasına karar verilmiştir. Fakat birkaç gün sonra Meclisin yeni toplanma yılına başladığı 1 Martta, Hasan Basri'nin bir önergesi üzerine söz alan Bakan H. Suphi, "Ben seçimimi yaptım!" diye  Akif'in şiirini okumuştur. Oldukça uzun süren bir yöntem tartışmasından sonra da M. Akif'in yazdığı güftenin İstiklal Marşı olması büyük çoğunlukla kabul edilmiştir.

Beste için yine Milli Eğitim Bakanlığınca açılan yarışmada birinciye "500" lira verileceği ilan edilmiş ve mayıs sonuna kadar süre tanınmıştır. Fakat süre dolmadan Ali Rıfat'ın yaptığı beste, 1 Nisan 1921'de İstanbul Apollon Tiyatrosunda çalınmıştı. Yarışmaya "24" beste gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu arada seçimin nasıl yapılacağı konusunda bakanlık ile Meclis arasında görüş aynlıkları çıkmıştı. Bakanlığın oluşturduğu kurul, 1924'te A. R. Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir. Böylece resmiyet kazanan bu beste, 1930'a kadar uygulanmıştır. 1930'da Ekrem Zeki Üngör'ün bestesi esas alınmıştır. E. Zeki'nin İzmir'in kurtuluşundan sonra yaptığını söylediği bu beste, o tarihten önce Mizika-i Hümayun'un Ankara'ya taşınması sırasında Ankara Palasta düzenlenen bir baloda çalınmıştı (Zeki Sanhan, Vatan Türküsü, Ankara, 1984).

İstiklal Marşına "Milli Marş" olarak Anayasada ilk kez 1982'de yer verilmiştir (mad. 3).

Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi-2. Kitap-Ulusal Direnişten Türkiye Cumhuriyeti'ne, Bilgi Yayınevi, Nisan-1992, s.255

 

İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİ MEHMED AKİF HAKKINDA -3-

Akif öldükten sonra onun ufülüne ağlıyan gözlerde yine Akifin pürüzsüz samimiyeti okundu. Akifteki mütevazı, gösterişsiz samimiyet, onun programsız kalkan cenazesinde yine aynen fakat bütün haşmetile tecelli etti. Ardında bıraktığı iz; bir damlacık gözyaşından ve nihayet sönüp tükenen bir enin nefesinden ibaret kalmadı. Sütunlarla matem, sayfalarla medhü sena avazeleri yükseldi ve hâlâ yükseliyor.

Peyami Safa - Türk İnkılabına Bakışlar

Kurtuluş harbinde din ve milliyet fikirlerinin birbirinden ayrılmadığını, “merkezleri bir ve içiçe konmuş iki daire gibi” birbirine yapıştığını söyleyenlerimiz ve yazanlarımız oldu.

Ret Sedaları

İstiklâl Marşı’mız Büyük Millet Meclisi’nin 1 Mart 1337 tarihli celsesinde görüşülmüş, 12 Mart 1337 tarihli celsesinde ise resmen kabul edilmiştir.

Ahmet Kabaklı - Mehmet Âkif

Mehmet Âkif merhum, İstiklâl Marşını Şubat 1337 (1921) de yazdı. Eser, 1 Mart 1337 günü, Büyük Millet Meclisi'nde, o zaman Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (

İSTİKLÂL MARŞI MÜNEKKİTLERİ: ORHAN SEYFİ ORHON'UN YIKICI GÖRÜŞLERİ

1939 yılı başlarında "Yücel" adıyla bir dergi çıkarıldı. Zamanının en ağırbaşlı bir yayın organı olarak bilinen bu dergide Orhan Seyfi Orhon’un imzasını taşıyan bir yazı yayınlanmıştı. Muharrir bu yazısında Milli Marşımızın en popüler bir mısrasını kastederek büyük bir bilgiçlikle (!) şunları karalıyordu: 

"Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın"

Millî Bir Marşa Muhtacız

Bu âcûbeyi hâlâ millî marş diye terennüm etmekte, her şeyden evel, sanatımız için hazin bir mahcubiyet yok mudur?