İSTİKLAL MARŞININ KABUL EDİLMESİ (1 Mart 1921)
Günümüz ulusal devletlerinde bir bağımsızlık ve özgürlük simgesi niteliğini taşıyan ulusal marşların ilki parlamenter sistemin beşiği olan İngiltere'de ortaya çıkmıştı. 1740'ta yazıldığı kabul edilen marş, “Tanrı korusun iyi yürekli kralımızı" diye başlamaktadır. Fransız ihtilalinde ulusal marş olarak kabul edilen ünlü Marseillese de Yzb. Lisle tarafından "Ren ordusu için savaş şarkısı" olarak yazılmıştı. "İleri kardeşler, vatan için ileri!" dizesiyle başlıyordu, nakaratında ise savaş ve kandan söz ediliyordu:
"Haydi vatandaşlar sıklaştırın safları silahları kapın/Yürüyün ki şu alçaklarn kanlaryla toprağınız sulansın."
Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet için marş bestelemeye II. Mahmut döneminde başlanmıştı. Devlet hizmetine giren Giuseppe Donizetti 1829'da Mahmudiye, daha sonra da Mecidiye marşlarını bestelemişti. Ancak ilk ulusal marş girişimi İkinci Meşrutiyet döneminde yapılmıştı. 1909 Camille Saint-Seans'a bir Türk Marşı bestelettirilmişti. Fakat bu yüzden hayli tartışma başlayınca onun çalınıp söylenmesinden vazgeçilmiş ve Donizetti'nin Mecidiye Marşı "Saltanat Marşı" (Marş-ı Sultani) olarak kabul edilmişti.
Ulusal savaşın sürdürüldüğü dönemde orduya ve halka heyecan aşılamak, manevi güç kazandırmak amacıyla amaç edinilen "İstiklal'ı, yani bağımsızlığı dile getirecek bir marşın kabulüne Rıza Nur'un Milli Eğitim Bakanlığı döneminde girişilmişti. 25 Ekim 1920'de "İstiklal Marşı" adıyla şairler arasında bir yanışma açıldığı ilan edilmişti. Güftenin "ulusumuzun iç ve dış bağımsızlık uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi" belirtmesi öngörülmüştü. Yanşma için de 23 Aralığa kadar süre tanınmıştı. Seçilecek şiire "500" lira verileceği, beste için de ayrı bir yarışma açılacağı belirtilmişti.
Yarışmaya pek çok şiir gönderildiği bilinmekte, hatta bunların sayısinin "724"ü bulduğu söylenmektedir. Ancak bunlar arasında bir seçim yapılamamıştı. Bunun üzerine yeni Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, 5 Şubat 1921'de yarışmaya katılmamış olan Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'dan marş için bir şiir yazmasını istemişti. Onun yazdığı İstiklal Marşı, 17 Şubatta Hâkimiyet-i Milliye ve Sebilürreşad gazetelerinde yayımlanmıştır.
İstiklal Marşı konusu Meclisin 26 Şubat 1921 günkü oturumunda görüşülürken Akif’in şiiri bakanlıkça seçilen "7" marş arasında ele alınmıştır. Meclis herhangi bir karar vermeden önce bunların bastınlmasına karar verilmiştir. Fakat birkaç gün sonra Meclisin yeni toplanma yılına başladığı 1 Martta, Hasan Basri'nin bir önergesi üzerine söz alan Bakan H. Suphi, "Ben seçimimi yaptım!" diye Akif'in şiirini okumuştur. Oldukça uzun süren bir yöntem tartışmasından sonra da M. Akif'in yazdığı güftenin İstiklal Marşı olması büyük çoğunlukla kabul edilmiştir.
Beste için yine Milli Eğitim Bakanlığınca açılan yarışmada birinciye "500" lira verileceği ilan edilmiş ve mayıs sonuna kadar süre tanınmıştır. Fakat süre dolmadan Ali Rıfat'ın yaptığı beste, 1 Nisan 1921'de İstanbul Apollon Tiyatrosunda çalınmıştı. Yarışmaya "24" beste gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu arada seçimin nasıl yapılacağı konusunda bakanlık ile Meclis arasında görüş aynlıkları çıkmıştı. Bakanlığın oluşturduğu kurul, 1924'te A. R. Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir. Böylece resmiyet kazanan bu beste, 1930'a kadar uygulanmıştır. 1930'da Ekrem Zeki Üngör'ün bestesi esas alınmıştır. E. Zeki'nin İzmir'in kurtuluşundan sonra yaptığını söylediği bu beste, o tarihten önce Mizika-i Hümayun'un Ankara'ya taşınması sırasında Ankara Palasta düzenlenen bir baloda çalınmıştı (Zeki Sanhan, Vatan Türküsü, Ankara, 1984).
İstiklal Marşına "Milli Marş" olarak Anayasada ilk kez 1982'de yer verilmiştir (mad. 3).
Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi-2. Kitap-Ulusal Direnişten Türkiye Cumhuriyeti'ne, Bilgi Yayınevi, Nisan-1992, s.255
Son yüzyılın gerçek Türk-Müslüman kafaları, İslamiyetin Medeniyeti reddetmek iftirasına, imanlarını haykıran heyecanla karşı koydular. Bu müdafiler içinde Mehmet Akif, denilebilir ki İstiklâl Marşı'nda duyduğu büyük vecdi ve imanı, Müslümanlığın Medeniyet âşıkı olması hakikatinde de duydu ve mısralaştırdı…
Şimdi de, "Millî Eğitim Bakanlığı Güzel San'atlar Komitesi"nin yeni bir değiştirme teklifi çıktı ortaya, birkaç gündür münakaşa ediliyor. Bu seferki mucip sebep fikrî değil, teknik! Marş, güç söyleniyormuş... Kelimeler besteye uymuyormuş!.. Teknik bakımdan yapılan bu izah yanlış mıdır, doğru mu? Biz anlamayız, erbabı söylesin.
Beşir Ayvazoğlu - İstiklâl Marşı Tarihi ve Manası
O günlerde Garb Cephesi Kurmay başkanı olan İsmet Bey (Paşa) in Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret ettiğini ve Fransızların Marseyyez’ine benzeyen, askeri şevklendirecek
«İSTİKLÂL MARŞI» ÜZERİNDE BİR TAHLİL DENEMESİ Sayıları çok az da olsa, İstiklâl marşımızın güfte ve bestesini beğenmeyenler ve değiştirilmesini isteyenler vardır. Böyle düşünenler şu gerçeği unutuyorlar: İstiklâl marşlarının değeri, «Mükemmeliyet» lerinde değil, «Tarihîlik» lerindedir. Onlar milletlerin tarihlerinin...
..."Mehmet Âkif'in "Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar" diye anlattığı duvardan etkilenmemesi zordur"
Sola doğrudan Marksizmden giren Nâzım Hikmet'in de zihnini öncelikle emperyalizm uğraştırır.
Bir kahraman emekliye ayrıldı
Bu kahraman 1903 eylülünün 25 inci günü doğmuştu. 1947 eylülünde emekliye ayrıldığına göre, henüz 44 yaşındadır. 44 senelik hayat, emekliye ayrılacak bir yaş değildir ama, o çok yorulmuş ve yıpranmıştı. Çünkü bütün ömrü savaşmakla geçmişti. Balkan harbinde, Karadenizde...
Vatandaşlığın amentüsünü ezberlemiyenler...
Son merasim günlerinden birinde bayrak çekiliyor, muzika istiklâl marşını çalıyordu. Bu marş ve bayrak çekiş karşısında yapılacak şey malûmdur:


