Düşman Sakarya’ya kadar gelmişti. Top sesleri Ankara’dan duyuluyordu...
12 Mart 1921
12 Mart 1971
 
Mehmet Akif hastaydı; birkaç günlük ömrü kalmıştı. Dostları yanındaydı. Söz   İstiklâl Marşı’ndan açıldı. Biri şaire,
 
- Acaba yeniden ele alıp yazsanız daha iyi olmaz mı? Dedi.
 
Mehmet Akif, hasta yatağında birden dikildi:
 
- Allah bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı daha yazdırmasın.
 
*** 
 
Düşman Sakarya’ya kadar gelmişti. Top sesleri Ankara’dan duyuluyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması bile düşünülüyordu.
 
… Ve 12 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Mehmet Akif’in “Kahraman Türk Ordusu” na armağan ettiği İstiklâl Marşı’nı ayakta vecd içinde dinliyordu:
 
            “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
             Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl!
             Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl,
             Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,
             Hakkıdır Hakka tapan milletimin İSTİKLÂL.”
 
Ankara “İstiklâl Marşı”yla kükremişti. Bozkırın ortasında bir avuç kahraman özgürlük, bağımsızlık savaşı veriyordu. Cephedeki Mehmetçik arkasında Ankara olduğunu biliyordu. Ankara, Ordusuna haykırıyordu:
 
          Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı!
          Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
          Sen şehid oğlusun incitme, yazıktır atanı
          Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
 
… Ve Çanakkale destanını yazdığı zaman Mehmet Akif’in
 
        “Sana dar gelecek makberi kimler kazsın 
          Gömelim gel seni tarihe, desem sığmazsın”
 
Diye yüceleştirdiği kahraman Ordu cepheden Ankara’ya sesleniyordu:
 
          “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım   
           Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım
           Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
           Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”
 
Ankara’dan yükselen ses de o karanlık günlerin içinde güneş gibi ortalığı aydınlatıyordu:
         
         “Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;”
          Siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın,
          Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakkın,
          Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.”
 
***
Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklâl Marşı yazarına 500 lira armağan verecekti. 1921’in 500 lirası, 1971’in 500 lirası değildi. Ve İstiklâl Marşı şairi Burdur Milletvekili Mehmet Akif’in sırtında paltosu bile yoktu. Ama Mehmet Akif, o 500 lirayı almadı. Onu da “Kahraman Ordu” ya armağan etti.
 
***
 
12 Mart 1971 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kubbesi “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” diye çınlıyordu.
 
50 yıl sonra, yine Meclis’in kubbesinde aynı ses yankılanıyordu:
 
“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”
 
İstiklâl Marşı’yla “Kahraman Ordu” ya teslim edilen al sancak yücelerden yüce dalgalanıyordu.
           
Dalgalanacaktı.
 
MEHMET AKİF ERSOY
“Hakkıdır Hakka tapan milletimin İSTİKLÂL.”
 
 
 
 
Hasan Pulur, Milliyet, 15.03.1971, s.7
 

 

Millî marş

Marş için bir edebiyat dehasının değil, İstiklal fırtınasının uğultusunu can kulağı ile duymuş birinin haykırışı kâfidir.

Nizamettin Nazif - İstiklâl Marşı değişir mi değişmez mi?

Üç dört gün evvel bir arkadaşın evinde konuşuyorduk. Biri dedi ki:

— İstiklâl Marşı’nı nasıl buluyorsun?

Halefsiz Şair

İki gündür Mehmed Âkif'in hâtırasını kucaklıyan ve başının üstüne çıkaran Üniversite gençliği...

BİZ FİKRET'İ FİKRET, AKİF'İ AKİF DİYE SEVERİZ

Vaktile İstiklâl Marşında (Hilâl ve şehit) kelimesine de onlar tariz etmişti; kendisinin mazisi, mefahiri, hilâli ve şehidi yokmuş. Öyleyse, bunlara karışmasın! Neden bu mukaddesatımızı elimizden almağa kalkıyor?

​​​​​​​İstiklal Marşı’nın Meclis’te görüşülmesi sırasında bazı milletvekilleri Akif’in şiirine muhalefet etti. 

Muhalefet edenlerin başında -bugün Ankara’da Kavaklıdere semtinde adı bir sokağa verilen- Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey vardı.
 

Ümmetçi Bir Şair

Kendini milliyetçi sanan sağ, Mehmet Akif'i de milliyetçi bir şair olarak ölümünün ellinci yılında anmak telaşındadır.

İSTİKLÂL MARŞIMIZIN BESTELERİ DOLAYISIYLA MARŞ BESTECİLİĞİNDE PROZODİ

Ne mutlu Türk milletine ki, takdir-i ilâhî ona Müslüman bir Türk şairinin, kahramanlık duygularını iman bütünlüğü içinde yücelten, imanla hamâseti ayrılmaz bir bütün hâline getiren, dünya durdukça duracak güzellikte bir İstiklâl Marşı destanını bahşetmiştir. Bu millî marşın bestesinin ise, aynı derecede olmak şöyle dursun, çok uzaktan dahi, ne hamâsi, ne millî, ne de ulvî havası bakımından, şiiriyle uyum içinde olduğunu söyleyebilmek -ne yazık ki- mümkün değildir.