Araştırma yapanlar söylüyorlar: "Bütün İslâm ülkeleri içinde en güzel İstiklâl Marşı, bizim istiklâl marşımız" diyorlar. Yani hiçbir İslâm ülkesinin millî marşı, Türk'ün İstiklâl Marşı kadar güzel değil.
Mehmet Akif Bey, İstiklâl Marşımızda milletimizi, soyumuzu. sopumuzu, ırkımızı yüceltiyor:
“Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal" mısraıyla:
“Ey Türk Milleti! Sen, ebediyen yaşayacaksın, yok olmayacaksın! Dağılmayacaksın!” demek istiyor.
İstiklâl Marşımızda, İslâm, vazgeçilmez bir güzellik olarak gösterilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nda ve Milli Mücadele'de, üzerimize yedi koldan saldıran barbar Batı devletleri karşısında, hiçbir aşağılık duygusu içinde olmadığımız ifade edilmiştir. Ayrıca bayrağımız, istiklâlimiz, hürriyetimiz ve vatan sevgimiz büyük bir aşkla dile getirilmiştir:
Yavuz Bülent Bakiler, Sözün Doğrusu 1, Yakın Plan Yayınları, s.132
İstiklal Marşı'nın yalnız şiiri millîdir, beste bu mazhariyete erişmemiştir.
Fakat 1914 den bugüne kadar Türk edebiyatında cıvık ve cırlak san’at iddialarile çırpınıp duran şairlerimizin millî marşa mevzu olacak iki satırlık bir nazım çıkaramadıklarını gördükten sonra...
Bugün İstanbul bayram ediyor; çünkü, bugün, onun kurtuluşunun, Türk ordusuna tekrar kavuştuğu uğurlu ve kutlu günün yıldönümüdür.
Kâzım Karabekir - İstiklâl Harbimiz; "Düşmanlarımız Türkler kabiliyetsizdir medeniyet kabul etmez diye iddia ederken milletimizi "evet medeniyet canavardır" diye bağırtmak doğru mudur?"
İsmet Paşanın mektubu bana bir istiklâl marşı yapmak ilhamını verdi. Ve şunu yazdım ve besteledim
Ahmet Kabaklı - Mehmet Âkif
Mehmet Âkif merhum, İstiklâl Marşını Şubat 1337 (1921) de yazdı. Eser, 1 Mart 1337 günü, Büyük Millet Meclisi'nde, o zaman Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (
Hemşeri Göziyle
Bir millî marş bestesi için müsabaka tertip edildiğini gazeteler yazdılar. Bu müsabakaya şimdiye kadar hiç bir musikişinas iştirak etmemiş.
ŞÂİR FİKRET VE AKİF
(Rubabı Şikeste) müellefini, cihan harbi içinde kaybetmiştik..
Fikret’in ölümü, birçok münevverlerle perestişkârlarını derin ve sonsuz bir keder içinde bırakmıştı. Bu derin ve sonsuz keder içinde, onu ihmal eden devrin hükûmetine karşı dudaklarda iğbirarın korkak fısıldayışlarile ifşa edildiğini hatırlarım. Yahud, harb yıllarının sıkıntılı şartları içinde hükûmete küsmüş olanlar, bir hak kazanmış gibi bu noktada birleşmiş oluyorlardı…


