(...)
Umutların bulutlandığı o kara günlerde hırslar, kırgınlıklar hep unutulmuş, herkes şahsi emellerini bir kenara atmış, bütün fikirler ve gönüller bir noktada toplanmıştı. Vatanın kurtuluşu… O vatan ki her zerre toprağında her evden en az bir şehit yatan bir cennet bağı idi. 700 yıl bu atalar yadigârı ocağa namahrem eli değmemişti. O günler bu muazzez ülkeyi ta Sakaryaya kadar düşman çiğnemişti. Can evimize aç kurtlar gibi girmişti. İstiklâlimiz, varlığımız tehlikeye düşmüştü. Bu günkü Batılı ve Yeni Dünyalı dostlarımız o günler belki bir Ehli Salip gayreti ile ve belki de maziden kalma bir öc alma hevesi ile can alıcı bir canavar gibi karşımıza dikilmişti. İnsanlık sevgisi, Devletler Hukuku hepsi bir masal haline gelmişti. Bize kendimizden ve Allahdan başka yar olmadığı kanaati olayların fecaatı karşısında gerçekleşmişti. Millet dişini tırnağına takmış, imanını silâh yapmıştı. Herkes hulûs ile Allaha sarılmıştı. Yurdun her köşesinde olduğu gibi Ankaranın ufuklarına kadar İlâhi bir hava sinmişti. B.M. Meclisinin sakafı senelerce düa ve tekbir sadaları ile inlemişti. Esasen B. M. Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Veli camiinde Cuma namazı bütün mebusların iştirakiyle kılındıktan, düalar yapılıp kurbanlar kesildikten sonra küşat edilmişti. Şimdi o cennet vatanın gül bahçelerinde baykuşlar tünemişti. İşte bu buhranlı günlerin birinde şahlanan bu kutsal heyecanı, bu milli feragatı dile getirip nesillere devretmek lüzumunu duyanların başında I. B. M. Meclisinin II. nci Maarif Vekili Hamdullah Suphi beyi görüyoruz. Muvazenei Umumiye Komisyonunda fikrini açıklayınca hemen kabul edildi. Maarif mensuplarından bir jüri seçildi. Birinciliği kazanacak ve Meclisin tasvibini alacak esere 500 lira mükâfat kondu. Müsabaka şartları ilân edildi. Kısa zamanda 724 manzume geldi. Bunlar Millî hisleri terennüm eden birer şiir olmakla beraber o günün muhteşem heyecanını tam manâsiyle aksettiremiyordu. Bunlar ne Hamdullah Suphi beyi, ne jüriyi, ne de mebusları tatmin edebildi. İşin sonunda para olduğu için Âkif müsabakaya girmemişti. Çünkü o maddi manevi varlığını vatanına ve Milletine armağan etmiş müstesna fanilerden biri idi. Maarif Vekili Hamdullah Suphi bey kendisine bir mektup yazdı. Asil endişesinin kaldırılacağını, son çare olarak kendisinin bu marşı yazmasını ve Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüçden mahrum bırakmamasını rica etti. Âkif mektubu iki defa okudu. “Demekki son çare benim yazmam imiş, ben yazmazsam memleketim muhtaç olduğu telkin ve teheyyüçden mahrum kalacakmış. O halde bunu yazmak benim vazifemdir” dedi ve Taceddin dergâhına çekildi… Bu haber çabucak Ankarada yayıldı. Dr. Hüseyin Suat ve Muhiddin Baha beyler verdikleri manzumeleri geri aldı. Âkif’in sunduğu şiir imzasız idi. Fakat oy birliği ile jüri onun eserini seçmişti. I. nci B.M. Meclisinin ikinci toplantı yılına girdiği günde Vekil kürsüye çıktı ve Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşını okudu. Meclis bir alkış ve heyecan tufanına tutuldu. Bir daha bir daha okunsun sesleri gürledi. Bütün mebuslar ayakda üç defa bu marşı dinledi. Meclisin 12 Mart 1337 tarihli gündeminde İstiklâl Marşı kanun lâyıhası müzakere edildi. Ve oy birliği ile kabul edildi. Bütün mebuslar “Maarif Vekili Marşı okusun” diye bağırıyorlardı. Hamdullah Suphi bey kürsüye çıktı.
(...)
İstiklâl Marşı Âkifin ruhunda manâsını bulan Yüce bir milletin sesidir. Türkün zafer âbidesidir. İstiklâl Marşı, Vatan uğrunda varını yoğunu Millete adayanların, bu Topraklar altında kefensiz yatanların, bize bu Cennet Vatanı bırakanların armağanıdır. İstiklâl Marşı, vatanın şeref ve namusuna saldıranları, o kutsal Vatanın harimi ismetinde boğanların Marşıdır. İstiklâl Marşı, Türk Vatanına ve Türk Milletine gönül bağlayanların, Allah’a inananların marşıdır. İstiklâl Marşı, bizi yok etmek isteyenler, Türk Milletini yabanın kölesi yapmak idealini gündenlere, bu asil Milletin millî şamarıdır. İstiklâl Marşı varlığını ve benliğini çiğnetmeyenlerin, “hangi çılgın bana zincir vuracakmış” deyenlerin malıdır. Bu marş değişmez ve değiştirilemez. Bu Marş nesilden nesile kutsal bir emanet gibi dolaşacak, ve Türk Milleti payidar oldukça nazlı Türkiyenin İstiklâl sembolü ve gönüllerimizin tacı olarak kalacaktır. Merhum Âkif “bu Millete Allah, tekrar İstiklâlinin marşını yazmak felâketini göstermesin” demişti. Yüce Türk Milleti bu istiklâlin manâsını kaybetmedikçe, kendine güvencini, Yaradana inancını muhafaza ettikçe bu Marş ebediyyen bu Vatanın ufukları üstünde çınlayacaktır.
(...)
Benim milletimin İstiklâl Marşı’dır bu! 1 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ilk defa ve tekrar tekrar okunup söylendiği günden tâ bugüne, saymak mümkün mü, kaç defa söylenilmiştir? Kaç yüzyıl daha söylenilecek, mümkün mü cevap vermek? Yürekleri helecan ve göğüs kafesleri harf harf bu marşın mısra ve mânâsıyla dolup taşan kaç nesil geldi, kaç nesil yetişti ve yaşlandı? Ve daha kaç nesil gelecek ve yaşlanacak?…
BÜYÜK DOĞU
Bu şiiri Necip Fazıl Kısakürek bundan tam altı sene evvel yazdı.
O zamanlar (Ulus) gazetesi, Cümhuriyetin 15inci yıl dönümü için bir marş müsabakası açmıştı. Gaye, bütün memleket şairlerinin de iştiraki beklenen bu müsabakada kazanacak olan eseri, Cümhuriyetin 15inci yıl marşı olarak değil, İstiklâl veya Türk millî marşı olarak kabul etmekti, Zira Atatürk, Mehmet Akifin İstiklâl marşını sevmemeğe başlamıştı.
M. Ertuğrul Düzdağ - Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar
Mehmed Âkif Bey, İstiklâl Marşı’nın ifâde ettiği mânâda bir milliyetçiliğe taraftardır. On kıt’alık İstiklâl Marşı’mız, bir milletin bütün fertlerinin, âdeta bir ağızdan, birbirlerine,
Gençliğe öğretmek için kurslar açıldı
Millî Türk talebe birliği gençliğinin millî marşlarımızı öğrenmesini temin için Halkevi ve Konservatuvarla temas ederek...
Cihanın yedi ikliminin yetiştirmesi, çeşit çeşit renk renk insanlar, vahşet bahsinde ittifak etmişler, kudurmuş gibi saldırıyorlar, her taraftan gülle, ateş yağdırıyorlar… Fakat bütün bu cehennemî taarruz, “pâk alnının istihkâmına sığınmış kahraman Mehmed’in göğsünde sönüyor.”
Mahir İz - Yılların İzi; İstiklâl Marşı'nın Yazılması
Yeni kurulan devlet için bir «Millî Marş» yazılması hususunda Büyük Millet Meclisi’nin altı ay müddet vererek açtığı «İstiklâl Marşı Müsabakası»na muhtelif şairlerin gönderdiği 724 şiir gelmişti.


