BUTLANA ÖNCELİK
İSMET ÖZEL
.

Her Müslüman esasa müstenit bir hayatın özlemini çeker; ama modern yaşayış biçiminin zorlayıcı şartları yüzünden özlediği hayata dönük ilk adımı atacağı yerin neresi olacağına bir türlü karar veremez. Acaba ilk adım çağdaş değer yargılarını tasdik ederek mi atılmalıdır? Yoksa anlayış olarak Müslümanlığı kabule elverişli zihin yapısına sadakatte mi karar kılınmalıdır? Müslümanlar bu dilemma içindedir. Ne zamandan beri? Batı’nın kendini dünya hâkimi saydığı günden beri. Dünyada hâkimiyet ihdas etme karşılığında ruhunu şeytana satma pervasızlığı gösteren insanlar bu cüretlerinden dolayı hiç pişman olmadı. Hapsolduğu kafese âşık olmaktan duyulan haz hâkimiyet arzusunu kamçıladı. Günümüzdeki insanlar ruhlarından ne kadar artakaldıysa onu da satma gayretindedir. Tarihe bakalım. Tarih bize geçmişe dair bir tablo sunacaktır. Bu tablo sebebiyle şimdiki hal ve davranışlarımızı yeniden bir değerlendirmeğe tâbi tutmak zorundayız.  

Yerinde bir değerlendirme yapabilmemizde herhangi bir resmi tarihin bize hiçbir faydası olmayacaktır. Çünkü resmi tarihlerin hepsi mensup olunan merkezin aklanması ve yüceltisi uğruna yazılmıştır. Başka türlü olması da imkânsızdır. Bir anlatıya tarih diyebilmemiz için dile getirilen şeyin bir kavme, bir kültüre, bir kavrayışa has olması vazgeçilmezdir. Dolayısıyla her kavim, her kültür, her kavrayış geçmişindeki kusurlara bir mazeret uydurmak ihtiyacını hisseder. Tarihten bir şey öğrenmek istiyorsak gözümüzü geleceğe dikmek zorundayız. Ancak o zaman tarihin yapıcı vasfı temayüz eder. Bu vakıa dünya ölçüsünde henüz gerçekleşmedi. Çünkü Batı butlana öncelik vererek refahla tanıştı. Batılı anlayış sıfır toplam esası üzerine bina edildi. Yani birisi kazanıyorsa kazanç diğerinin kaybettiğinden ibarettir. Türklerin dünya ticaret yollarını denetim altında tutması Batılıların “büyük keşifler” adını verdiği yayılmaya, Avrupa’nın dünyaya yayılması müstemlekeciliğe, müstemlekecilik Avrupa’nın imtiyaz kazanmasına sebep oldu.

Avrupa imtiyazlarını elden kaçırmamak için mali sermayenin muhtariyetine destek verdi. Yani emperyalizm kapitalizmin bir (son?) aşaması değildi. Kapitalizm başından beri varlığını emeğe, sermayeye, ranta (getirime) değil, bu saydıklarımdan çok daha soyut bir şeye “teşebbüse” borçluydu.

Teşebbüs adını alan şey sanayi devrimini mümkün kılan seri üretim unsurlarını günlük hayata musallat etti ve zihin gücünü maddi menfaat boyunduruğu altına aldı. Günlük hayatımızı kapitalizmin ürettiği aygıtlar olmaksızın yaşayamayacağımız inancıyla devam ettiriyoruz. Bâtıl inanç olarak bir kara kedinin önümüzden geçmesinin veya kendimizin dayalı merdivenin altından geçmesinin bize uğursuzluk getireceğine inanmak gibi şeylerden ibaret sanıyoruz. Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olmasıyla Tevrat’ın, Zebur’un, İncil’in butlana uğradığı fikri zihnimizde canlı değil. Dikkatimizi Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın bâtıl itikatlar olduğuna çevirmek şöyle dursun diplomaside İbrahimî dinler kavramı gölgesinde ilerlemekten yarar umuyoruz.

Yerküre üzerinde mali sermayenin gücünü günden güne pekiştirecek bir yapı gündemdedir. Her şeyden önce mülkiyet ilişkilerinin nasıl yapılandırıldığına ve kapitalist münasebetlerin nasıl mülksüzleştirilmiş bireylerin sırtına yüklendiğine dikkat gösterelim. En büyük sermaye reddiyenin kaybedecek bir şeyi kalmamış kimselerden geleceği korkusuyla yaşıyor. En büyük sermaye istiyor ki insanların elinde kaybetmekten korktukları şeyler olsun. Türkler tarih boyunca kuşatıldıkları çemberi gerekirse süngü gücüyle kırma başarısı gösterdi. Bu gerçeğe Türklerin kendilerinden daha ziyade Türk düşmanları vâkıf. Bu yüzden Türkleri butlana öncelik vermeleri yolunda kışkırtıyorlar. Yunan tahsil hayatında Mustafa Kemal’in iki yüzü var: Birincisi onlara Küçük Asya felâketi yaşatan Millî Mücadele komutanı kötü Mustafa Kemal, ikincisi inkılâplar yoluyla milleti modernlik batağında boğduran iyi Mustafa Kemal. Biz Türkler kendimizi butlana öncelik verme furyasına kaptırdığımız nispette bir iskambil destesini karar gibi iki Mustafa Kemal’i de diğerine karıyoruz. Halkın “şapka devrimi” olarak adlandırdığı inkılabı başlatmak üzere Kastamonu’ya gittiğinde üzerinde mareşal üniforması olduğuna hiçbirimiz dikkat etmiyor. Elimizde bu iddiayı kanıtlayacak bir fotoğraf bile yok.

İsmet Özel, 10 Cemaziyelevvel 1448 (21 Ekim 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.