TAVUK YUMURTASINDAN ÇIKAN YAVRUYA CİVCİV DERİZ
İSMET ÖZEL
.

Atasözleri ve deyimlerle aramın pekiyi olmadığını defalarca yazmıştım. Yumurtanın mı tavuktan, tavuğun mu yumurtadan çıktığı ifadesi de bunlardan, bu aram bozuk olanlardan biri. Yumurtanın tavuktan çıktığı gerçeğine kimse itiraz etmiyor; ama tersi ifade edildiğinde, tavuğun yumurtadan çıktığı söylendiğinde herkesin hemfikir olduğunu sanmıyorum. Hepimiz horozun yumurtlamadığını ve tavuk yumurtasından çıkanın pekâlâ bir horoz namzedi olabileceğini biliriz. Bildiğimiz halde andığım bu deyimi kullanmaktan geri durmaz, bu tavrı bilinçli veya bilinçsizce takınırız. Niçin? Çünkü bu insan ilişkilerinde hasmını köşeye sıkıştırma hilelerinden biridir. Tartışma sahasını kendi denetim alanında tutabilmek için ya karşımızdakini kendi çıkarımız doğrultusunda tanımlar veya onun fikriyatını bizi haklı çıkaracak bir mecraya sürükleriz. Bir kere karşımızdakine tavuğun yumurtadan çıktığını kabul ettirdik mi, birçok oldubitti peş peşe onun arkasından gelir.

İnsan ilişkilerinde tersliğin odaklandığı yer istismar edenlerle istismara uğrayanların zıtlaştığı yer değil, gıpta edenlerin gıpta ettiklerine tanıdıkları imtiyaz alanlarıdır. Gıpta edenlerin türettiği alana Antonio Gramsci “hegemonya” adını vermiş ve komünistlerin kapitalizmi mağlup etmek istiyorlarsa kendi hegemonyalarını tesis etmeleri gerektiğini belirtmiş. Yıllar yılı onun bu tavsiyesine kulak veren oldu mu? Olmadı, olamadı zira Gramsci ’nin gücünü devşirdiği Marksizm tıpkı yerle bir etmek istediği kapitalizm gibi can suyunu XVIII. Hıristiyan asrındaki Avrupa Aydınlanmasından temin ediyordu. Bu yüzden benim uzun zamandır dilime doladığım Türklüğün kof bir böbürlenmeyle değil, tarihin asıl yüzünü fark etmekle alâkalı olduğunu anlamak zaruridir. Yakıştırma tarihten uzak durmak yeterli değildir. Yakıştırma tarihin tarafgirliğini beynelmilel kavrayış seviyesinde sergilemeli ve insanlığın açlığını çektiği gerçeklik alanını pekiştirmeliyiz. Eğer millet olarak tarih sahnesinde sahip olduğumuz yerden haberdar olmayacak isek tarihin bize merhamet edeceğini hiç ümit etmeyelim.

Türk milletine bir kötülük yapacaksanız dünyanın her yerinden destekçiler bulacağınızdan şüpheniz olmasın. Zaten kötülük yapma ihtimaliniz sizi (iri veya ufak) karar mevkiine taşımadı mı? Batı’nın iliklerine kadar hissettiği Türk tehlikesi kapitalizmin XV ve XVI. Hıristiyan yüzyıllarında hamle yapmasının asıl sebebidir. Kapitalizmin nasıl doğduğunu açıklamağa yönelik kuramlar bu gerçeği gölgelemek, mümkünse yok etmek gayesiyle uydurulmuştur. Gaza Beyleri sadece bağımsız beylikleri döneminde değil, Osmanlı Devleti’nin şaşaalı dönemlerinde de hem Sünni Müslümanlığın kalesi olma işlevi yüklenmişler, hem de dinleri farklı olsa bile toplumun bütün tabakalarının numune bildikleri unsurlar durumunu bünyelerinde korumuşlardır. Türk hâkimiyetinin yürürlükte olduğu her yerde Türkler gayri-Müslimleri zimmetleri altında saymışlardır. Yunan bağımsızlığı için Osmanlı Devleti’ne başkaldıran Alexandros Ypsilantis’in harekete geçmeden önce kızını Müslüman komşusuna emanet ettiği söylenir.

Yakıştırma tarihin bir tesadüf olduğu hiçbir bakımdan iddia edilemez. Lekesiz bir gelecek isteyen toplum bunun lekesiz bir geçmişle tesis edileceğini düşünür. Düşüncesini fiiliyata dökmek için elinde yalandan başka bir şey yoktur. Her yalan beraberinde bir başka yalanı getirir. Yunan bağımsızlığı kendine beyaz ve mavi bir bayrak yakıştırdı. Mermerin beyazı ve denizin mavisi “ulusal” bir simge kabul edildi. Aradan çok geçmeden mermerin beyazlığından vazgeçmek zorunda kaldılar. Çünkü öğrendiler ki Antik Çağ’da mermer beyaz haliyle bırakılmıyor, hem heykeller, hem de yapılar çeşitli uygun renklere boyanıyordu. Halen “ulusal” simge mavi-beyaz dalgalanıyor. Çünkü halen tavuğun mu yumurtadan, yoksa yumurtanın mı tavuktan çıktığı konusunda anlaşamadığımızı düşünen bir güruhla birlikte yaşıyoruz. Çünkü halen bir kişi karşımıza geçip yumurtanın tavuktan çıktığının kesin olduğunu; ama yumurtadan çıkanın henüz bir tavuk değil, bir horoz değil ve giderek bir piliç bile değil, bir civciv olduğunu söylemiyor. Bu da bana ilk gençliğimde karşıma çıkan bir karikatürü hatırlatıyor. Karikatürde ağaçlardan dökülen sonbahar yapraklarını süpüren çocuk başını yukarı kaldırıp şöyle diyor: “Isaac Newton I hate you!”

İsmet Özel, 23 Muharrem 1448 (8 Temmuz 2026)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.