İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Arthur Rimbaud on beş yaşında şiir yazmağa başladı ve şiir yazmağı yirmi yaşında bıraktı. Bu süre içinde yazdıklarıyla Batı şiirinin zirvesine yerleşti. Bu başarıya sevgilisi Paul Verlaine erişemedi. Her ne kadar “O gerçek bir Tanrı” dediği Baudelaire’in Les Fleurs du Mal’i dünyanın en çok satan şiir kitabı ise de Rimbaud’nun poétique üstünlüğü şiirden anlayanların gözünde tartışılmazdır. Ünlü Le Bateau ivre şiirini yazdığında henüz denizi görmediği rivayet edilir. Ne yaptı Rimbaud şiiri bıraktıktan sonra? Annesine para gönderebilmek için Menelik’e silah kaçırdı. Biyografisine vakıf hiç kimse ona bu yüzden “yoldan çıktı” demiyor. Hiçbir bakımdan standartlara uygun bir hayat yaşamadı. Arthur Rimbaud ne yaptığını bilmez biri miydi? Hayır, şuuru hep yerindeydi. Önceleri, çocukluğunda çoğu kez evine ona başarısından dolayı hediye edilen maroken kaplı kitapla dönerken de, rahiplerin üstüne köpek saldırtırken de, Alpleri yürüyerek geçerken de, silah kaçırırken de gayet bilinçliydi. Bir Avrupalı o dönemde nasıl yaşadıysa o da öyle yaşadı.
Müzik, edebiyat veya resim hangi alanda olursa olsun sanatçılar tıpkı Baudelaire gibi hayatın kendilerine verdiği çamuru altına çevirmiş kişilerdir. Seçkin kişilerden ve bilhassa sanatçılardan söz ederken sözü hayatın dünyanın neresinde olursa olsun aydınlık tarafına getirmiş oluyoruz. Sanatçılar sanatlarını bize ışığı, hem de kaynağıyla birlikte göstererek icra eder. Sefilleri okuyan da, Madame Bovary’yi okuyan da bir bakıma aydınlanmış olur. Oysa hayatın diğer tarafı karanlık, üstelik zifiri karanlıktır. Tarih içinde sanatçılar bu karanlığa ne kadar meydan okudularsa, o kadar ün kazanmışlardır. Batı’nın parlak dönemlerinde hem Victor Hugo, hem de Gustave Flaubert sanattaki başarısını sözünü ettiğimiz karanlığa borçludur. Mahkemede hâkimin “Kim bu Madame Bovary?” sorusuna Flaubert “C’est moi!” cevabını vermiştir.
Batı sanayileşmeyle müstemlekeciliği ustalıkla mezcetti. Bu Batılı olmayan kavimlerin, müstemlekeleşmemiş bile olsalar, ilerleme (Terakki?) adına pozitivizme mahkûm edilmesi demekti. İşlediğimiz ilk hata sonraları daha büyük hatalara düşmemize sebep oldu. Batıda ulaşılması kaçınılmaz bir medeniyet olduğu zehabına kapıldık. Hatanın tesir sahası hâlâ geçerlidir. İstiklâl Marşı’nda “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” denilmesinin bir kusur olduğunu düşünen milyonlarca insan yaşıyor Türkeli’nde. Mali güçle kaba gücün birbirlerine Katolik nikâhıyla bağlı oldukları Dünya Sistemi tarafından bilerek ve isteyerek gözden uzak tutuluyor. Peki, nasıl oldu da Hür Dünya Ukrayna Savaşı dolayısıyla Rusya’yı savaş suçlusu ilân edemedi? Çünkü bahsi Rusya Çarlar döneminde kazanmış ve dünya kültürüne intelligentsia kavramını kazandırmıştı. Bugün Rusya bütün abluka, kısıtlama ve engellemelere rağmen ciddiye aldığı tahsil hayatı ve dünya ticaretinde oynadığı rolün gölgesinde sağlamlığını ve giderek girdiği çatışmalardaki haklılığını elinde tutabiliyor.
Mali gücün kaba güçle ittifakı İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttükleri savaşta dikkati üzerine çekiyor. Dünyanın birikmiş sermayesinin yemin etmişçesine desteklediği İsrail ve teraküm ettiği kadar temerküz etmiş sermayenin yerküre ölçüsünde candarmalığını fütursuzca yürüten ABD ne İran’da düzen değişikliği gerçekleştirebildi, ne de İran’ı dize getirme başarısı elde etti. İran’ın her sahada sermayeye direnişi bu ülkeyi savaşın galibi kılmasa bile gösterdiği mukavemet sebebiyle dünya onu takdir etmekten geri duramıyor. Bütün olan bitenlere rağmen niçin dünyanın olumluya doğru mesafe kat ettiğini söyleyemiyoruz?
Çünkü Batı kendi sicilini yeryüzünün sicili haline getirdi. Batılı olmayan kavimler hem gönül eğlendirirken, hem de yas tutarken Batı standartlarına mahkûm durumdadır. En büyük sermaye uyuşturucu trafiğini dünya ölçüsünde yürütecek gücü gösterdi. Ayakkabılardan kozmetik ürünlere kadar gündelik hayatın akışında vazgeçilmez saydığımız şeylerin hepsi petrol artıklarının sayesinde üretiliyor. Fransızlar, Britanyalılar, Kanadalılar, Danimarkalılar bizim gibi yaşamıyor. Tam tersine bizler bütün imkânlarımızı onlar gibi yaşamağa hasretmiş durumdayız. Baka baka ustalık öğrenilseydi kediler kasap olurdu, demişler. Kasap olamayacağımızı bildiğimiz halde kedi rolü oynamaktan el çekmiyoruz. SSCB sermayenin pazarını daraltmanın kapitalizmin sonunu getireceğine inanıyordu. Tersi oldu. Sermaye Sovyetleri peykleriyle birlikte yuttu. Çin Halk Cumhuriyeti Kültür Devrimi’nden medet umdu. Aynı terslik onun da başına geldi. Bir fason imalatçı olarak Avrupa Birliği’nin ihracat kapasitesinden tedirgin olan ABD’nin güdümüne girdi.
İnsanlık adına bir şafak sökecekse Müslümanların kendilerine gelmeleri neticesinde sökecek. Nasıl olur Müslümanların kendilerine gelmeleri? Sünnet-i Seniyye’ye riayetle olur. Yöresinin bir yemeğini Rasulullah’a ikram etmek isteyen bir kadın önce unu kepeğinden ayırmak için güzelce elemiş. Bunun üzerine Hz. Muhammed kadına: “Şimdi kepeği unla yeniden karıştır” dileğinde bulunmuş. Dikkat edin: İnsanlık olarak unumuz fazlasıyla elendi. Eğer kepeği israf etmek istemiyorsak unu kendi kepeğiyle yeniden harman etmemiz gerekiyor. Biz Allah’a doğru bir adım atacak olursak Allah bize doğru on adım atacaktır. Hiç gam yemeyin.
İsmet Özel, 3 Zilhicce 1447 (20 Mayıs 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


