İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Modernlikten kurtulmak isteyenler işin içinde herkesin oturduğu evin, içinde çalıştığı binanın, eğlence mekânlarının ve sair bütün mekânın benzerlerinden rakamlarla ayrıldığının da bulunduğunu hiç akıllarına getirmez. Modernlik günlük hayata adreslerle girdi. Modern insanlar filânca caddede, meydanda ve fakat daha önemlisi filânca numarada oturuyor, çalışıyor, vakit geçiriyor. Modernlik özgün faaliyetine insanları numaralandırarak başladı. Resmi yazıların tarih ve numarası var. Mekteplere kaydolan herkes bir numara alıyor. Dahası, her birimizi diğerinden vatandaşlık numarası ayırıyor. Sayılardan vazgeçmemiz mümkün değil diye düşünüyorsanız modernliğin ebedi olduğuna iman etmiş oluyorsunuz.
Hem modern kalalım; hem de mutlu olalım… Bu mümkün mü? Hayır, değil. O halde çıkış yolunu hangi yönde bulacağız? Kur’an bu sualin cevabını bulabilmemiz için indirildi. Yani gün gelip sayılarla sarmalanacağımızı Allah biliyordu. Allah deyince zihnimizde rahman ve rahim, esirgeyen ve bağışlayan bir varlık canlanıyor. Ancak bizi kuşatan sayıların zincirlerini kırarak esirgeneceğimizin ve bağışlanacağımızın işaretini fark edebiliriz. Kırma faaliyetini göze alamayanlar hapsolmaktan zevk duyanlardır. Sayılar uyguladıkları zulmün eleştirisini gözden uzak tutmak için “ihtiyaç” kavramını öne çıkardılar. Yenilikler kısa zaman içinde ihtiyaçlar arasına girdi. Geçim derdi adını verdikleri şey her neyse kötülüklere rıza göstermenin mazereti haline geldi. Davranışların ahlâki olup olmadığına kimse aldırmadı.
Dünya Sistemi’nin çarkını çeviren Avrupa’da eğitim görmüş zevat Antik Çağın halen yaşayanlara mesel olacak derecede parlak olduğunda hemfikirdi. Gelenekçiler Antik Yunan ve Antik Roma’nın aşılamayacağı fikrindeydiler. Bu fikre modernler katılmıyordu. Onlar Antik Çağ’ın aşılabileceğini düşünüyorlardı. Kendilerine göre aştılar da. ABD’nin bir cumhuriyet olarak bağımsızlığı Avrupa’ya Fransız İhtilâli’ni getirdi. Avrupa ihtilâlden başını alamadı. Hem 1830’da, hem 1848’de ihtilâller yaşandı. Daha sonra gerek solcular ve gerekse sağcılar ihtilâlden medet umdu. Gele gele nereye geldik? İnsan teki olarak hepimiz Dünya Sistemi ile baş başayız. Kapitalizmin hegemonyasını Batı’da ve Doğu’da, Kuzey’de ve Güney’de her birimiz kendi bünyemizde alt etmek zorundayız. Bunun hakkından gelmenin bir yolu var mı?
Bunun hakkından gelmenin bir tek yolu var; o da Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktan geçiyor. Acaba ne yaparsak bunun anlamı Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış olduğumuza varacak? Başarı kendimize dönmekte saklıdır. Kendimiz kimiz? Hangi dereden su getirirsek getirelim Âdem ile Havva’nın ahfadı olmaktan başka bir kendilik bulamayacağız. Âdem’in başına şeklini bizatihi Allah verdi. Eşyanın ismini Âdem’e öğreten ve bu bilgisi dolayısıyla meleklere Âdem’e secde etmeleri emrini veren yine Allah’tır. Hepinizin ezbere bildiği hususları niçin yeniden dile getirdim? Çünkü başımıza gelen her şeyin özümüzden, tabiatımızdan dolayı değil tarihimizden dolayı olduğunu hatırdan çıkarmamak lâzım.
Tarihin önemi bazı ahmaklara geçmişin değerini öğretmesinden değil, her ferde geçmişle hesaplaşma fırsatı tanıyışından gelir. Günümüzü kavramak amacıyla geçmişle hesaplaşalım. Dikkatimizi önce Türkeli’nin kuzeyinde cereyan eden Ukrayna-Rusya savaşına çevirecek olursak orada dikkate değer bir geçmişe sahip Rusya ile bütün varlığını Sovyet Devrimine borçlu olan Ukrayna’yı görürüz. Rusya XVIII. Hıristiyan yüzyılından itibaren Dünya Sistemi’ne meydan okumak gayesiyle Çarlar eliyle bir intelligentsia zümresi yarattı. Batı’dan gelen “hürriyetçi!” fikirler Çar ailesini tahttan indirmekle kalmadı, bütün aileyi lime lime parçalara ayırdı. Fakat bu modernleşme hareketinin sadece bir yönüydü. Diğer yönde Rusya’nın Batı’dan öğrendiklerini Batı’ya öğretecek güce erişmesi yer alıyordu. Ruslar edebiyat ve müzik alanında modern dünyanın birinci ligine sağlamca oturmuşlardı. Rusların başarıları “üstyapı” marifetlerinden ibaret değildi. Askeri güç ve ekonomik işleyiş bakımından Rusya soğuk savaş döneminde kendinden iki süper güçten biri olarak bahsettirmekten geri durmadı. Sovyet süper gücü daha doğuş safhasında Kırgızistan, Moldova ve Ukrayna gibi ülkeler “icat” etti. Günümüzdeki savaşın esas sebebi budur. Nitekim Rusya’nın ilk işi Rus kimliğine sahip bölgeleri Rusya’ya katmak oldu.
Dikkatimizi Türkeli’nin güneydoğusundaki İran’a İsrail ile ABD’nin hukuksuz saldırısıyla başlayan savaşa çevirecek olursak orada Dünya Sistemi’nin tarihi gözümüze batacaktır. Dünya Sistemi ilk taşkınlığını İtalyan Şehir Devletleri’nin metropol (anakent veya merkez), bilhassa Doğu Akdeniz’in periferi (çevre) olduğu dönemde sergiledi. XVII. Hıristiyan yüzyılında “dünyanın hamalları” sıfatını üzerine alarak nakliyat geliriyle en büyük sermaye birikimine sahip Hollanda Dünya Sistemi’nin merkezlik işlevini İtalyan Şehir Devletleri’nden devraldı. Hollanda eline geçirdiği mali gücü har vurup harman savurmadı. Hollanda elindeki mali gücün bir mali piyasa tanzim etmesine öncülük etti. Hollanda’nın öncülüğü mutlak anlamda mali idi. Oysa Büyük Britanya müstemlekeciliğin kültür boyutuna ağırlık tanıyan bir dış politika yürütüyordu. Dolayısıyla üzerinde güneş batmayan imparatorluğun başkenti Londra Hollanda’yla uzlaşarak Dünya Sistemi’nin merkezi haline geldi. I. Cihan Harbi sonunda savaşa rağmen ve belki de savaş sebebiyle ekonomisi en sağlam kalmış ülke artık Büyük Britanya değil, ABD idi. Sermaye birikimi ve tekelcilik bakımından hiç sıkıntı çekmemiş ABD niçin Dünya Sistemi’nin metropolü rolünü oynamak için Büyük Britanya’nın zaafa düşmesini bekledi?
Britanya’nın gücünün de, zaafının da kaynağı aynı: Kültür ihracı. Tam olarak Avrupa’ya dâhil olup olmadığı tartışmalı olsa da modern çağda Avrupa ülkeleri arasında kültür ihracatına en bağımlı ülke Britanya’dır. Çünkü bu kocaman adada kömürden ve elmadan başka hiçbir şey “yerli” değildir. Bu mahrumiyetin yanı sıra bütün Britanyalılar ellerinde akıl satmaktan başka bir millî malzeme bulunmadığının bilincindedir. Bu husus nasıl olup da milletlerin tarih sahnesinde kendilerine yer açtıkları noktasına götürüyor. ABD gücünü dünyayı haraca kesmesinden değil, Atlantik ve Pasifik okyanusları arasına yayılmış hâkimiyet alanının temin ettiği iç pazardan alıyor. ABD hiç telâş uyandırmadan ev aletleri üzerinden bir kapitalist hegemonya tesis etti. Dikiş makinesi gibi ev aletleri başlangıçta elektrikli değildi. Elektriğin ev aletlerinde kullanılması ABD’ye sarsılmaz bir dayanak sağladı. Kullandığımız elektrikli ev aletlerinin hepsinin ABD çıkışlı olduğuna dikkat edin. Eğer ünlü iç savaş sonunda federal birliği savunan kuzey konfedere birliği savunan güneyi mağlup etmemiş olsaydı ABD günümüzdeki güce kavuşamazdı.
“ABD’nin günümüzdeki gücü” kavramını ciddiye almak zorunda değiliz. Her ne kadar ABD devlet olarak Dünya Sistemi’nin metropolü rolünü şimdilik üstlenmiş olsa da gerçekte gücü elinde bulunduran sistemin bizatihi kendisidir. Dünya Sistemi Rusya’nın ve Çin’in de etkinliği uyarınca bir işleyiş gösteriyor. Şirketler devletlerden daha büyük bütçelere sahip olsalar da sistemi çekip çeviremiyor. Bütün şirketler maliyetlere, giderek alternatif maliyetlere bağımlı. Dünyada alternatif banka bile var.
İsmet Özel, 20 Şevval 1447 (8 Nisan 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


