İSMET ÖZEL KİTAPLARI
John Maynard Keynes ikna gayesiyle yazdığı yazılarla sosyalizm tehdidi altındaki kapitalizmin canını kurtarmakla kalmadı; kapitalizmin canına can katacak mali usulü de işaret etti. Bir yandan birikmiş paraya el koyanlara hayatınızı tehlikeye atacağınıza banka hesabınızı tehlikeye atın tavsiyesinde bulunurken, bir yandan da kurtuluşun piyasayı hareketli kılacak alış verişin hızlandırılması zaruretinde saklı olduğunu dile getirdi. Britanya’nın kentsoyluları çabucak Keynes’in verdiği akıldan azami derecede yararlandı. Böylece hem Britanya’da sosyal devletin dar gelirlilere verdiği destek çoğaldı, hem de dünya nüfusu kendi açtığı yaraya kapitalizmin merhem olabileceği ihtimalinin kuvvetine inandı. Bu inanç yüzünden kimseye bütün Soğuk Savaş boyunca peykleriyle birlikte Sovyetler Birliği’nin kendisiyle serbest ticaretin yürürlükte olduğu ülkeler arasında bir demir perde bulunduğu fikri yadırgatıcı gelmedi. “Hür Dünya” denildiğinde herkes idarecilerinin sosyalist olmadığı ülkeleri anlıyordu. Soğuk Savaş devasa, koskocaman bir yalandı. Birçokları gibi bu yalana kapılanlardan biri de bendim.
Soğuk Savaş yalan idiyse gerçekliğin bulunabilme ihtimalini nerede aramalıyız? Bu sualin en isabetli cevabına ulaşabilmemiz ancak milletlerin (milletlerin her birinin) yükselmek gayesiyle takip ettiği hattın farkına varmamızla mümkündür. Dil birliği millî varlığın teminatı değil. Gerek İsviçre’nin ve gerekse Belçika’nın millî varlığı dil birliğinden geçmiyor. Hiçbir ABD vatandaşı veya herhangi bir Britanyalı dil yakınlığının iki ülke arasında birlik doğuracağı anlayışında değil. Portekizce İspanyolcanın sadece bir lehçesi olduğu halde Portekizliler millî bağımsızlık fikrinde ısrarlıdır. Coğrafî bakımdan Polonya’nın hiçbir tabiî sınırı olmadığı halde yeryüzünde yaşayan hiç kimse, hiçbir çağda Polonyalıların millî varlığından şüphe duymadı ve duymuyor. Millî ruhun ayakta kalmasına hiçbir maddi gerekçe sebep olmuyor. Kısacası, millî ruh ancak millî hedef sayesinde ayakta duruyor.
Millî hedefin tahkiminden en çok yararlanan ve bu hedefin savsaklanmasından en çok zarar görenler toplumların orta sınıfıdır. Eğer sizin de millî hedef hususunda bir hassasiyetiniz varsa dikkatinizi “orta eğitim” bahsine çevirmelisiniz. Orta eğitim sağlama alındığı zaman bunun öncesi ve sonrası da kendine çeki düzen vermek zorunda kalacaktır. İlköğrenim izleğine sağlam bir orta öğrenime zemin hazırlamağı dâhil etmelidir. Yükseköğrenim orta öğrenimin sağlamlığından istifade edecektir. Nitekim Türkeli’nde bir zamanlar imtihanın şiddetinden Akdeniz dalgalanıyordu. Türk toplumu lise mezunlarının askerliklerini yedek subay olarak yaptıkları günlerde şimdikinden çok daha sağlam bir yapıya sahip idi. Türkeli’nde liseyi bitirmiş olanlar Avrupa’da yükseköğrenim gördükleri sırada altın kafalı “tête d’or” muamelesi görüyordu. Lise mezunlarının askerliklerini nefer olarak yapmağa başlamaları ile birlikte Türk toplumunda saygınlık her alanda ciddiye alınmaktan uzaklaştı.
Sadece Türkeli’nde değil, günümüz dünyasının her ülkesinde hem toplum adını verdiğimiz nesne, hem de saygınlık adıyla andığımız kavram birbirlerini acaba hangi gözle görüyor? Geçtiğimiz yıllarda bir Fransız sinemacı ülkesindeki yöneticilerin ciddiyetsizliğine katlanamadığı için ülkesini terk edeceğini söylemişti. Zaman içinde bu şahsın sözünü yerine getirip getirmediğinden haberim yok. Bu bahiste haber aldığım tek şey her ülkede toplum ilişkilerinin laçkalaştığıdır. Hem her devletin, hem her milletin maskesinin düştüğü aşikâr. Devletin de, milletin de maskesi düştüğüne göre her ikisinin de gerçek yüzünü görebilmemiz gerekiyor. Niçin göremiyoruz? Görmek istemiyoruz da ondan.
İsrail Devleti Yahudi kültürünün bir uzantısı, bir gereği olarak değil Siyonist iddiaların tazyiki altında kuruldu. Lord Rothschild’e Hıristiyan takviminin 1917nci yılının Kasım ayının ikisinde İngiliz Dışişleri Sekreteri A. J. Balfour imzalı bir mektup gönderildi. Bu mektupta Türk işgalinin sona erdirilip toprakların İngiliz mandası olduğu belirtiliyor, bunun yanı sıra hem Yahudi Siyonist beklentilere duyulan yakınlıktan, hem Yahudi halkının bir yurt edinmesinden, hem de Filistin’deki Yahudi olmayan unsurların kurulacak Cemiyet-i Akvam’ın teminatı altında bulunacağından bahsediliyordu. Gelelim devletlerin ve milletlerin maskesinin düşmesine rağmen gerçek yüzün görülemeyişi meselesine. Yahudi Siyonistler sadece yaşadıkları ülkede kendini baskı altında hisseden Yahudilerin Filistin’e göç etmelerini istiyorlardı. Siyonistlere göre yaşadığı ülkede tuzu kuru olan Yahudiler Filistin’e göç etmemeli, oldukları yerde kalmalıydılar. Kimlerdi tuzu kuru olan Yahudiler? Yaşadıkları ülkenin kentsoylularıydı onlar, o ülkenin mali gücünü ellerinde tutanlardı. İsrail bir devlet olarak ortaya çıktığında oraya sadece para akmakla kalmayacak modernleşme vesilesiyle doğan birikim de İsrail’de kümelenecekti. Bu vakıa ayniyle vaki olduğu için İsrail Gazze’de soykırıma giriştiğinde “hür dünya”nın bütün devletleri İsrail’in arkasında durdu. Peki, milletler? Milletlere ne oldu?
Devletlerin değil, milletlerin künhüne varmak için tarihe başvurmalıyız. Hangi tarihe? Türü ne olursa olsun resmî tarihe değil. Resmi tarih tabiatı icabı taraflıdır. Dünyanın bütün mekteplerinde talebelere mensup olunan milletin erdemlerini abartan, sakalarına mazeret uyduran tarihler öğretilir. Bize dayatılan tarihe sırt çevirmeliyiz. Yüzümüzü tarihin bizatihi kendisine çevirme başarısına erdiğimiz zaman yürürlükteki yapının tuğlalarını fark edeceğiz. Farkına varacağız ki, Türklerin Avrupa’dan Çin’e ve Hindistan’a ulaşan ticaret yollarını denetim altına almaları coğrafya kitaplarında “büyük keşifler” adıyla geçen gezileri başlatmıştır. Bu geziler çevre bölgelerde müstemleke kurulmasının ve Avrupa’ya ham madde temininin sağlanmasını doğurmuştur. Türklerin kesp ettikleri mertebeyi çelmelemek için kestirme bir yol bulan Kapitalizme hız kazandıran müstemlekecilikten başka bir şey değildir.
İleri gitmiş-geri kalmış toplum zıtlaşması müstemlekeciliği beraat ettirmek için uydurulmuştur. Ne bir toplumun ileri gitmesi, ne de bir başka toplumun geri kalması mümkündür. Toplumların tümü kendi yaşama tarzlarına denk düşen bir yapılanma içindedir. Yüzyıllardan beri kapitalizm (veya en büyük sermaye) kendine bir meşruiyet alanı açmak gayesiyle zihinleri biçimlendirmekle kalmamakta, kısa vadeli menfaatleri uğruna oluşturduğu biçimleri yıkacak yolları da açmaktadır. Bu yapma-yıkma faaliyeti yüzünden bütün hadiseler bize karmaşık, girift, içinden çıkılmaz görünüyor. Daha kötüsü, bazı modernleşmeye mahsus tezgâhların içyüzünü öğrenmek her birimizde Amerika’yı yeniden keşfetme hissi uyandırıyor. Karıştırıcıların arasına karışmaktan fütur etmiyoruz.
İbranî-Hıristiyan kültür malumatfuruşluğun omuzları üstünde yükseldi veya kendi yüksekliğini kabul ettirdi. Bu kültürün boyuyla rekabete girişmek için bütün toplumlar ellerindeki kozları harekete geçirdi. Bugün XXI. Hıristiyan yüzyılının ilk çeyreğini geride bırakmışken siyasi gelgitler “güvenli liman” lâkabı kullanan altının değerini artırmakla kalmadı gümüşe de değer kazandırdı. Sanal para bile altın önünde hizaya geldi.
İsmet Özel, 16 Şaban 1447 (4 Şubat 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


