İSMET ÖZEL KİTAPLARI
Türk dilinde bir şeyin pek de ehemmiyet taşımadığını ifade etmek istediğinizde onun “iki paralık” olduğunu söylersiniz. Sözünü ettiğiniz şey dikkati hak edecek seviyeye ulaşmıştır; ama ona ancak “iki paralık” değer biçebilirsiniz. Önem vermediğiniz o şeyin “beş para etmez” olduğunu da söylemeniz mümkün. Türk hayatının kapitalizme özünden uzak durduğu Türkçede dile getirilen ödenecek nakitlerin ufak birimlere hasredilişinden anlaşılır: Türklere göre çok fakir adam “meteliğe kurşun atar”. Kurşunun maddi değeri metelikten yukarıda değil midir? Evet, öyledir; ama adamın asker oluşu kurşunu bedavaya, metelikten de ucuza getirmektedir. “Cebinde metelik yok” ibaresi bize o kimsenin züğürt olduğunu anlatır.
Bunca kelimeyi sözü dünyanın iki paralık olduğu noktasına taşımak için ardarda getirdim. Bilmiyorsanız öğrenin: İnsanoğlu yaratılmışların tümü içinde en “plastic” olanıdır. İnsan denilen varlığı bebekliğinden itibaren istediğiniz şekle kavuşturmak gayesiyle yoğurabilirsiniz. Öyleyse kendisi de yaratılmış bir kul olarak onu sonuçta istediğiniz şekle sokabilir misiniz? Hayır, hiçbir çağda, hiçbir kültürde bu mümkün olmamıştır. Bir zat başka bir zatın elinden çıkmaz. Zira insan yalnızca maruz kaldığı talim ve terbiyenin mahsulü değildir. İnsanın çevresindeki nelerden etkilendiğini bilmek imkânsız denecek ölçüde zordur. İnsan doğduktan sonra değil, ana rahmine düştükten hemen sonra bilinebilen ve bilinemeyen birçok etkenin tesir sahasına girer. Her ne kadar insan zihni değişmeğe ve değiştirmeğe müsait olsa da, bir o kadar değiştiği ve değiştirdiği her neye tekabül ediyor ise o şeyin dairesinde muhafazakârlığa yatkındır. İmdi, asıl konumuza, iki paralık dünyaya dönelim. Anasından doğarak geldiği dünya insan için hepten değersiz değildir. Bilâkis dünya ahiretin tarlası olmak hasebiyle vazgeçilmez bir değere sahiptir. Türkçe danışma başarısına ermiş kişiler dünyaya ancak iki paralık değer biçmişlerdir.
Türkler dünya hayatının iki paralık olduğu hükmüne vardıkları için Gaza Beylikleri sırasında hem bir vatan sahibi oldu ve hem de yüksek bir kültür basamağına ulaştı. Dünyanın ahiretin tarlası olduğu gerçeğini Allah’ın Türklere öğretmiş olması onları Batılılar gibi bir dünya yorumuna sürüklemedi. Türkler dünyayı Batılılar gibi yorumlasalardı ne olacaktı? Dünyadaki ilk milyarder olarak bilinen Rockefeller’e sormuşlar: “Servetinizin hesabını verebilir misiniz?” O da: “İlk beş seneyi sormazsanız, elbette” şeklinde cevap vermiş. Sermayeye dair meselenin özü işte o ilk beş senede saklı. Max Weber’e göre kapitalizmi Protestan ahlâkı doğurmuştur. İncilci (Evangelist) Hıristiyan bakış açısına göre Tanrı cennete yalnızca seçtiklerini alacaktı. Kimlerdi seçilmişler? Bu dünyada seçilmişler kimlerse öbür dünyanın seçilmişleri de onlardı. Bu dünyada seçilmişliğin işareti neydi?
Kentsoylu sınıfın sayesinde feodalizmden sıyrılan Avrupa’nın gözüne görünen işaret şuydu: Servet sahibi olmak… Gelin görün ki, sermayenin terakümü dünyayı yeniden biçimlendirme iddiasında olan kapitalizmin doğması için yeterli değildi. Sermaye bir yandan birikirken bir yandan da tekel oluşturmak, temerküz etmek zorundaydı. Bu iş için Protestanlık biçilmiş kaftandı. Çünkü İncilciler Katolikler gibi debdebeli, şaşaalı bir hayat tarzını değil, harcamalarını asgariye indirmiş, sade bir yaşama yolunu doğru buluyordu. Ele geçen servet heba edilmeyeceğine, israf edilmeyeceğine göre başvurulabilecek yol yatırım yapmaktı. Yatırımlar dolayısıyla servet serveti doğurdu ve Avrupa’da kapitalizm insan hayatının yegâne tezahürü sayıldı.
Max Weber’in tezinin karşısına bir başka Alman’ın, Werner Sombart’ın tezi çıktı. Sombart’a göre sermayenin teraküm ve temerküzüne sadece Protestan ahlâkı sebep olmamıştı. Yahudiler Roma İmparatorluğu çağından itibaren Akdeniz havzasında sermayeyi hem biriktirmek, hem de mümkün olduğu kadar az elde tutmak alışkanlığı içindeydiler. Birkaç paralı zatın sade hayat sürmesi sermayenin devasa büyümesi için yeterli değildi. Dünyanın hiçbir yerinde züğürtlerin zamparalık, hovardalık yaptıkları görülmemişti. Sermayenin hızla birikip mümkün olduğu kadar az elde toplanmasına fuhşun, kumarın, saklı ilişkilerin katkısı apaçık ortadaydı.
Batılılar tıpkı Rockefeller’in ilk beş seneyi gözden uzak tutmak istemesi gibi kapitalizmin doğuşu hususunda Türklerin rolünü akademik olarak ne görmek, ne de göstermek istiyor. Gaza Beylikleri’ni ve Osmanlı Devleti’nin bünyevi hususiyetlerini akademik planda ne tarih, ne de sosyologi dikkate alıyor. Batılı olmağı imtiyaz sayanlar Endülüs’ün başına gelenin Türklerin de başına geleceği beklentisiyle yaşıyor. Türklerin gayri-Müslim dünyaya baskı uygulayarak tarih sahnesine çıktıklarını itiraftan korkan medeniyetin ağırlığı altında III. Selim saltanatından bu yana ezildik ve eziliyoruz. Şimdiye kadar modernleşmenin Türklerin baskısı altında gerçekleştiğini dile getiren İngiliz tarihçi Lord Acton’dan başka biri olduğunu ben bilmiyorum. Avrupalılar Türklerin baskısı altında modernleşti. Peki, modernleşmiş Avrupa’ya Türklerin tepkisi ne oldu? Türkler modernleşmiş Avrupa karşısında bozguna uğradı. Türklerin uğradığı bozgun Türkleri tarih sahnesinden silip süpürdü mü?
Türklerin tarih sahnesinden silinip süpürülmediğinin delili ne edebiyatımız, ne musikimiz ve ne de insan varoluşunun anlamını tebarüz ettiren toplum ilişkilerimiz oldu. Bizi, biz Türkleri tarih sahnesinde kaim kılan direnmekten vazgeçmeyen ordumuz ve ordumuzun nefes almasını temin eden siyasi birliğimiz idi. Eğer Misâk-ı Millî yazılmasaydı Türk ordusunun neye, niçin direndiği suali cevapsız kalacak ve Türk milletinin dayanışmasına mesnet bulunmayacaktı. Müttefikler tarafından I. Cihan Harbi’nin mağlubu sayılan Türkler bir millî sözleşme yazmakla kalmadı, Meclis-i Mebusan’ımız bu sözleşme üzerine yemin etti. Hıristiyanların 1920nci yılında bütün dünya İstanbul’da yazılan Misâk-ı Millî metninden ve İstanbul’da bu metin üzerine mebuslarca yemin edildiğinden haberdar oldu.
Cennet vatanımız kuzeydoğumuzda Batum’dan başlar ve güneydoğumuzda Musul’a oradan Kerkük’e kadar uzanır. Kerkük’den yönünü batıya çevirir, Halep’i de içine alarak Akdeniz’e varır. Türk vatanı 1071 Hıristiyan yılı sonrasında Gaza Beylikleri eliyle bu topraklarda vücut bulmuştur. Cennet vatanın Avrupa kıtasındaki sınırları Varna’dan başlayıp Selânik’e ulaşan hat boyuncadır. Her ne kadar Misâk-ı Millî Türklerle meskûn bölgelerin Türk vatanı olduğu fikrinde ısrarlı ise de ittihat-ı İslâm fikrinden kopmamıştır. Bir bölgede yaşayan halkın kimlerin idareci olmasını tercih edeceklerini tayin edecek halkoyu yoklamasını teklif etmektedir. Hâsılı, Türk milletinin geleceği geçmişinde saklıdır. Türklük ve İslâm et ve tırnak gibidir. Eti tırnaktan ayırma teşebbüsü hem Türklüğün, hem İslâm’ın sonunu getirme hevesinin mahsulüdür.
İsmet Özel, 2 Şaban 1447 (21 Ocak 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


