BİR POLİTİKACININ SANDIĞINDAN-2

İstiklâl Marşı uzun tartışma konusu oldu

Veliahd Mecit Efendi'nin bir temsilin başında çalınan İstiklâl Marşı'nı ayakta dinlemeğe çağrılması ve ikazla ayağa kaldırılması o günlerin tek konusu olmuş, çeşitli çevrelerde "Veliahd ayağa kaldırılır mı" diye yaygara başlamıştı... İşte Keçecizade İzzet Fuat Paşa da bu arada Veliahd Mecid Efendi'ye bazı kimseleri suçladığı garip bir cevabî mektup göndermişti...

Morfınman Paşa'nın Mektubu
Üzerinde garip bir ejderha resmi ve tepesinde bir ay bulunan güzel bir kâğıda yazılı mektup bakın ne saçmalarla dolu:

"Arz-ı acizanemdir,
Veliahd-ı Saltanat Devletlü necabetlü Abdülmecid Efendimiz Hazretlerinin geçen gün Parkta hadis olup abd-i acz ile beraber rüfeka-i acizanemi de fevkalâde müteessir eden vakaya dair olan tezkere-i vâlâlarına cevabı acizanemdir:

"Saye-i Necabetpenahilerinde cennetmekân firdevs aşiyan pederi emcedleri, bilhassa ailemizin velinimeti hâs'ül-hâsı olan Abdülaziz Han Hazretleri zamanından beri ömrünün kısmı azamını en büyük hükümdaran nezdinde ve mahafil-i âliyede geçirmiş ve bu gibi mesailde tecrübeli bir bendeleri olduğum hakipayı necabetpenahilerince malum olup tezkere-i vâlâlarında bahis buyurulan gayet çirkin hadiseden dolayı rüfekadan Bekir Beyefendi de -Orman mütehassısı senatörleri ile aynı derecede müteessir- olarak müracaatı az kaldı polis vasıtasile o mahalden tardedecektik. Vaka-i müessifeden evvelce dahi böyle cüretkârane bir kaç teşebbüste bulunmak, hatta refikasını zat-ı Necabetpenahi ve büyük zevat-ı ecnebiyeye tahsis olunan çadıra getirip orada bırakmak istedi. Buna müsaade edilmeyince, çadırın yakınında bir mevkii mahsus tertip etti ve müsamerenin sonunda General Pelle’yi, refikasını selâmlamağa götürmek cesaretinde bulundu. Ve bu suretle öte tarafta haremlere mahsus çadırda bulunan bir çok Osmanlı hanımefendilerinin bittabi iğbirarını mucip oldu. Bu gibi harekâtını men etmek teşebbüsü o avantüryenin terbiyesiz olmasına nazaran halkın ve Fransız zabıtân ve efradının muvacehesinde pek çirkin bir münazaraya müncer olacağı muhakkak göründüğünden nâçar kabul edildi."

Fransızların Adamı Bir Molla’nın Yaptıkları

O günleri yaşıyanlar, mütarekenin kara günlerinin sonlarına doğru, Birinci Cihan Savaşı sıralarında Fransa veya sömürgelerinde yaşamış, işgalden sonra İstanbul’a gelmiş, ne idüğü bilinmeyen, uzun boylu, esmer, kısa bıyıklı, sakalsız bir molla bozuntusunun ortada dolaştığını hatırlarlar. Boyu bosu, her yerde görünen bugünkü Mezarlıklar baş imamına benzer. Tabii 46 yıl önce bu başi mam daha dünyada ya var ya yoktu, o değil. O zaman Fransız okullarında çıkanlar arasına karıştığı besbelli olan bu molla bozması ordumuz İstanbul’a girince ortadan kayboluvermişti.

Gelelim biz Keçecizade’nin mahut mektubunun İstiklâl Marşı'na ait faslına.

Mektup şöyle devam ediyor:

"İstiklâl" denilen musiki parçasına gelince: Bunun müellifi Mabeyn-i Hümayun -mektupta Orkestra yazılı- Başı Zeki Bey olup, sahibinin hatırı için sırf bir "numara" olarak kabul edilmişti.

Sebebiyet verdiği hadisede -yani marşın çalınması üzerine Veliahdı ayağa kaldırtışta- gene o zat -molla kılıklı meçhul kimse- tarafından vaki olan âni ve tashihi hususuna vakit ve imkân kalmıyan bir şey olmuştur ki, bunun için acizleri ve Bekir Beyefendi orada son derecede adetâ pek acı surette tekdir ettik; yoksa tezkire-i vâlâlarında beyan buyurulan maddelere harfiyyen iştirakime geçen Cumartesi günü heyet-i tertibiyye muvacehesinde kıraat olunmak üzere Bekir Beyefendi'ye yazdığım ariza şahittir.

Hâlâ İstiklâl Zaferine İnanmıyorlar

Her kim arzu ederse bir "istiklâl" veya "muzafferiyet" veyahut herhangi bir marş yazabilir ki, Cemal Reşid Bey de "Muzafferiyet" namı ile öyle bir marş tertip etmiştir ve orada çalınmasını kendisine teklif ettiğim halde, mahviyet -tevazu- gösterip çalmak istemedi. Eğer çalsa idi, ona da mı kıyam edecektik?

Bundan dolayı, mütecasirinden başka hiç kimseye bir kabahat atfedememekteyim; halbuki çadır, sandalye ve güneş meselelerinde kabahati tamamile üzerime alarak bu babda pek vasiğ olan merhamet ve nezaketi müselleme-i necabetpenahiden istirham eylediğim hakipayı fahtmanelerine iblağ etmenizi rica ederim: Şu kadar var ki, belki o hususta dahi bazı fikirlerim tasvib-i âliye mazhar olur. Şöyle ki: Bilumum açıktaki ziyafetlerde, gardan party’lerde, bahçe çay merasinde ve açık konserlerde teşrifata pek o kadar riayet mümkün olamaması ve esasen çadırda kalmak bir müddetcik için olup, güneşin tasdi edeceği zaman programın piyano kısmına tesadüf edeceği hatıra gelerek, piyanoya bizzarur takarruba zat-ı necabetpenahilerinin müsaade buyurdukları takdirde, daha ileri vaz’olunacak sandalyalar tertip edilmişti.

Hadise-i müessifenin mütecasirine gelince:
Bu adam Bab-ı Meşihat’a mensubiyet iddiasında bulunmakla beraber, Fransızlara kendini göstermek üzere onlarla münasebet peyda etmeğe yeltenerek Fransızlara karşı laubalilikler ve âdetâ bir çok "gaf"lar yapmakta olduğu ve Fransız kibar ve sigarının nezaketlerini suiistimal etmekte bulunduğu görülmekte olmakla, kendisine cemiyetçe lâzım gelen muamelede kusur edilmiyeceğinin ve zat-ı âli Necabetpenahiyi rahatsız etmek gibi son derece müessif bir hale sebep olan bu hadisenin bize bir ders olduğunun ihtiramat-ı ve tazimat-ı ubudiyetkâranemizle beraber hakipayı âli-i Necabetpenahiye arzedilmesini hörmet mahsusa ile rica ederim efendim.

2 Ekim 1922
Ayandan Keçecizade İzzet Fuad

Bir torba dolusu lâf ve güzaftan sonra ortada bir gerçek kalıyor: Rahmetli viyolonist Zeki Üngör bugün "İstiklâl Marşı" olarak söylediğimiz marşı, Vahdettin İstanbulda Padişah geçinirken ve kaçmazdan elli gün önce Gülhane Parkında, Saray Orkestrasına çaldırmış olduğudur.

Bu Orkestra, Cumhuriyetin ilânından sonra Ankara'ya intikal ederek, bugünkü ünlü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olmuştur. Zaman ne kadar çabuk geçiyor..

(*) Keçecizade, İstanbul’un kurtarılışından sonra yakalanarak Adapazarındaki Askerî Tetkik Kuruluna verilmiş, mütareke yıllarındaki faaliyeti hakkında emekli bir asker sıfatiyle sorguya çekilmiş, bu esnada her gün Heyete başvurarak, alıştığı morfin enjeksiyonları için morfin tüpü ve enjeksiyon izni istemişti.


İmzasız, Akşam, 25 Mart 1968
 

Dünya Seyahatini Anlatıyorum

İnsanı prize takılmış bir makinenin kolu gibi mütemadiyen işler, mütemadiyen hareket eder çelikten yapılma bir âlet gibi kabul etmek...

Medeniyet

Son seneler içinde bir çok kelimelerin mânaları adeta büsbütün değişti.

Şair Mehmet Akif İçin

Arkadaşımız Nurullah Ataç Şair Mehmet Akif için yazdığı bir yazıyla Akif'in hayranlarından bazılarını bir hayli sinirlendirmişti.

BİR MÜZİSYENİN AŞKSIZ YAŞIYACAĞINA İNANMAM

Bayan Hurşidenin anlattığına göre bu sekizinci izdivacın aşkı, üstadın Ankarada konserler verdiği zaman başlamıştır – 80 derece üzerinden bestelenen İstiklâl Marşı, niçin 60 dereceye indiriliyor? – Musiki aşkını kuvvetlendiren bir tokat!

Mehmet Âkifte ölüm duygusu…

“Nazlı Hilâl”in artık kaşlarını çatmadığı, bayrağın ufuklarda şafaklar gibi dalgalandığı, Hakka tapan milletin istiklâl hakkını bütün dünyanın tanıdığı, bir milletin bir vatana döktüğü ve dökeceği kanları helâl ettiği, hür yaşamış bir ırkın hür yaşamak andını tekrarladığı şu günlerde ölmeyecek bir ölüyü, başta gençler olmak üzere, milletçe anıyoruz.

Zeki Sarıhan, Mehmet Akif

 “Benim Mehmet Akif hakkında bir araştırma yapmamın güncel bir nedeni de oldu.

Beşir Ayvazoğlu - İstiklâl Marşı Tarihi ve Manası

O günlerde Garb Cephesi Kurmay başkanı olan İsmet Bey (Paşa) in Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret ettiğini ve Fransızların  Marseyyez’ine benzeyen, askeri şevklendirecek

Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Milliye Ankarası

Ama ne yazık! Ne de olsa gerçek bir Doğu'lu sayılmam. Düşüncelerim uyumamı önlüyor. Bir yığın insanı, zehirli gaz saldırısından sonra çalıştığım hastaneye getirildikleri günlerden beri, hiç bu kadar şiddetli öksürükler korosu dinlememiştim.