İstiklâl Marşı uzun tartışma konusu oldu
Veliahd Mecit Efendi'nin bir temsilin başında çalınan İstiklâl Marşı'nı ayakta dinlemeğe çağrılması ve ikazla ayağa kaldırılması o günlerin tek konusu olmuş, çeşitli çevrelerde "Veliahd ayağa kaldırılır mı" diye yaygara başlamıştı... İşte Keçecizade İzzet Fuat Paşa da bu arada Veliahd Mecid Efendi'ye bazı kimseleri suçladığı garip bir cevabî mektup göndermişti...
Morfınman Paşa'nın Mektubu
Üzerinde garip bir ejderha resmi ve tepesinde bir ay bulunan güzel bir kâğıda yazılı mektup bakın ne saçmalarla dolu:
"Arz-ı acizanemdir,
Veliahd-ı Saltanat Devletlü necabetlü Abdülmecid Efendimiz Hazretlerinin geçen gün Parkta hadis olup abd-i acz ile beraber rüfeka-i acizanemi de fevkalâde müteessir eden vakaya dair olan tezkere-i vâlâlarına cevabı acizanemdir:
"Saye-i Necabetpenahilerinde cennetmekân firdevs aşiyan pederi emcedleri, bilhassa ailemizin velinimeti hâs'ül-hâsı olan Abdülaziz Han Hazretleri zamanından beri ömrünün kısmı azamını en büyük hükümdaran nezdinde ve mahafil-i âliyede geçirmiş ve bu gibi mesailde tecrübeli bir bendeleri olduğum hakipayı necabetpenahilerince malum olup tezkere-i vâlâlarında bahis buyurulan gayet çirkin hadiseden dolayı rüfekadan Bekir Beyefendi de -Orman mütehassısı senatörleri ile aynı derecede müteessir- olarak müracaatı az kaldı polis vasıtasile o mahalden tardedecektik. Vaka-i müessifeden evvelce dahi böyle cüretkârane bir kaç teşebbüste bulunmak, hatta refikasını zat-ı Necabetpenahi ve büyük zevat-ı ecnebiyeye tahsis olunan çadıra getirip orada bırakmak istedi. Buna müsaade edilmeyince, çadırın yakınında bir mevkii mahsus tertip etti ve müsamerenin sonunda General Pelle’yi, refikasını selâmlamağa götürmek cesaretinde bulundu. Ve bu suretle öte tarafta haremlere mahsus çadırda bulunan bir çok Osmanlı hanımefendilerinin bittabi iğbirarını mucip oldu. Bu gibi harekâtını men etmek teşebbüsü o avantüryenin terbiyesiz olmasına nazaran halkın ve Fransız zabıtân ve efradının muvacehesinde pek çirkin bir münazaraya müncer olacağı muhakkak göründüğünden nâçar kabul edildi."
Fransızların Adamı Bir Molla’nın Yaptıkları
O günleri yaşıyanlar, mütarekenin kara günlerinin sonlarına doğru, Birinci Cihan Savaşı sıralarında Fransa veya sömürgelerinde yaşamış, işgalden sonra İstanbul’a gelmiş, ne idüğü bilinmeyen, uzun boylu, esmer, kısa bıyıklı, sakalsız bir molla bozuntusunun ortada dolaştığını hatırlarlar. Boyu bosu, her yerde görünen bugünkü Mezarlıklar baş imamına benzer. Tabii 46 yıl önce bu başi mam daha dünyada ya var ya yoktu, o değil. O zaman Fransız okullarında çıkanlar arasına karıştığı besbelli olan bu molla bozması ordumuz İstanbul’a girince ortadan kayboluvermişti.
Gelelim biz Keçecizade’nin mahut mektubunun İstiklâl Marşı'na ait faslına.
Mektup şöyle devam ediyor:
"İstiklâl" denilen musiki parçasına gelince: Bunun müellifi Mabeyn-i Hümayun -mektupta Orkestra yazılı- Başı Zeki Bey olup, sahibinin hatırı için sırf bir "numara" olarak kabul edilmişti.
Sebebiyet verdiği hadisede -yani marşın çalınması üzerine Veliahdı ayağa kaldırtışta- gene o zat -molla kılıklı meçhul kimse- tarafından vaki olan âni ve tashihi hususuna vakit ve imkân kalmıyan bir şey olmuştur ki, bunun için acizleri ve Bekir Beyefendi orada son derecede adetâ pek acı surette tekdir ettik; yoksa tezkire-i vâlâlarında beyan buyurulan maddelere harfiyyen iştirakime geçen Cumartesi günü heyet-i tertibiyye muvacehesinde kıraat olunmak üzere Bekir Beyefendi'ye yazdığım ariza şahittir.
Hâlâ İstiklâl Zaferine İnanmıyorlar
Her kim arzu ederse bir "istiklâl" veya "muzafferiyet" veyahut herhangi bir marş yazabilir ki, Cemal Reşid Bey de "Muzafferiyet" namı ile öyle bir marş tertip etmiştir ve orada çalınmasını kendisine teklif ettiğim halde, mahviyet -tevazu- gösterip çalmak istemedi. Eğer çalsa idi, ona da mı kıyam edecektik?
Bundan dolayı, mütecasirinden başka hiç kimseye bir kabahat atfedememekteyim; halbuki çadır, sandalye ve güneş meselelerinde kabahati tamamile üzerime alarak bu babda pek vasiğ olan merhamet ve nezaketi müselleme-i necabetpenahiden istirham eylediğim hakipayı fahtmanelerine iblağ etmenizi rica ederim: Şu kadar var ki, belki o hususta dahi bazı fikirlerim tasvib-i âliye mazhar olur. Şöyle ki: Bilumum açıktaki ziyafetlerde, gardan party’lerde, bahçe çay merasinde ve açık konserlerde teşrifata pek o kadar riayet mümkün olamaması ve esasen çadırda kalmak bir müddetcik için olup, güneşin tasdi edeceği zaman programın piyano kısmına tesadüf edeceği hatıra gelerek, piyanoya bizzarur takarruba zat-ı necabetpenahilerinin müsaade buyurdukları takdirde, daha ileri vaz’olunacak sandalyalar tertip edilmişti.
Hadise-i müessifenin mütecasirine gelince:
Bu adam Bab-ı Meşihat’a mensubiyet iddiasında bulunmakla beraber, Fransızlara kendini göstermek üzere onlarla münasebet peyda etmeğe yeltenerek Fransızlara karşı laubalilikler ve âdetâ bir çok "gaf"lar yapmakta olduğu ve Fransız kibar ve sigarının nezaketlerini suiistimal etmekte bulunduğu görülmekte olmakla, kendisine cemiyetçe lâzım gelen muamelede kusur edilmiyeceğinin ve zat-ı âli Necabetpenahiyi rahatsız etmek gibi son derece müessif bir hale sebep olan bu hadisenin bize bir ders olduğunun ihtiramat-ı ve tazimat-ı ubudiyetkâranemizle beraber hakipayı âli-i Necabetpenahiye arzedilmesini hörmet mahsusa ile rica ederim efendim.
2 Ekim 1922
Ayandan Keçecizade İzzet Fuad
Bir torba dolusu lâf ve güzaftan sonra ortada bir gerçek kalıyor: Rahmetli viyolonist Zeki Üngör bugün "İstiklâl Marşı" olarak söylediğimiz marşı, Vahdettin İstanbulda Padişah geçinirken ve kaçmazdan elli gün önce Gülhane Parkında, Saray Orkestrasına çaldırmış olduğudur.
Bu Orkestra, Cumhuriyetin ilânından sonra Ankara'ya intikal ederek, bugünkü ünlü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olmuştur. Zaman ne kadar çabuk geçiyor..
(*) Keçecizade, İstanbul’un kurtarılışından sonra yakalanarak Adapazarındaki Askerî Tetkik Kuruluna verilmiş, mütareke yıllarındaki faaliyeti hakkında emekli bir asker sıfatiyle sorguya çekilmiş, bu esnada her gün Heyete başvurarak, alıştığı morfin enjeksiyonları için morfin tüpü ve enjeksiyon izni istemişti.
İmzasız, Akşam, 25 Mart 1968
İstiklâl marşının bestekârı Zeki Üngören söylüyor:
Evvelki gün bir işim düştü de Moda'ya gittim. Moda’ya gitmişken İstiklâl marşımızın kıymetli bestekârı Zeki Üngöreni ziyaret etmeden dönemezdim.
Veliahd Mecit Efendi'nin bir temsilin başında çalınan İstiklâl Marşı'nı ayakta dinlemeğe çağrılması ve ikazla ayağa kaldırılması o günlerin tek konusu olmuş, çeşitli çevrelerde "Veliahd ayağa kaldırılır mı" diye yaygara başlamıştı...
"Eğer bugünkü İstiklâl Marşı bize artık heyecan vermiyorsa kabahati marşta bulmayalım."
Zaman zaman hatırlarım: Atatürk devrinde yıldızı parlayan ve ondan sonra parlamaya devam edip 10 yıl evvel en son haddine varan bir devlet adamı,
"Bizi tarih sahnesinden silmek isteyen güçlere karşı müthiş bir mücadele vermiş ve bunu da başarmıştık."
Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisinin açılışında, açılış töreninde bando ile çalınacak bir marş bulunamaz.
Merhum büyük Türk ve İslam şairi Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 33. yıl dönümü olan 27 Aralık 1969’da muhterem kurucumuz Halide Nusret Zorlutuna’nın Ankara Hukuk Fakültesi konferans salonunda yaptığı konuşmayı, siz değerli okuyucularımıza da duyurmak için aşağıya alıyoruz.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
1922 yılında Cevona'da bastırılan T.B.M.M. umum müdürlüğü'nün ilk bastırdığı posta pullarından biri.
Çok garip bir tesadüfle Millî Mücadele yıllarının büyük manâsını terennüm edebilmiş bir şair de Nazım Hikmet’tir. Mütareke yıllarında Beyoğlu’nun kozmopolit muhitinde Ağacamiin halini düşünerek susturulmuş ezan sesleri karşısında tam bir Müslüman Türk evlâdının ıstırabını söyleyen mısralar onun imzasını taşır.
Tarihimiz Uçurumun Eşiğinde…
Yirmi beş yaşında gençlerimiz münşîyi, vak'a nüvis ve divan şairini şöyle bir tarafa bırakalım, İstiklâl Marşını okurken...


