BİR POLİTİKACININ SANDIĞINDAN

İstiklâl Marşı’nda Ayağa Kalkılır mı?

 
İzmir’in kurtarılışından 20, Vahdettin’in kaçışından 30 gün önce Gülhane Parkında “İstiklal Marşı’nın çalınmasının yarattığı olay: Vaki bir politikacının sandığından çıkanlar arasında bir tutam kağıt da Dumlupınar zaferinden tam bir ay sonra, İstanbul’da Gülhane parkında yapılan bir garden partide cereyan eden bir tezahürün etrafındaki şaşkınlığı hikâye ediyor, bizlere.

Ordumuz büyük zafer kazanmış, Gebze’ye kadar gelmiş, İstanbul’a şan ve şerefle girmek için bekliyor. 29 Eylül 1922 günü, Fransız Yüksek Okullarını Bitirenler Derneği Gülhane Parkında bir açık hava konseri veriyor, o günler İstanbul halkının en neşeli, en sevinçli günlerine rastlar. Derneğin başkanı o zamanki Senatonun üyelerinden Keçecizade İzzet Fuat Paşadır, mütareke yıllarında Damat Ferit sadrazamken bir ara hariciye nezareti müsteşarlığı eden, morfinoman bir Osmanlı yadigarıdır.

14 Eylül 1338 (1922) günü, ordumuzun İzmir’e girişinden beş gün sonra, “Sadık Kulları” diye Ahmed Muhtar adlı birisi, Mecid Efendi’ye şöyle bir mektup yazarak diyor ki: “Yüksek müsaadenizle Fransa Üniversitelerini ve Yüksek Okullarını bitirenler tarafından Gülhane Parkı’nda düzenlenen müsamereye, derneğin onursal başkanı olmanızı sayarak, Fransa’nın Yüksek Temsilcisi General Pelle ve eşi, temsilcilik ileri gelenleri ve Fransız subaylarından birçokları geleceklerini bildirmişlerdir. Bu sebeple, dernek üyeleri tertibatın mükemmel olmasına dikkat ve gayret ediyor, sizin de şereflendireceğinizi umuyoruz.
Gerek sizin, gerek sayın misafirlerin istirahatiniz için büyük bir çadır lazım. Bunu da dışarıdan bulmak kabil değil. O güne mahsus olmak üzere, Harbiye Nazırlığından teminini…”

Konserin birçok yanlışlarla Türkçe ve Fransızca yazılı bir kartona basılmış programı elimizde. Türkçe programın 9. numarası:  “Marş: indépendance “İstiklal, Zeki Bey” yazısının yanında kırmızı bir çarpı işareti var! Veliahd’ı Ayağa Kaldırmışlar!
Birinci kağıtta, Mecid Efendi’nin el yazısı ile şunlar yazılı: “Bugünkü müsamere-i musikide şayan-ı esef bir hadise vukua gelmiştir. Şöyle ki, program mucibince İstiklâl Marşı çalınmış. Bu esnada cemiyetin erkanından olduğu kolundaki alamet-i mahsusasından anlaşılan ilmiyeden -sarıklı- bir zat, zatı necabetpenahilerinin -Mecit Efendisi için bu unvanı kullanıyor- yanına gelerek (Ayağa kalkınız!) ihtarında bulunmuştur. Halbuki milli marş veya Marş-ı Sultani’den başka hiçbir musiki parçası kaimen -ayağa kalkarak- istima edilemez. Meğer bu parça taraf-ı milletten bir muzafferiyet gününün hatırası olmak üzere resmen kabul oluna!

İstiklal Savaşından Tegafül Eden Veliaht: Bugün, Devleti Osmaniye’nin istiklâli değil, istihlasıdır. Kurtuluşudur. Cenabı Rabbi Zülcelal’e  binlerce hamdü sena olsun ki Devleti Osmaniye hiçbir zaman istiklâlini kaybetmemiştir. Binaenaleyh bu gibi himmetler ancak lehülhamd Türk ordusu ile, felaketlerden vatanı muazzez istihlas olunması üzerine kabul olunur. Böyle yanlış bir telakki için huzurlarına yani kendisine gelip ihtiratta bulunmak ve bütün ecanibi -yabancıları- ayağa kaldırmak bilemem ne gibi telakki olunur. Eğer bu gibi ahvale lüzum görülüyorsa cemiyetin kararı ile evvelden teşebbüsatta bulunmak muvafık-ı maslahat olurdu. Veliaht, hâlâ büyük Türk ihtilalinin ya farkında değildi ya da bütün saray mensupları gibi ordunun bir zaferinden ibaret sayıyordu muhteşem istiklâl savaşını ve onun zaferini. 

Büyük Millet Meclisi, İstiklâl savaşının en kritik haftalarında, Birinci İnönü zaferi (9.1.1921) ile İkinci İnönü zaferi (30.3.1921 tarihli) arasında, ilk ümit yıldızının uzayda parladığı günlerin birinde, 12 Mart 1921 günkü İstiklâl Marşı’nı, millî marş olarak kabul etmiş ve Hakimiyet-i Milliye Gazetesi 131 sayılı nüshasında bunu ilân etmişti. Saray muhitinin bunu bilmemesine imkân ve ihtimal var mı idi! Hakimiyet-i Milliye İstanbul’da millî teşkilât eli ile, Sarayı kontrol eden subaylar eli ile bunların gözünün önüne konduğuna şüphe yoktu.

O gün Meclisi gene hamasî bir hava sarmıştı: Konuşmalar sürer giderken, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver’in, Başkan Dr. Adnan (Adıvar)dan söz istediği duyulmuştu:
 — “İstiklâl Marşları için teklif edilen şiirler bastırılmıştır. Taraf-ı âlilerinden tetkik edilerek, hangisi münasip görülürse kabul edilsin. Anadolu mücadelesini terennüm eden bu şiirlerden biri ne kadar önce seçilirse o kadar iyi olur, bestesini de yaptırabilelim. Bir encümen mi, yoksa sizin tarafınızdan mı? Elhasıl icabına bakılsın.”

Başkan — Bugün görüşülmesini kabul edenler ellerini kaldırsınlar!
Muhiddin Baha (Pars)’ın sesi duyulmuştu:
 — Söyleyeceğim sözlerin yanlış anlaşılmamasını temin için bir şey söyleyeceğim. Millî Marş müsabakası ilân edildiği vakit ben de (M) imzası ile bir marş yazmıştım, müsabakaya katılmaktan vazgeçiyorum.
Besim Atalay (Kütahya):
 — Şiirlerin hakikisi halk arasında yaşar, ısmarlama olanlar yaşamaz. Bizim Cezayir marşımız müsabaka ile yazılmamıştır.
Hamdullah Suphi: — Arada kuvvetli şiir olsun diye Mehmed Akif Bey’e yazdırdım, dedikten sonra halk şiirinin ne demek olduğunu anlattıktan sonra meclisin kararını istemişti. Çankırı mebusu Müftüzade müderris Tevfik Hoca, söz almış: “Maarif Encümeni icabına bakmalıdır, işin Meclis umumi heyeti ile bir ilişkisi yoktur.” demişti.
Tunali Hilmi (Bolu): — Mesele mühimdir. Bu şiir milletin ruhundan doğmamıştır, acele edilmesin! Bir edebî encümene verelim işi, deyince (hayır, hayır) sesleri yükselmişti.
Reis, kürsüden Meclise hitap etmiş ve: 
— Trabzon Mebusu Celâlettin Bey, bir İstiklâl Marşı yazmış, okunması için takrir var, demiş ise de, Trabzon’un yerli ailelerinden birinin oğlu olan ticaretle meşgul ellisini aşmış bu zatın şiiri, müsabakadan sonra geldiği için okunmamasına karar verilmişti.
İzmit Mebusu Hamdi Namık, “Bu Meclis işi mi, edebî encümen işi mi? Şiir, bir sanat meselesidir, bir encümen kuralım.” demişti. Maarif Vekili Hamdullah Suphi tekrar söz almış:
— Ismarlama şiir, halkın ruhuna tercüman olamaz, sözleri yanlıştır. Şiiri okuduğum zaman hepinizi müteessir görmüştüm. Kalpten başka miğyar var mıdır? Burada yedi şiir var, biri seçilsin, demişti.

Başkan, daha önceden okunan, Mehmet Akif Bey’in şiirini reye koyuyorum, demiş, eller kalkmış ve çoğunlukla kabul edildiğini tebliğ etmişti. (Meclis'te tekrar okunsun) sesleri yükselmiş. Başkan kabul edilen marşın ayakta dinlenmesini istemiş ve Hamdullah Suphi, kürsüye gelerek, Akif’in şiirini, kesilmeyen alkışlar arasında okumuştu: Şiir şöyle bitiyordu: 

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklâl!

İstiklâl Marşı’nın sözleri, İkinci İnönü zaferinin sevinç dalgaları arasında bütün memlekete, bir inan kaynağı halinde yayılmıştı. Okullarda, kışlalarda, cephe boylarında okunuyor, o zamanın musiki bilenleri gönüllerinin heyecanını, türlü kompozisyonlarla dile getiriyorlardı. Rahmetli Samih Rifat’ın kardeşi, Kadıköy Şark Musiki cemiyeti Başkanı ve İstanbul Şehir Meclisi üyesi Ali Rifat Bey de alaturka icra heyetine, bir de davul ilâve ederek, İstiklâl Marşı’nı bestelemiş ve işgal kuvvetlerinin tehdidi altında, gözyaşları içinde tekrar tekrar çaldırmıştı. Fakat bu bir marş değil, bir “Milli Marş” olmalı idi. Badi tekniğine göre, pardisyonlarını yapılacak orkestrada ve fanfarlarda —bando mızıkalarda— çalınmalı idi.

İstanbul’daki Saray Orkestrasının ve Bandosunun Şefi Zeki Üngör, orkestra için bestelenmiş ve sarayda orkestrasına meşk bile etmişti. O gün, Gülhane Parkı’nda çalınan marş, sonra resmi marşımız olmuştu, bugün haykırıyoruz, ebediyete kadar da Türk göklerinde yükselecek olan Millî Marş.
Mecid Efendi yazdırdığı mahut notu Başyaveri Şekip Hakkı’ya vermiş, o da ona göre Keçecizade’ye 30 Eylül 1922 günü bir mektup döşenmişti. Mektubun müsveddesi aynen şu idi:
Ayan-ı Kiramdan ve Fransız Mekâtibi Aliyesi (…) Cemiyeti Reisi İzzet Fuad Paşa Hazretlerine. 

Deli Saçması Mütalâalar 

Arz-ı hürmet kârânemdir. 
Dünkü müsamere-i musikiyede celb-i nazar-ı dikkat bir hadise vukua gelmiştir. Şöyle ki, programda “İstiklâl Marşı” unvanı ile münderiç bir parçanın terennümüne başlanmadan evvel, cemiyetin erkânından olduğu alamet-i farikasından anlaşılan ve kisve-i ilmiyeyi labis bulunan bir zat Veliahd-ı Saltanat hazretlerinin nezdine takarrupla ayağa kalkmalarını ihtar etmiştir. Müstağni-i arz-u beyan olduğu üzere “Marşı Sultani” yahut “Milli Marş”dan başka hiçbir musiki parçasının kaimen istimaına mecburiyet yoktur.

(İstiklâl Marşı) namile (…) -unvanlı- olan parçanın (Milli Marş) olarak resmen kabul edildiğinden İstanbul mahafili haberdar değildir zannederim. Eğer bu marşa bir sıfatı resmiye bahşolunduğu muhakkak ise, onun programda 9. numara olarak değil bilâkis hiç olmazsa birinci numarayı teşkil eden (Marşı Sultani)yi müteakip bilâfasıla terennüm olunması iktiza ederdi.

Kaldı ki, Devlet ve milleti Osmaniye’nin son senelerdeki vaziyetine ait hatıratı herhangi bir musiki parçası ile tesid ve taklid etmek -ebedileştirmek- arzu edilmiş ise buna (İstiklâl) sıfatının izafesi cidden muhtacı tenkittir. Çünkü azade-i külfeti beyan olduğu üzere, bir millet az çok bir zaman diğerinin ribka-i tabiyet ve esaretinde bulunduktan sonra iktisad-ı hürriyet ve hâkimiyet ederse tarih-i siyasasisinde azami hadisat olacak böyle vakıanın hatıra-i mefharetini teyid ve ilân için beslenecek musiki parçasına (İstiklâl Marşı) unvanı bihakkın verilebilir.

Sanki İstanbul Düşmanın Çizmeleri Altında Değildi.

Yoksa, birkaç (…) (akılsız) sevres muahedisini imza etmiş olmalarına rağmen (İstiklâl-i Osmani) ne makarr-ı hilâfet ve payitaht-ı saltanatta, ne de dahili memlekette hiçbir zaman fiilen kaybolmamıştır. Cenabı hakka binlerce hamd-ü senalar olsun, şanlı Türk Ordusunun son muzafferiyeti sayesinde tahaddüs eden halef-i mesude ise ancak bazı ecza-yı memalikin düşman istilâsından reha istihlası tabiri ile kabil-i ifadedir. Binaenaleyh ismi müsemmasına mutabık olmayan ve sıfat-ı resmiyeden muarra bulunan bir musiki parçası için Zat-ı Ali Necabetpenahi ile beraber birçok muteberanı ecanibi mecbur-ı kıyam eylemek bilmem ne suretle tefsir olunabilir? 

Bir De Veliahdı Kanepeye Oturtmuşlar da Koltuk Koymamışlar.

Bundan başka, Necabet-maab Efendi için “tek bir koltuklu” tahsis olunmayarak kanepede diğer bir zatın temas ve mücaveretinden (yan yana oturmaktan) rahatsız olmalarına sebebiyet verilmesi ve nihayet çadırın bütün meduvvini (davetlileri) tesir (…) ile müteezzi edecek bir vaziyette kurulması ikinci derecede ehemmiyeti haiz efalden bulunmakla, içtimaat-ı mümasile de heyet-i tertibiyenin daha ziyade mütebassirâne ve mütekayyidâne (…) lüzumunun icap edenlere ihtar buyurulmasını ricaya mücaseret ve bilvesile ihtiramat-ı faikamı takdime müsaraat eylerim efendim hazretleri, 30 Eylül 1922.

Bir kelimesini değiştirmeden naklettiğimiz Başyaverin ağdalı mektubu, Mecid Efendi’nin direktifini aynen dile getirmişti. Ne yazık ki hâlâ Anadolu’da hür ve bağımsız bir Türk Devletinin, İstiklâl Savaşı ile doğduğunu ne Padişahı, ne Veliahdı, ne de saray mensupları anlayamamışlardı. Anlayamayacak kadar da ahmaktılar.
Bu mektubu morfin şırıngalarından dejenere olmuş bir Osmanlı Paşası Keçecizade İzzet Fuad (*) uzun bir mektupla cevap vermişti. Büyük Türk ihtilâlinin bir güneş gibi parladığı bir memlekette gafillerin nasıl düşündüğünü gösteren bir “belge” de sandıktan çıkıvermiştir.


Akşam, 24 Mart 1968

"İstiklâl Marşındaki heybetli ve ahenkli heyecanın da bu marşın sözlerinden kuvvet aldığına inanıyorum."

Tevfik Fikret, bir zamanlar, daha çok, Avrupalılaşmış münevverlerimizce hissedilen bir istibdâda kızarak, İstanbul’a lânet yağdıran bir şiir yazmıştı: Sis

İstiklâl Marşı Bestesi Üstüne Düşünceler

Bilindiği gibi İstiklal Marşımızın milli marş olarak Türkiye Büyük Millet Meclisince kabulü 12 Mart 1921 tarihine rastlar.

Millî marş

Marş için bir edebiyat dehasının değil, İstiklal fırtınasının uğultusunu can kulağı ile duymuş birinin haykırışı kâfidir.

GÜNÜN MEVZULARI : 23 nisan 1920

Dış ve iç düşmanların, elbirliğile yaptıkları çeşid çeşid açık ve gizli suikastlarla...

Halefsiz Şair

İki gündür Mehmed Âkif'in hâtırasını kucaklıyan ve başının üstüne çıkaran Üniversite gençliği...

BÜYÜK AKİF

Bu akşam sizlere, Âkif adlı o büyük Türk evlâdının çok az fâniye nasib olur, çile dolu şerefli hayatını, şiirin ilâhî mertebesine ulaşmış yüce san’atını değil, yalnız aramızda geçen en son gününü anlatacağım

İSTİKLÂL MARŞININ BESTEKÂRI ZEKİ ÜNGÖR’Ü EVİNDE ZİYARET

“İstiklâl Marşı” nın kimin eseri olduğu hakkındaki suale “şair Mehmet Akif merhumundur” cevabı verilir de; o güfteyi melodisi ile heyecan ve hürmet telkin eden ölmez bir eser ve “Millî Marşımız” haline getiren bestekâr Zeki Üngör’ün isminden hiç bahsedilmez! Bu haksızlık, şarkılardan bir çoğunda da tamamile...