Geçtiğimiz günlerde bir haber yayınlandı. Dünyada yalnızca Söke’de var olan “Küçük Çan” bitkisi yok olma tehlikesi ile karşı karşıyaymış. Küçük Çan bitkisinin durumu tespit edilebildiği için talihli mi saysak onu? Zira nice endemik bitkimiz benzer tehlikeler karşısında yok olup gidiyor ve hiç haberimiz olmuyor. Türkeli’nde devlet Türk vatanının ve milletinin hayatiyetini sağlayacak konularla ilgili değil. Türkeli’nde Türklerin lehine sonuç verebilecek herhangi bir hadise gündem olamıyor.
Söke ovası Türkeli’nin en münbit ovasıdır. Dünyanın da en verimli ovaları arasında sayılıyor. Haberler Söke’de yok olma tehlikesi altındaki küçük çan bitkisinin civarında çimento fabrikası olduğunu zikrediyor. Fakat küçük çan bitkisinin yok olma tehlikesiyle yüzyüze gelmesinin sebebinin bu fabrika olduğunu söylemeye de dilleri varmıyor. Çimento sanayi kontrol sanayi olarak da anılır. Dünyada çimento ihracatında Türkiye birinci sırada Vietnam da ikinci sıradadır. Türkiye Avrupa’da da çimento imalinde birinci sıradadır. Bu istatistikler Türkeli’nin lehine değil aleyhinedir. Çevreyi çok fazla kirletmesi, yoğun enerji harcaması ve bunlara mukabil düşük kar getirisi sebebiyle “gelişmiş” sayılan ülkeler kendi memleketlerini zarar ve ziyandan korumak için bu sanayii ülkelerinden olabildiğince uzak tutarlar. Bırakın çimento fabrikasını memleketten uzak tutma fikrini Türkeli’nin en verimli ovasında çimento fabrikası yer alıyor. Bu, memleketini düşünen idarecilerin olduğu hiçbir ülkede olmaz. Üstelik Türkeli bitki ve endemik bitki çeşitliliği bakımından herhangi bir Avrupa ülkesinden değil bütün Avrupa kıtasından çok daha zengindir. Avrupalılar verimsiz çevresini korurlarken biz Türkler Allah’ın bize verdiği nimetleri fark edemiyor, kafirlerin açtıkları tuzaklara düşüyoruz.
Türkeli’nin bitki zenginliğini literatüre tabiat itibariyle mahrumiyet bölgesi sayacağımız Britanya’nın botanikçileri geçirmiştir. Şu anda Türkiye florası hakkında eldeki bilgilerimiz Britanyalı botanikçi Peter Hadland Davis’in çalışmalarına dayanıyor. Yani kendi zenginliğimizi hâlâ kendimiz tespit edebilmiş değiliz. Türkeli’nin bütün Avrupa’dan daha zengin bitki ve endemik bitki çeşitliliğine sahip olduğunu tescilleyen Davis’tir. 10 ciltlik Türkiye’nin Florası kitabını o hazırlamıştır. Lakin bu tespit işinin Türkeli’ne neye mal olduğunu hâlâ tam bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz kadarı şudur: Davis Türkiye’de dağ bayır gezerek Türkiye Florası’nı çalışırken her bitkimizden (en az) bir örneği Britanya’ya kaçırmış. Arazide Davis’le beraber çalışan yerli akademisyenler Davis’in her gün 1-2 saat uyuyacağını söyleyerek çalışmaya ara verdiğini ve bu esnada toplanan bitkileri gizlice “bunlar bize bu da Türklere” diyerek tasnif ettiğini anlatıyorlar. Bugün de zaten Türkiye florası çalışan her botanikçi Davis’in Türkeli’nden çalıp götürdüğü bitkilerin bulunduğu ve dünyanın sayılı Botanik bahçelerinden biri olan Edinburgh Kraliyet Botanik Bahçesi’nden icazet almak zorunda. Yani Türkeli’nde tespit edilen her yeni bitkinin yeni veya endemik olup olmadığı Edinburgh botanik bahçesindeki örneklerle karşılaştırılarak teyid ediliyor.
Türkeli’nin dünyaya parmak ısırtan bitkilerinin ve endemik bitkilerinin başına gelen bunlarla sınırlı değil. Endemik bitkilerimiz aynı zamanda dünya ilaç sanayince talan ediliyor. On yıllardır yabancılar turist ve akademisyen kılığında hatta Erasmus öğrencisi olarak endemik bitki bakımından çok zengin topraklarımıza gelip, Davis tarafından hazır kataloglanmış bu bitkilerimizi çalıp götürüyorlar. Bazılarının bu hırsızlıkları “akademik işbirliği” adı altında yaptıkları da gizli saklı değil. Halbuki Türkeli yalnızca bitki bakımından değil binlerce yılın tecrübesini taşıyan toprağı ve insanı bakımından da büyük zenginlik arz eder lakin bunun kıymeti hiçbir zaman bilinmemiştir. Mesela Türkiye’de Zakkumcu Ziya denilerek alay edilen fakat yurtdışında çalışmaları ilgiyle takip edilen Dr. Ziya Özel’in ortaya attığı zakkum tedavisi kendi icadı değildi. Kendisi bunu görev yaptığı Muğla’daki köylülerden öğrenmişti. Asırlardır köylüler zaten o bitkiyi tedavi amaçlı kullanagelmişler. Fakat kendimize mahsus zenginliklerimizle kendi tecrübemizin 90’lı yıllarda Türkler lehine sonuç verebileceği tehlikesi baş gösterince dünya sistemi medya eliyle bu potansiyeli yok etmek için her şeyi yaptı. Bugün de elimizin altındakilerden bihaber ve düşmanlarımızın topraklarımızda pervasızca hırsızlık yapmalarını kolaylaştıracak bir şekilde yaşıyoruz.
Dünya ilaç sanayii topraklarımızı on yıllardır hallaç pamuğu gibi atarken devletin yaptığı şey 2018 yılında “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma Komisyonu” kurmak oldu. Bu bana bir fıkrayı hatırlatıyor. İki mülkiye müfettişi teftişten dönüyorlarmış. Beygir sırtında Kızılırmak boyunca yol alırken nehrin gürül gürül aktığı bir yere varıp beygirlerinden inip hayranlıkla nehri seyretmeye başlamışlar. Bu esnada birisi belirmiş. “Ne güzel akıyor mübarek değil mi beyim” demiş müfettişlere. Müfettişler de adamı tasdik etmiş. Fakat “neye yarar” demiş adam: “İstifade eden yok.” Sen su mühendisi misin yoksa elektrik mühendisi misin diye sormuş müfettişler. Hayır demiş adam: “Ben İstanbul’da sütçüyüm.”
Meselemiz çevrecilik meselesi değildir. Biz zaten Müslüman olduğumuz için tabiatın tahrip edilmesinin karşısındayız. Ve Türkeli’nde İstiklal Marşı Derneği’nin sözü geçtiği zaman tabiatın gördüğü zararları izale edecek, tabiatı ıslah edecek bir siyaseti hakim kılacağız. Bundan on beş sene önce biz İstiklal Marşı Derneği olarak yenebilir otlar projesini dile getirdik. Bunu dile getirmedeki gayemiz şudur: Türk milletinin açlıkla tehdit edilememesini istiyoruz. Türk milletinin açlık tehdidiyle Türkeli aleyhine yapılan hiçbir plana razı olmak zorunda kalmamasını hedefliyoruz. Türkeli bu bakımdan dünyanın en elverişli yeri. Türk milletinin daha önce de açlıkla başbaşa bırakıldığında yenebilir otları bildiği kadarıyla toplayıp yiyerek ayakta kaldığı günler oldu. Tek parti devrinde 1949 yılında Karadeniz bölgesinde köylülerin mısır dahi bulamayacak durumda oldukları ve açlık tehlikesini ısırgan ve sair otlar yiyerek atlatmaya çalıştıkları gazete haberlerine aksetmiştir. Türkler olarak kendi zenginliklerimizin heba edilmesine, talan edilmesine, yok edilmesine dur demeliyiz. Türkler vatan ve istiklalden vazgeçmediyse kafirlerin tayin ettiği gündemin oyuncağı olamazlar.
Gökhan Göbel, 21 Zilkade 1447 (8 Mayıs 2026)
PERGELİN YAZMAZ SİVRİ UCU NEŞROLUNDU!
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” adlı yeni kitabı neşrolundu.
Çelimli Çalım mecmuamızın dokuzuncu sayısı çıktı.
1989 senesinde birincisi neşredilen Cuma Mektupları kitaplarının ilk beş cildi gözden geçirilip tek bir ciltte toplandı.
YEDİNCİ OLAĞAN GENEL KURUL
Derneğimizin 7. Olağan Genel Kurulu 19 Zilkade 1446 Cumartesi günü (17 Mayıs 2025) İstanbul Şubemizde yapıldı.
İstiklâl Marşı Derneği’nin yayınladığı “Çelimli Çalım” mecmuamızı ikinci sayısı çıktı.
SAAT 11
Mehmet Akif'in Asım kitabında bir ramazan vakası vardır. Köse İmam bu vakayı "saat 11 sularındaydı" diye anlatmaya başlar.


