TÜRKİYE'DE HİÇBİR KİŞİ İSTİKLÂL MARŞI'NI BÖYLESİNE AĞZINDA SAKIZ EDEMEZ

27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece.., Beyoğlu’nda bir gece kulübü… Pistte “Kalipso Kralı” diye ilân edilen Metin Ersoy adında bir şarkıcı... Jamaikalı çalgıcılarla New-York mezarlığındaki ölülerin dansını canlandıracak. Seyirciler arasından bir çiftin piste gelmesini istiyor. Birkaç kişi bağırıyor: “Senih Orkan...” diye... Tiyatro oyuncusu Senih Orkan ve yanındaki arkadaşı piste çıkıyorlar. Metin Ersoy dansı tarif ediyor ve melodinin hep birlikte söylenmesini istiyor. Senih Orkan’dan bir ses:

— İstiklâl marşı gibi...

. . . . . . . . .

Biraz sonra Metin Ersoy bir şarkının bir parçasının kadınlar ve erkekler tarafından ayrı ayrı söylenmesini istiyor. Önce kadınlar söylüyor, sonra erkekler... “Kalipso Kralı” erkeklerin söylemesini beğenmiştir. Takdirlerini ifade ediyor:

— Erkekleri çok beğendim... Millî marş gibi söylüyorlar!..

. . .

Kendinize gelin beyler... Sanatçı da olsanız, birkaç alkış kulaklarınızda yankılar da yapsa, değil siz, Türkiye’de hiçbir kişi “İstiklâl Marşı”nı, “Millî marşı” böylesine ağzında sakız edemez. Her milletin milli marşı kutsal bir semboldür. Paris’in en apaş meyhanelerinde bile “Marseillaise”in alkol kokusuna karıştırılacağını sanmıyorum.

Eğer cebinizdeki nüfus kâğıdına en ufak bir saygınız varsa, o gece belki de —belki değil muhakkak— içkinin etkisiyle yaptığınız bu densizliğin, bu satırları okuyunca sizi de perişan ettiğini tahmin ederiz. Milletleri millet yapan dün de, bugün de, Komünist Çin’de de, Amerika’da da bazı kutsal duygulardır. Bu duyguların başında da “Millî Marşlara” duyulan saygı gelir.

Elimizdeki ölçü politika meydanlarında atılan “Vatan... Millet!” nutukları değildir ama, düşmanın Eskişehir’e dayandığı günlerde Birinci Büyük Millet Meclisi’nin ayakta, ağlayarak dinlediği ve bir ağızdan söylediği “İstiklâl Marşı”na, o meclisin torunlarının böylesine saygısızlık etmesine katlanamayız.

Hasan Pulur, Milliyet, 1 Mayıs 1965

Yeni Türkiyenin doğduğu gün

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sevres paçavrasını tanımadığını, milli misak prensipleri çerçevesi içinde bir barış kurulmadıkça...

Atatürk’ün ve Mehmet Âkif’in iki meşhur sözüne dair

“Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar.” Evet, bu da Türk milletinin (topyekûn medeniyet düşmanlığına) belge gibi gösteriliyor.

İSTİKLÂL MARŞI MÜNEKKİTLERİ: ORHAN SEYFİ ORHON'UN YIKICI GÖRÜŞLERİ

1939 yılı başlarında "Yücel" adıyla bir dergi çıkarıldı. Zamanının en ağırbaşlı bir yayın organı olarak bilinen bu dergide Orhan Seyfi Orhon’un imzasını taşıyan bir yazı yayınlanmıştı. Muharrir bu yazısında Milli Marşımızın en popüler bir mısrasını kastederek büyük bir bilgiçlikle (!) şunları karalıyordu: 

"Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın"

Eşref Edib: "İstiklâl Marşı değişir mi?"

Bir yazıcının değiştirmeğe çalıştığı ve ta'an ettiği istiklâl marşımız ve Mehmet Akif hakkında memleket münevverlerinin fikirleri

"MİLLÎ MARŞIN İSE MİLLÎ RUHA YAKIN, MUNİS VE MİLLETİN RUHUNU VECDE GETİRECEK NAĞMELERLE BESTELENMİŞ OLMASI GEREKİR"

Bazı Anadolu gazeteleri, güftesi şair-i İslâm Mehmet Akif Bey tarafından tanzim edilmiş olan İstiklâl Marşı’na muhtelif bestekârlar tarafından yapılan yüz kadar bestenin, berâ-yı intihap Paris Konservatuarı’na gönderildiğini yazıyorlar.

İstiklâl Marşı ve Mehmet Akif

Mehmet Akif edebiyatımızda bir din şairi olarak tanınmıştır. Ona Kemal gibi, Fikret gibi Vatan şairi demek bu yüzden biraz güç olmuştur. Akif’i anan kalemler bu noktada mutlak dururlar. 

Birçok şairin, Mehmet Akif'in devreye girmesi üzerine yapıtlarını yarışmadan çektiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.

Gazetede okudum, dilimiz, dünyada en çok konuşulan ilk beş dil arasındaymış. Beni önce biraz şaşırttı bu.