Karabekir, Genelkurmay Başkanlığı'na da Akif’in İstiklal Marşı ve bestelenmek için bunun Paris'e gönderilmesi tasarısı hakkındaki eleştirilerini bildirir. Rauf Bey'e mektubunda da yer alan bu görüşlere göre Akif’in şiiri milletin vicdanından çıkacak bir feryat değildir. Millete "arkadaş" diye hitap etmektedir ki, bu milletin şahsiyetini küçültmektedir.
"kim bilir belki yarın" ibaresi, millete "dişinizi sıkın" nasihatinden başka bir şey olmadığı gibi bağımsızlığa kavuşulduktan sonra da anlamı kalmayacaktır. Düşmanlar "Türkler kabiliyetsizdir, medeniyet kabul etmezler" derken medeniyete canavar demek doğru olmaz. Hilale ve Cenab-ı Hakk'a münacat kısımları da ancak bir ilahiye yakışabilir, bunlar maneviyat kırar. Halk Cüda, Hüda gibi kafiye hatırı sözleri de söylemez. Marşın bestesi de, güftesi de halkın düzeyine ve kültürüne göre olmalıdır. Halka, anlamadığı, sevmediği bir şeyi zorla söyletme işini hükümet üzerine almamalıdır. Çıkacak ters sonuç düşünülmelidir ki bu sonuç şu olabilir: Bilenler nefretle karşılarlar, itiraz tufanı durmaz, herhangi bir marş ağızlarda dolaşır. Marş'a bir de yabancı gözüyle bakmalıdır.
Karabekir'e göre, bir milli marşta üç şey bulunmalıdır: "Birincisi: Mukaddesatım hürdür, ikincisi: Esarete karşı her şeyimi feda ederim, üçüncüsü: Türklüğün ne olduğunu tarih de söyler. "
Karabekir mektubunda bunları belirtmektedir. Bu satırlara kitabında düştüğü iki dipnot vardır, ne zaman yazıldığını bilmediğimiz bu dipnotlarda şöyle denmektedir:
"Millet Meclisi, Akif Bey'in yaptığı ilahi gibi şiiri alkışlarla İstiklal Marşı diye kabul etti. Bestesi için de Paris'te Müsabaka yapılacağını haber alınca bunun muvafık olmadığını Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti'ne yazdığım gibi, Heyeti Vekile Reisi Rauf Bey'e şunu yazdım (yukarıda özetlediğimiz mektup). "Ankara, gerek maarif programıyla, gerekse İstiklal Marşıyla dehşetli geriye gidiyor. Lay'ıhalarım bunu protesto demektir."
Yukarıdaki satırlar, İstiklal Marşı hakkında yapılmış hemen hemen en sert eleştirilerdir. Karabekir'in eleştirileri arasında üzerinde düşünülecek noktalar yok değildir, ancak bu eleştirilerin, Marş konusunda Akife rekabet eden biri tarafından yapıldığını unutmamak gerekir. Karabekir'in görüşleri arasında çelişkiler vardır. Marştaki dinsel unsurlara karşı çıkar görünürken, kendi önerdiği marş "nurlu ümmetiz" ibaresiyle bitmektedir. Bir marşta bulunması gereken noktalar dediği şeyler Akif’in İstiklal Marşı'nda vardır. Bunlar arasında yalnızca milletin adı "Türk" olarak anılmamıştır.
Zeki Sarıhan, Mehmet Akif, Kaynak Yayınları, İstanbul-1996 , s. 157-158
Bayrak, Sancak, Millî Marş
İstiklâlimizi ebediyen kazanıp Cumhuriyete kavuştuktan sonra millî ahlâkımızda bir cihet, bütün açıklığıyle göze çarpıyordu: Bayrak saygısı… Bu, pek tabiî bir neticeydi. Çünkü İstiklâl Harbi neydi? Bayrağımızın İstiklâli, hür ve müstakil topraklarımız üstünde dalga vuracak olan mukaddes Türk Remzinin hâkimiyeti için çarpışmış değil miydik?
Bugün yeryüzünde bağımsızlığını kazanmış ve devlet haline gelebilmiş her milletin bir bayrağı vardır. O halde bayrak hür bir milleti temsil eder. Bayrak ile milli marşı ise çok yakından ilgilidir. Zira bayrağı olan her hür devletin bir de milli marşı vardır. Bu marş ki, o milletin bayrağı göndere çekilirken milli duygularını kükreten ve “İşte hürüm bayrağım göklerde dalgalanıyor” dercesine istiklâlini dünyaya haykıran milli andıdır.
Metin Önal Mengüşoğlu - Müstesnâ Şair Mehmed Âkif
Bence İstiklal Marşı, Mehmed Âkif nezdinde neticede bir şiirdir. Onun modern bir ayine dönmesini ve dönüştürülmesini arzular mıydı?
Mersinde Bir Muhakeme
Cümhuriyet marşı söylenirken kalkmadığından
Çomu zade ile Fırka reisi arasında çıkan münakaşanın sonu
Mehmet Akif’in Fikirleri
Bâzan imanla haykırır: İstiklâl savaşında doğacak hürriyet ve istiklâlin müjdecisi olarak...
Fakat 1914 den bugüne kadar Türk edebiyatında cıvık ve cırlak san’at iddialarile çırpınıp duran şairlerimizin millî marşa mevzu olacak iki satırlık bir nazım çıkaramadıklarını gördükten sonra...
"Mehmet Akif, kendinden geçmişti. Dudaklarından kendi yazdığı İstiklâl Marşı’nın mısraları dökülüyordu."
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 temmuz 1922 tarihli oturumunda, Erzurum Milletvekili Salih Efendi’nin Kurban Bayramını tebrik etmek üzere Batı Cephesi’ne


