Bizde musikişinaslar esnaf addediliyor. Eski bir davadır bu. O kadar yazıldı, çizildi, söylendi; fakat bir musikişinasla bir leke sabunu satan gezginci esnaf arasındaki farkı anlatmak mümkün olmadı. Anlaşılıyor ki, onun nazarında, bir senfoni ile bir çalı süpürgesi, bir sonatla kaşar peyniri, bir saz semaisile kundura, bir şarkı ile bir çorap ayni şeydir. İkisini de halka arzeden adama “esnaf” derler ve ikisine de ayni muamele yapılır.
Geçen gün bir sabah gazetesi haykırıyordu: “Millî marşımız niçin yok?”
Niçin mi yok? Sokakta pırasa ve lâhana satmak için avazı çıktığı kadar haykıran bir zerzevatçile, sahnede güzel bir beste okuyan muganni arasında fark olduğunu bilmiyoruz da onun için. İkisine de bağırabilmeleri için esnaf tezkeresi kesiyoruz. Bu memlekette millî marş değil, bahriye çiftetellisi bestelenmesine bile şükredelim. Üstüne ayakla basıldığı halde yine filiz veren tohumlarımız var. San'atkâr neler çekiyor ve yaşıyabilyor. Buna da şükür. Niçin millî bir marşımız olmadığını ve millî sesimizin niçin kısıldığını merak edenler bu kadarcığını bilsinler, kâfi.
P.S. (Peyami Safa), Son Posta, 18 Kânunuevvel 1931, s. 3
Tarihimiz Uçurumun Eşiğinde…
Yirmi beş yaşında gençlerimiz münşîyi, vak'a nüvis ve divan şairini şöyle bir tarafa bırakalım, İstiklâl Marşını okurken...
İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİ MEHMED AKİF HAKKINDA -3-
Akif öldükten sonra onun ufülüne ağlıyan gözlerde yine Akifin pürüzsüz samimiyeti okundu. Akifteki mütevazı, gösterişsiz samimiyet, onun programsız kalkan cenazesinde yine aynen fakat bütün haşmetile tecelli etti. Ardında bıraktığı iz; bir damlacık gözyaşından ve nihayet sönüp tükenen bir enin nefesinden ibaret kalmadı. Sütunlarla matem, sayfalarla medhü sena avazeleri yükseldi ve hâlâ yükseliyor.
Şair Mehmet Akif İçin
Arkadaşımız Nurullah Ataç Şair Mehmet Akif için yazdığı bir yazıyla Akif'in hayranlarından bazılarını bir hayli sinirlendirmişti.
Kendinize gelin beyler... Sanatçı da olsanız, birkaç alkış kulaklarınızda yankılar da yapsa, değil siz, Türkiye’de hiçbir kişi “İstiklâl Marşı”nı, “Millî marşı” böylesine ağzında sakız edemez. Her milletin milli marşı kutsal bir semboldür. Paris’in en apaş meyhanelerinde bile “Marseillaise”in alkol kokusuna karıştırılacağını sanmıyorum.
"Mehmet Akif, kendinden geçmişti. Dudaklarından kendi yazdığı İstiklâl Marşı’nın mısraları dökülüyordu."
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 temmuz 1922 tarihli oturumunda, Erzurum Milletvekili Salih Efendi’nin Kurban Bayramını tebrik etmek üzere Batı Cephesi’ne
Kontrolsüz tek partili istibdad rejiminin terki zamanı gelmiş ve yeni teşekkül eden Demokrat Parti, Büyük Millet Meclisi'nde faaliyete başlamıştı. Demokrasi'ye ve Anayasa'ya aykırı hareketlere ve kanunlara son vermek talepleri belirmekte ve kuvvet kazanmakta idi.


